Mesajı Okuyun
Old 06-07-2010, 11:52   #6
Av. Bülent Sabri Akpunar

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan Av.Cengiz Aladağ
Bence ortada sahte bir belge bulunmadığı ve oluşa göre icra memurunun kastı sahte belge düzenlemeye yönelik olmadığından görevi kötüye kullanma suçu oluşabilir ama resmi belgede sahtecilik suçu oluşmaz.


Resmi belgede sahtecilik suçunun maddi ve manevi unsurlarının olayda oluşmadığı şeklindeki Sayın Aladağ'ın görüşüne katılıyorum.

Memurun fiili, görevi savsama (Görevi kötüye kullanma) kapsamında düşünülebilir.Ne var ki, Yargıtay'ın aşağıya alıntılayacağım ve görevi savsama suçunda "iş yoğunluğundan kaynaklanan zamansızlık ve ...personel yetersizliği" vakıasının bu suçta manevi unsurun oluşmasında etkili olduğu hallerde ceza verilemeyeceğine dair kararını da şüphelinin savunmasında etkili olacağını düşündüğümden eklemek gerekir.

Alıntı:


T.C.
YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2001/4-421

K. 2002/171

T. 12.2.2002

• GÖREVİ SAVSAMA SUÇU ( Sanığın Hakim Olması )

• HAKİM OLAN SANIĞIN GÖREVİ SAVSAMA SUÇU ( Kalem Denetimini Yapmamak Kısa ve Gerekçeli Kararların Yazımını Katiplere Bırakmak Suretiyle Görevlerin Savsanması )

• KALEM DENETİMİ YAPMAYAN HAKİM ( Hakimin İş Yoğunluğu Yüzünden Gerekli Denetimi Yapamamasının Görevi İhmal Olarak Değerlendirilememesi )

• KISA VE GEREKÇELİ KARARLARIN YAZIMININ KATİPLERE BIRAKILMASI ( Sanıkların Birden Fazla Mahkemede Görev Yapmaları Nedeniyle İş Yoğunluğunun Söz Konusu Olması-Görevi İhmal Suçunun Oluşmaması )

yapmamak, kısa ve gerekçeli kararların yazımını katiplere bırakmak suretiyle görevlerini savsadıkları nedeniyle hakimler aleyhine açılan kamu davasında haklarında aynı olay nedeniyle dava açılan kalem personelinin bir kısmı dahi, tanık olarak alınan ifadelerinde, sanıkların kararlarını kendilerinin yazdırdıklarını, kaleme uğrayarak belli ölçüde denetim yaptıklarını beyan etmişlerdir. Sanıkların birden fazla mahkemede görev yaptıkları kayıtlarla sabit olup, iş yoğunluğundan kaynaklanan zamansızlık ve kalem personelinin yetersizliği nedeniyle gerekli denetimi yapma olanaklarının kısıtlı olduğu da anlaşıldığından, sanıklara yüklenen, görevi savsama suçunun manevi öğesinin oluşmadığı ortadadır.


