Mesajı Okuyun
Old 08-10-2006, 02:55   #10
Av. Şehper Ferda DEMİREL

 
Varsayılan

Yargıtay HGK

1992/02-536 E.
1992/000620 K.
21.10.1992 T.

[*]FÜRUA BAĞIŞ

Fürua yapılan tarla bağışı M.K. 603/2 madde kapsamında değildir.

Davacı ispat yükü altında olup 603/1 kapsamında iade istenebilir.

(743 s. MK. m. 603)

Temyiz eden: Davacılar

Taraflar arasındaki "mirasta iade, tapu iptali - tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Alanya 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 3.3.1989 gün ve 1986/620 E. 1089/80 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.2.1990 gün ve 1990/83/8-2308 sayılı ilamiyle; (...Dava miras bırakanın sağlığında füru lehine yaptığı bağışlar hakkında açılan mirasta iadeye ilişkindir. O halde davalılar bağışın iadeye tabi olmadan yapıldığını ispat zorunluluğundadırlar. Oysa davalı Mustafa Yurttaşın delil ikame etmediği diğer davalı Kemal Yurttaş ile Hüseyin Yurttaş mirasçıları durumundaki davalıların ise ikamet ettikleri delil ile bağışın iadeye tabi olmadan yapıldığı ispatlayamadıkları gerçekleşmiştir.

Bu nedenle davanın vazgeçilen taşınmaz dışında kabulü gerekirken yazılı düşüncelerle isteğin reddedilmesi usul ve kanuna aykırıdır.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacılar vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.

Dava mirasta iade isteğine ilişkindir. Taraflar kardeştir. Davacılar müşterek miras bırakanları babalarının dava konusu taşınmazı miras hissesine mahsuben davalı kardeşlerine bağışladığını ileri sürerek bu yerin terekeye iadesini talep etmişlerdir. Davalı, bağışın miras payına mahsuben değil kayıtsız şartsız yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Özel Daire ile mahkeme arasındaki görüş ayrılığı ispat yükünün hangi tarafa ait olduğu noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle M.K.nun 3. fıkrasında yer alan mirasta iade ile ilgili M.K.nun 603. maddesinde getirilen tüm sistem üzerinde durulması gereklidir. Hukuk Genel Kurulu’nun 29.1.1986 gün ve 280-58, yine 13.5.1987 gün 776-361 ve 12.10.1988 gün 326-785 sayılı kararlarında açıkça vurgulandığı üzere anılan 603. maddenin 1. bendinde kanuni mirasçılara müteveffa tarafından yapılan teberrulara ilişkin olarak "kanuni mirasçılar, miras hissesine mahsuben müteveffanın sağlığında almış oldukları bütün teberruları terekeye iadeye birbirlerine karşı mükelleftirler" hükmü getirilmiş, 2. fıkrada ise müteveffa tarafından füru lehine yapılan teberrulara ilişkin olarakta "müteveffa tarafından hilafına açıkça bir teberru yapılmış olmadıkça füru lehinde bahsedilen cihaz, tesis masrafı borçtan ibra suretiyle de bu kabilden sair suretlerde bahsedilen menfaatler iadeye tabiidir" hükmüne yer verilmiştir. Yine M.K.nun 6. maddesinde ispat yükü konusunda genel bir kural konulmuş ve "kanun hilafını emretmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispata mecburdur" denilmiştir.

