Mesajı Okuyun
Old 22-02-2007, 16:50   #79
Hekimbaşı

 
Varsayılan Biraz bilimkurgu ve fantezinin zararı olmaz

Sn.Avsevil,

Teşekkür ederim; benim sadece dolaylı olarak değindiğim bir yönü vurguladığınız için. Toplum sağlığı ve toplumun geleceği derken kastedilenin içinde çocuğun sağlığı ve geleceği de yer almaktadır. Çocuk yoksa, ölümsüz olmadığımız taktirde, gelecek de yoktur.

Sizin yazınızı bahane ederek ve ondan hareketle (size değil) birşeyler daha yazmak gerektiği izlenimi edindim; izin verirseniz.

Varsayımlar üzerine konuşmak ne kadar doğru olur bilemiyorum. Bu nedenle, çocuğun ne tercihi olacağını düşünmek yerine, tarih bize ne öğretmiş, ona bakmayı yeğlerim. Bazıları kızabilir ama, yine de söylemekten geri kalmayacağım: George Orwell' in 1984 ünü okumak veya SSCB nin gücünün dorukta olduğu 1970 lerde yürüttüğü uygulamaları incelemek gerekir. Kızıl Çin' in doğum kontrolu adı altında çocuk sahibi olma özgürlüğü konusunda getirdiği uygulamalara da bakılmalıdır. Çocukların emzirme süresi sonunda bakım kamplarına (yahudi toplama kamplarına benzetmek için kullanıyorum) alındıkları düzenlere ilişkin yazılıp çizilenleri okumak gerekir. Çocuğun mutlak olarak toplumun malı olduğu görüşü ile, her bireyin çocuk sahibi olma hakkının çelişmesini ve ailenin algılanmasına ilişkin uç görüşlerin sakıncalarını fark etmemek mümkün değildir.

Görülecektir ki, çocuk sahibi olma hakkı hiçbir zaman bireyin olmamış, bir çiftin hakkı ve birlikteliğinin hedeflerinden en önemlisi olarak görülmüştür. Başka türlüsü mümkün olmadığı için böyle olduğunu iddia etmek, tarih ve sosyolojiyi hiçe saymak demektir. Çiftin yasal (toplumca kabul edilir) birliktelikte olmaları da daima farklı ve yasal olmayanlardan önde, saygın olarak değerlendirilmiştir. Vahşiler (Pagan) hariç, bütün topluluklardaki yaklaşım budur; 'yapabiliyorsam yaparım' yaklaşımı sadece vahşilere özgüdür. Yok olup gitmelerine de kimse engel olamamıştır. Onlar artık yok, bizler varız, dikkatinizi çekerim. Bunu sağlayan şey ise, çocuklarımızı kanatlarımız altına alarak yetiştiriyor olmamızdır.

Vahşilerin döneminde de kadınlar gebe kalırdı, ama kimden olduğuyla kimse ilgilenmez, kadınlar da, o sözünü ettiğimiz annelik içgüdüsü ile, sırtlarına bağladıkları çocuklarla bazen erkeklerin peşinde, bazen de kendi başlarına dağ bayır gezerlerdi. Çocuk yaşamayı başarırsa yaşar, yoksa ölürdü. O dönemde de kadınlar çocukları sorumluluk olarak görür, erkeklerse konuyla çocukla başbaşa kalmadığı sürece ilgilenmezdi. Böyle binlerce yıl geçmiş, bir yere varılamamıştır. Bir yerlere varılması; yerleşik düzene geçilmesi, yazının bulunması, insanların bilgi birikiminin başlayıp, işin sonucunun nerelere vardığını anlamalarıyla mümkün olmuştur. Hukuğa, yani yazılı kurallara ancak ondan sonra sıra gelmiştir. Uygarlığın başlaması ve günümüz toplumlarının temellerinin atılmasını o günlere borçluyuz. Şimdi, durup dururken geriye mi dönelim yani? Sorunlar varsa, ileriye doğru çözümler üretelim, geriye doğru değil.

Eğer geçmiş bize yeterince ders olamıyorsa, yeteneklerimizi kullanıp, bir gelecek hayal edelim. Edebiliriz değil mi?

Şöyle diyelim: kadınlar canlarının istediği sperm vericisinden istedikleri kadar gebe kalıyorlar. Erkeklerle birlikte olmak ve yuva kurmak istemiyorlar. Bilim adamları da istenen hücreden istenen kadar üretmeyi başarmışlar (bugün de mümkün, ama sperm için değil bu arada). Bu koşullar altında şu sorulara hep beraber cevap arayalım:

1. Bütün anne olmak isteyen kadınlar aynı vericinin spermini istiyorlar; hakları değil mi? Ve bunlara 'kadın kaynaklı' deniyor.
2. Bazı kadınlar, her iki yılda bir anne olmak istiyorlar, olanakları var, zenginler ne de olsa. Ama onların genleri yeterince çeşitlilik sağlamıyor. Neredeyse klonlanmış, sürü sepet çocuk dolaşıyor ortada.
3. Verici muhteşem, ama otuz yıl sonra bir sorunu çıkıyor ve bu çocukları da etkileyebilir nitelikte, ama o otuz yılda binlerce kadın binlerce doğum yaptı ve çocukların kimisi kendi çocuklarını bile yaptı; hatta bazı kızlar babalarınınkini kullandı, çünkü en iyisi o.
4. Erkekler hep ölü uç, yani çocukları olamıyor, bu nedenle onlar da rahim kiralama yoluna gidiyorlar; çok pahalı ama, kiralayan bulunabiliyor.
5. Sadece zengin erkekler kiralık rahimi ödeyebildikleri için, sadece onların çocukları 'erkek kaynaklı' oluyor.
6. 'Erkek kaynaklı' ve 'kadın kaynaklı' çocuklar, olağan aile kavramından uzak, tek cinsin etkileşimi altında yetiştikleri için, diğer cinsle iletişim kuramıyor, aile kurma eğilimleri önceki kuşaktan da az oluyor.
7. ... ???

Bu hayal, bana Isaac Asimov' un bir romanında, birbirleriyle ömürlerinde sadece bir kez, devletin saptadığı tarihte çocuk yapmak üzere biraraya gelen, bu faaliyeti tiksinmekle birlikte görev olarak yerine getiren, ve bunun dışında asla bir başka insanla aynı odada bile bulunmayan bir toplum tasvirini anımsattı.

Mesela dedim; aslında cevap filan aramıyorum; çünkü bu soruların milyonlarca daha türevi var, ve biz aslında soruların listesini bile yapamaz durumdayız. Biz, çok açık söylüyorum, şu anda neler olup bittiğini bile anlamaktan aciziz. Nerde, koşulları değiştirdiğimizde neler olup biteceğini bilelim? Sakın sanmayın ki sperm bankaları kurabildik diye birşeyler biliyoruz; komik olur.

Gelin; geleceğimiz olan çocuklarımızın sağlıksız (sapkın, hastalıklı) yöntemlerle dünyaya gelmelerine izin vermeyelim.

Saygılarımla,