DAVA : Sanıklar Burhan K. ve Yusuf K. haklarında görevi savsama suçundan yargılama yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 11.10.2001 gün ve 4/31 sayı ile;
Adalet Müfettişlerinin soruşturma raporu, tanık beyanları karşısında Sulh Ceza Hakimi olan sanıkların 1/2 oranında müstemir yetkili oldukları mahkemeye ait kısa ve gerekçeli kararların yazımını katibe bırakmaları ve kalem denetimini yapmamaları nedeniyle katip tarafından 21 dava dosyasının karar defterine ve karar kartonuna mükerreren kaydedilmesine, ilamı olmayan 12 adet dosyanın karar defterinde ve karar kartonunda numara verilmesine, 89 adet dosyanın karar tarihlerinin karar defterinden farklı tarihler taşımasına, 5 adet iddianame ile sabıka kaydının silinmesi ve idari para cezalarına itiraz gibi başvuruların 1 yıla yakın süreyle işlemsiz bırakılmasına yol açarak görevlerini savsadıkları, yükledikleri suçun oluştuğu kabul edilerek ayrı ayrı TCY.nın 230/1, 80, 59 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 232.333.333'er lira ağır para cezası ile cezalandırılmalarına, bu cezalarının 647 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca birer ay süreyle 5 eşit taksitte alınmasına ve aynı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin oyçokluğu ile karar verilmiştir.
Daire Başkanı M.F.İnan ile Üye O.Yaşar; "Görevi savsama suçu genel kasıtla işlenen suçlardandır. Hareketin bilerek yapılması ve sonucun istenmesi şarttır. Bu suç taksirle işlenemez. Maddi yanılgı, ( beşeri hata ) mesleki deneyimsizlik, iş yoğunluğu, hastalık, görevin yerine getirilmesi için sağlanan insan gücünün veya araçların yetersizliği gibi durumlar suçun manevi öğesinin oluşmasını önler.
Yasal düzenlemeye ilişkin bu bilgiler ışığında;
Sanıkların eylemlerine bakıldığında, suçun oluşmadığı ya da hükümlülüklerine yeterli kanıt bulunmadığı görülmektedir. Sanıkların kısa ve gerekçeli kararları kendilerinin yazdırmayıp katibe yazdırdıkları konusunda inandırıcı kanıt yoktur. Görevlerini yapmayan yazmanların bu husustaki beyanlarının kendilerini suçlamadan kurtarmaya yönelik olması mümkündür. Kaldı ki, sanık Yusuf K.'nın, tanık anlatımlarına göre kararları bizzat yazdığı da anlaşılmaktadır. Yapılmayan ya da hatalı yapılan işlemler sanıkların aynı zamanda Ağır Ceza Mahkemesinde görevli oldukları kısa denilebilecek bir sürede katibin görevini yapmaması sonucunda oluşmuştur. Henüz yıl sonu devirleri de gelmediğinden, yazmanın bu ihmali işlemleri gözden kaçırılmış ve farkına varılamamıştır. Kaldı ki tanıklar sanık Yusuf K.'nın kaleme sık sık gelip denetim yaptığını da ifade etmişlerdir.
İnsani yanılgı, iş yoğunluğu ve yazman yetersizliği karşısında, sanıkların görevi savsama suçlarının manevi öğesi ( kast ) oluşmadığından beraatlerine karar verilmesi inancına ulaşılmıştır." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Hükmün sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle CEZA GENEL KURULUnca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Giresun Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Seyhan Orkun tarafından 16.12.1999 tarihinde yapılan kalem denetiminde 1999/328 esas sayılı dosyanın duruşma tutanaklarında hakim imzaları bulunmadığından bunların gerçeğe aykırı olarak değiştirilmiş olabileceğinden bahisle tutanak düzenlenmiş ve zabıt katibi Celalettin Ç. hakkında C.Savcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.
Yine 22.12.1999 tarihinde gönderilen ikinci bir suç duyurusu yazısında; yapılan denetimlerde karar defterinde ve karar kartonunda aynı karar numaralarını taşıyan farklı esaslara ait dosyalar olduğu; karar kartonunda, karar defterinde kayıtlı olmasına rağmen bazı ilamların bulunmadığı; aynı esasa ait dosyanın karar defterinde mükerrer kayıtlarının olduğu, buna rağmen dosyanın elde derdest bulunduğu, karar defterine karar sonucunun kartondaki ilamdan farklı işlendiği; esas defterindeki kaydın 389 esastan 400'e atladığı; bazı iddianamelerin 1 yıl aşkın süre elde bekletilerek tensiplerinin ve duruşmalarının yapılmadığı; idari para cezaları ve trafik tutanaklarına itirazların bir kısmının hiçbir işlem yapılmaksızın uzun süredir bekletildiğinin tespit edildiği bildirilerek, yazı ekinde bu konuda düzenlenen 28 adet tutanak gönderilmiştir.
