Mesajı Okuyun
Old 25-01-2007, 11:45   #34
Av. Dr. V. SEVEN

 
Varsayılan

Daha önceki birkaç yazımda da belirttiğim üzere, yargılama olarak ifade ettiğimiz şey kuralların (hukukun) somut olaya uygulanmasıdır. Hukukun uygulanması ise, soyut ve objektif kuralların, somut ve subjektif durumlara uyarlanmasıdır. Şunu unutmamak gerekir ki, somut ve subjektif durumlar her zaman birbirinden farklıdır. Bu nedenle somut olayın özellikleri tam olarak bilinmeden verilecek cevaplar sizi yanlış yola sevk edebilir.

3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’da 4814 sayılı Kanun (RG. T. 08.03.2003 ve S. 25042) ile yapılan değişiklik sonucunda 16b maddesi eklenmiş bu maddenin 2. fıkrasında, “Çekin karşılığının bulunmaması nedeniyle şikayet hakkı, 8 inci maddede belirtilen miktarın yatırılması için öngörülen sürenin dolduğu tarihte; ihtiyati tedbir kararı veya ödeme yasağı nedeniyle süresi içinde ibrazında çek hakkında işlem yapılmaması halinde ise, ihtiyati tedbir kararının veya ödeme yasağının kalktığı tarihte doğar.” hükmü getirilmiştir.

Şu an ki uygulama ise aşağıdaki gibidir.

Değişiklikten sonra, çekin ödenmemesi için alınmış bir ihtiyati tedbir veya ödeme yasağı var ise hamil şikayet hakkını kullandığında her hangi bir ayırım yapılmadan, Cumhuriyet Savcılıklarının 3167 sayılı Kanunun 16b/2’nci maddesinde dayanarak verdiği kovuşturmama kararı (CMK m. 172) ile karşı karşıya kalmaktadır. Cumhuriyet Savcılıklarının vermiş olduğu kovuşturmama kararlarına karşı yapılan itirazlar (CMK m. 173) da aynı gerekçelerle reddedilmektedir. Diğer taraftan cumhuriyet savcıları tarafından dava açılmış olan hallerde mahkemeler durma kararı vermekte (CMK m. 223/8), bu kararlara karşı yapılan itirazlar da yine aynı gerekçelerle reddedilmektedir (Birkaç istisna hariç).

Ayrıca belirtmek istiyorum ki, her hangi bir ayırıma gidilmeden yukarıdaki uygulamanın yapılıyor olmasını doğru bulmamaktayım. Bu nedenle şu an yazmakta olduğum bir makalede bu konuyu incelemekteyim. Kısaca bir ayırıma gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, çekin zıyaı halinde alınabilecek önleyici tedbir olan ödemeden men talimatı iki şekilde kendisini göstermektedir. Bunlardan birincisi TTK m. 730/20 atfı ile çeklerde de uygulama imkanı bulan m. 669’a göre mahkeme tarafından verilen ödemeden men kararı, ikincisi ise, bizzat keşideci tarafından m. 711/3’e göre verilen ödemen men talimatıdır. Bu her iki ödemeden men talimatı çekin muhatap tarafından ödenmemesi sonucunu doğurmakla birlikte, hukuki nitelikleri ile talimat aşamasından sonra izlenecek hukuki prosedürde farklılıklar söz konusudur. Benim kanaatime göre, çek keşidecisinin TTK m. 711/3’e göre verdiği ödemeden men talimatı, 3167 sayılı Kanunun 16b/2’nci maddesinde belirtilen ödeme yasağı kavramı kapsamında değildir.

Tekrar ifade etmek gerekirse somut olayın özellikleri her zaman önemlidir.