Medeni Kanunun 603. maddesi füru yararına yapılan bağış konusunu özel olarak ikinci fıkrada düzenlemiştir. İkinci fıkra hükmünden açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki, bu konuda öncelikle miras bırakanın irade beyanına başvurulacaktır. Asıl olan miras bırakanın arzusuna saygı göstermektir. Miras bırakanın açık bir irade beyanında bulunması halinde bu irade esas alınacaktır. Açık irade beyanında bulunulmaması halinde yasal düzenlemenin getirdiği ilkelerden hareket olunmalıdır. Füru yararına yapılan bağışları düzenleyen 2. fıkra tümü ile değerlendirildiğinde görülecektir ki, yasa koyucu ortaya bir karine koymuştur. "Füru yararına yapılan bağışlar onun miras payına mahsuben yapılmıştır ve iadeye tabidir". Bu karine aslında bir babanın çocukları arasında eşit davranması yolundaki tabii duyguya da uygun düşmektedir. Yasa koyucu babanın çocukları arasında bir ayrım yapma gereğinin de hayatın olağan akışı içerisinde belirebileceğini gözeterek miras bırakana bu konuda hareket edebilme olanağını da getirdiği düzenlemede "hilafına açıkça bir teberru yapılmış olmadıkça" sözlerini kullanmak suretiyle bu yolu açmıştır. O halde iade borcunda Medeni Kanunun 6. maddesindeki genel kurul uyarınca ispat yükü öncelikle iade isteyen fürua düşerse de iade isteyen, iadeye tabi olduğunda uyuşmazlık olmayan mallarda az önce açıklanan yasal karineden yararlanacağından ispat yükü yer değiştirecek karinenin aksini savunan lehine tasarrufta bulunulan füruun bağışın iadeye tabi olmadan yapıldığını ispat zorunda bulunduğunun uyuşmazlık konusu olmaması halinde uygulanacaktır. Demek ki, MK. 603. maddesinin 2. fıkrasında sayılan menfaatler söz konusu olduğunda asıl olan bunların iadeye tabi olduğudur ve yukarıda açıklanan hakiki esaslar uyarınca iadeye tabi olmadan bahsedildiğini yararına tasarrufta bulunulan füru ispat zorundadır. Bahsedilen menfaatler 2. fıkrada sayılanlar dışında ise, durum ne olacaktır? Bu takdirde tabiatıyla yasal karinenin devreye girmesinden söz edilemiyeceğinden Medeni Kanunun 6. maddesindeki genel kural uyarınca iadeye tabi olarak yapıldığını ispat yükü iade isteğinde bulunan fürua düşecektir. İsviçre Federal Mahkemesi de bu görüştedir. Jdt 1951 - 1-324; JDT 1951-1-438 (Prof. Dr. N. Kocayusufpaşaoğlu, Miras Hukuku Sh.472). Belirtmek gerekir ki Yasa koyucu füru yararına bahsedilen her türlü menfaatlerde yasal karinenin uygulanacağı görüşü ile 603/2. fıkrayı genel bir kural olarak benimsemek isteseydi, bu durumda bahsedilen menfaatler açısından cihaz, iş kurma yardımları gibi bir yoruma girmesine gerek bulunmadığı kuşkusuzdur. Yasa koyucu fürua yapılan teberrularla ilgili olarak, nitelik yönünden bir sınırlandırma getirmiş ve bu sınırlandırmadan vazgeçmeksizin aynı nitelikteki menfaatleri de maddenin kapsamına almıştır. Gerçekten MK.nun 603/2. maddesi ile kaynak İsviçre Metni farklı ise de bu farklılık hukuki esaslarda değil sadece niteliğe ilişkin kapsamdadır. Kaynak metinde nitelik daha geniş tutulmuştur. Ve MK.nun 603. maddesini karşılayan kaynak İsviçre metninin 626/2. maddesinde (Abandona da bians) mal varlığının devri sözlerine yer verilmiştir. Somut olayda marus tarla cinsindeki taşınmazlarını davalı çocuklarına kayıtsız şartsız bağışlamıştır. Tüm dosya içeriğine göre, davacılar tarafından füru lehine yapılan bağışın M.K.nun 603/2. maddesinde de ifadesini bulan cihaz, tesis masrafı borçtan ibrayı sağlamak amacına yönelik bulunduğu ya da nitelik itibariyle bu kabilden bahşedilen bir menfaat kapsamında olduğu ve iadesinin gerektiği tanıklanamamıştır.

Bu itibarla yerel mahkemece mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle davanın reddedilmesi doğrudur. O halde direnme kararı onanmalıdır.

SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 21.10.1992 gününde oyçokluğu ile karar verildi.