Giresun C.Başsavcılığınca, mahkeme hakimlerinin de kusurlu olabileceğinden bahisle olayın bildirilmesi üzerine, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce, keyfiyetin ihzari mahiyette tahkiki için görevlendirilen Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı düzenlediği fezlekede, sanıkların görevlerinin ifasında kayıtsızlık ve düzensizlik gösterip, kalem denetimi ve görevlerini ihmal ettikleri anlaşıldığından disiplin cezasıyla cezalandırılmalarının uygun olacağının düşünüldüğünü bildirmiştir.
Öne sürülen iddiaların ve tespitlerin niteliğine nazaran görevlendiren Adalet Müfettişlerinin yaptıkları soruşturma sonucunda düzenledikleri raporda,
Giresun Sulh Ceza Mahkemesinde 23.12.1998 - 15.10.1999 tarihleri itibariyle 1/2 müstemir yetki ile çalışan Hakim Burhan Küçükerdoğan ile 15.1.1999 - 20.9.1999 tarihleri itibariyle 1/2 müstemir yetki ile çalışan Hakim Yusuf K.'nın; tanıkların anlatımları, dosya ve evraklar üzerinde yapılan incelemeler ve tutanaklara göre, hem gerekçeli hem de kısa kararları kendilerinin yazdırmayıp katibe bırakarak yasa hükümlerine aykırı davrandıkları, kalem denetimini yapmadıkları, bu suretle görevlerini ihmal ettikleri kanaatine varıldığı, haklarında kovuşturma yapılması gerektiğinin düşünüldüğünü bildirmişlerdir.
Sanık Burhan K. aşamalarda yaptığı savunmalarda özetle; 18.9.1996 tarihinde Giresun Hakimi olarak göreve başladığını, müstemir yetki ile Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olarak görev yaparken, daha sonra ayrıca Sulh Ceza Mahkemesinin 1/2 işlerine de bakmak üzere yetki verildiğini, aynı zamanda İl Seçim Kurulu Başkanlığı görevini de yürüttüğünü, bu sürede haftada iki gün Ağır Ceza Mahkemesinin, bir gün Sulh Ceza Mahkemesinin duruşmalarına çıktığını, teraküme neden olmadan en iyi şekilde görev yaptığını, kalem denetimini de yaptığını, kalem personelinin, sayı, nitelik ve sağlık yönünden yetersiz olduğunu, sık sık yaptığı denetimlerde personeli uyardığını, disiplin cezası uygulayacağını söylediği için bir kısım evrakın katiplerce denetlemeden kaçırılarak saklanmış olabileceğini, ayrıca iddianamelerin hakime havale ettirilmeden doğrudan kaleme verildiğinden bazılarından haberdar olamayabileceğini, kısa ve gerekçeli kararların yazımını katibe bırakmasının söz konusu olmadığını, ayrıca haklarındaki davanın, aynı olay nedeniyle görevi kötüye kullanmak suçundan yargılanan katip Celal'in anlatımları esas alınarak açıldığını, suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.
Sanık Yusuf K. ise savunmalarında özetle; 15.1.1999 tarihinde Giresun Hakimi olarak göreve başladığını ve Ağır Ceza Mahkemesi üyeliği ile birlikte Sulh Ceza Mahkemesinin 1/2 işlerine bakmak üzere görevlendirildiğini, sağlık sorunlarına rağmen rapor ve izin almadan özveriyle görev yaptığını, soruşturmaya konu dönemde kendisinden kıdem ve yaş olarak oldukça büyük olan meslektaşının teklifi üzerine Sulh Ceza Mahkemesinin tek esas numaralı dosyalarına kendisinin, çift esas sayılı dosyalarına da diğer sanığın bakmasını sözlü olarak kararlaştırdıklarını, daha önce görev yaptığı yere göre iş yükünün oldukça fazla olması nedeniyle işlerini aksatmadan yürütebilmek amacıyla hafta sonları, tatillerde ve mesai sonrası zamanlarda da adliyede bulunarak kararlarını yazdırdığını ve diğer işlerini yaptığını, haftada en az 4-5 kez kaleme uğrayarak gerekli denetimleri yaptığını, Sulh Ceza katiplerinin deneyimli olmalarına rağmen içlerinde çalışma azmi bulunmayışı, bilgi ve beceri noksanlığı, iş bilincinin yeterli düzeyde olmaması yanında özellikle katip Celalettin Ç.'un bir takım ailevi sorunları nedeniyle sorumluluğunda olan işleri savsamak suretiyle bu karışıklığa neden olduğu, katipler tarafından hakimin önüne getirilmeyen, bir köşede tutulmak suretiyle işlemsiz bırakılan evrakın sorumlusunun hakim olamayacağı kanaatine vardığını, olayda bir ihmali veya kastının bulunmadığını, suçsuz olduğunu söylemiştir.
