Mesajı Okuyun
Old 27-03-2008, 01:34   #2
Av. Muzaffer ERDOĞAN

 
Varsayılan 5728 Sayılı, Yasa Hak arama ve savunma özgürlüğü, diğer etkiler.

Öncelikle devam etmek için geciktiğimden arkadaşlarımdan özür diliyorum.

İkincisi tartışma sanıyorum yeterince ilgi uyandırmadı.

Daha sonra devam etme hakkımı saklı tutarak konuyu kaldığım yerden irdelemek istiyorum.

Avukatlık hukukuna ilişkin değişiklikleri aktarmadığım için konu usul hukuku ile sınırlı kalacaktır.

Bilindiğigibi usul hukukunun amacı en kolay, en çabuk, en gerçekçi biçimde gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu nedenle hakime ve taraflara kısıtlayıcı kurallar koyar.

Bu anlanda yargının amacının tartışılması gerekir. Yargı ne yapar?

Bir hakkı sahibine mi verir yoksa bir hakkın varlığını veya yokluğunu mu tesbit eder.

Ceza hukuku açısından baktığımızdan devletin yargılama hakkının varlığı veya yokluğu tartışma konusu olabilir. Ama özel hukuk konusunda yargı hak kurmaz, kimin hakkı olduğuna karar verir (yanılmıyorsam Üstündağ)

Olaya bu çerçevede baktığımızda taraflar var olan bir hakkın kime ait olduğunu tartışırlar.

Bu çerçevede medeni hukukta tarafların ve hakimin rolü çok tartışılmıştır. Bir hakkı ileri süren insan hakkının varlığını her türlü kanıtla kanıtlama hakkına sahiptir. Karşı taraf da yokluğunu. Hakimin rolü?

Tartışmayı uzatmak istemiyorum. Ancak biz yargılamayı özellikle tarafların inisiyatifine bırakırsak sonu gelmez davalar ile karşı karşıya kalabiliriz. Usul hukukunun amaçlarından birinin davayı hızlı ve ekonomik biçimde çözmek olduğunu söylemiştim.

Madde numaralarını anımsamıyorum. Usul hukukumuza göre herkes yazılı delillerini dava dilekçesine eklemek zorunda. Başka birhükme göre de taraf teşkili olmadan delillerin hasredilmesi için karar verilemez. Şimdi ben davayı açtım. Delilleri sunmadım. Taraf teşkili yapılamadı/yapıldı. Taraflar delillerini hasren bildirmedikleri sürece yeni delil ileri sürebilirler. Tarafların yazılı delillerini dava dilekçesine ekli olarak sunma zorunluğu nerede kaldı? yaptırımı ne?

Neyse konuyu fazla dağıtmadan konumuza dönelim. Yargı bağımsızlığı bütünlüklü bir ifadedir. Bu ifade yargının yürütme ve yasamaya karşı bağımsız olmasını ifade ettiği kadar yargıcın kendisine de karşı bağımsız olmasını ifade eder. Yani yargıç bir davada kendi kişisel düşünceleri nedeni ile etki altında kalabileceğişni düşünüyorsa o davadan çekilmelidir. Burada tarafları tanımasının önemi yoktur. Yargıcın kendi vijdanının sesinin önemi vardır.

Bu kadar lafı şu nedenlesöyledim: Düzgün bir yargı istiyorsak yargının tüm taraflarının saldırıdan uzak kalmasının sağlanması gerekir.

Şimdi olay değişti. Avukat da sorumlu tutuluyor. Neden?

Yasaya göre avukat müvekkilinin direktifine göre iş yapmak zorunda. Yapmak istemezse avukatlıklan çekilir. Bir avukatın bir davanın kazanılmasında veya kaybedilmesinde ücret dışında nasıl bir çıkarı olabilir? (ücret konusu da yasaya aykırıdır)

Peki mahkeme neye dayanarak, hangi hakla beni bir avukat olarak kötü niyetli davrandığım düşüncesi ile cezaya çarptıracak?

Ender bey (http://www.inisiyatif.net/document/62.asp) değişikliğin anayasaya uygun olduğu ve anladığım kadarı ile yararlı olduğu görüşündedir. Ben bu görüşe katılmıyorum. Bence bu değişiklik savunma hakkını kısıtlayacak bir değişikliktir. Bağımsız yargı sadece yargıcın idare karşısında bağımsız olması ile sağlanamaz. Avukatın da yargıç karşısında bağımsız olmasının sağlanması gerekir.

Devam edeceğim.

Saygılar.