Tanık olarak bilgisine başvurulan Ceza Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürü Abdullah S.; katip Celalettin Çavuş'u sık sık uyardığını, usulsüz olarak yanlış veya mükerrer yapılan kayıtların, karara çıkmış dosyaların yeniden derdest hale getirilmesi gibi yanlışlıkların yıl sonu devirlerinde ortaya çıkacağını, daha önce belirlenmesinin mümkün olmadığını, çünkü yapılan işlemlerin çıplak gözle bakılarak farkına varılamayacağını, her iki hakimin zaman zaman kaleme gelip, "yazılmamış karar var mı?" diye sorduklarını, kendi masasının kalemde aynı ortamda olmasına rağmen böyle bir karışıklığın olduğu olayda hakimlerin herhangi bir kusurlarının bulunmadığını, ilgili katibin ihmalinden kaynaklandığını, kayıtlarda herhangi bir düzensizlik görülmediğinden hakimlerin bu durumun farkına varmalarının mümkün olmadığını beyan etmiştir.
Tanıklar mübaşir Kadir K. ve katip Ayşegül O. da benzer şekilde anlatımda bulunarak, kalemde hakimler tarafından ayrıntılı bir denetim yapılmadığını, ancak katip Celalettin Ç.'un ihmali nedeniyle bu olayların meydana geldiğini belirtmişlerdir.
Tanık olarak bilgisine başvurulan katip Celalettin Ç. ise, aynı olay nedeniyle sanık olarak yargılandığı için tanıklıktan çekindiğini bildirmiştir.
Dosyada mevcut belgelerin incelenmesinde; Giresun C.Başsavcılığının 3.2.2000 günlü iddianamesiyle aynı olaydan dolayı tanıklar Ayşegül O. ile Abdullah S. haklarında görevi savsama suçundan, Celalettin Ç. hakkında ise, iki hakimin çalışma düzeninin farklılığından kaynaklanan nedenlerle hayali duruşma tutanakları düzenleyerek mükerrer kayıtlara neden olduğu, dosyaların gerçek karar tarihleri ile karar kartonundaki ilamlara farklı tarihler yazarak görüldü tarihlerini uzattığı, bir takım iddianameleri ve idari cezalara itirazlara ilişkin evrakı işleme koymadığı, bu suretle müteselsilen görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.
Keza, düzenlenen tutanaklardan her iki sanığın baktığı işlerden karar defterinde ve karar kartonunda aynı karar sayısını taşımakla birlikte farklı esas numarasına sahip 21 adet dosyanın; karar defterinde yazılan karar sonucunun, karar kartonunda yer alan ilamdaki sonuçtan farklı olduğu 10 adet dosyanın; karar defterinde kayıtlı olmasına karşılık karar kartonunda ilamı bulunmayan 12 adet dosyanın; karar defterinde mükerrer kaydı yapılan 15 adet dosyanın; karar defteri ve karar kartonunda esas numaraları aynı olmakla birlikte, karar tarihlerinin ilamda ve karar defterinde farklı olduğu 53 adet dosyanın; bir seneye yakın herhangi bir işleme tâbi tutulmayan 4 adet değişik iş dosyasının bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
Giresun Sulh Ceza Mahkemesinde, Kalem Yönetmeliğine aykırı işlemler yapıldığı, kayıt düzenine uyulmadığı ve gerçeğe aykırı kayıt ve belgeler oluşturulduğu açıktır. Nitekim bu olaylar nedeniyle kalem personeli hakkında kamu davası açılmıştır. Dosyada sanık hakimlerin, kalem denetimini yapmamak, kısa ve gerekçeli kararların yazımını katiplere bırakmak suretiyle görevlerini savsadıkları ve bu olayların meydana gelmesine neden olduklarına ilişkin savunmalarının aksine yeterli, kesin ve her türlü şüpheden uzak kanıt bulunmamaktadır. Haklarında aynı olay nedeniyle dava açılan kalem personelinin bir kısmı dahi, tanık olarak alınan ifadelerinde, sanıkların kararlarını kendilerinin yazdırdıklarını, kaleme uğrayarak belli ölçüde denetim yaptıklarını beyan etmişlerdir. Kaldı ki, sanıkların birden fazla mahkemede görev yaptıkları kayıtlarla sabit olup, iş yoğunluğundan kaynaklanan zamansızlık ve kalem personelinin etersizliği nedeniyle gerekli denetimi yapma olanaklarının kısıtlı olduğu da anlaşılmaktadır.
Bu itibarla açıklanan somut olayda, sanıklara yüklenen, görevi savsama suçunun manevi öğesinin oluşmadığı, beraatlerine karar verilmesi gerektiği nazara alınarak, Özel Dairenin mahkumiyete ilişkin hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 11.10.2001 gün ve 4/31 sayılı mahkûmiyet hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 12.2.2002 günü oybirliği ile karar verildi. yarx