Mesajı Okuyun
Old 11-09-2006, 02:03   #1
PINAR YILMAZ

 
Varsayılan AB ile 47 yıl Sonra Fiili Müzakerelere Başlandı

AB ile 47 yıl sonra fiili müzakerelere başlandı

ANKARA (A.A)

Türkiye, o dönemdeki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) ortaklık başvurusunda bulunduğu 31 Temmuz 1959 tarihinden 47 yıl sonra 12 Haziran 2006'da AB ile fiili müzakerelere başladı.

AET ile Türkiye arasında 4 yıl süren müzakereler sonucunda 12 Eylül 1963'te imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması, Türkiye ile AET'nin Gümrük Birliğine gitmesini ve Türkiye'nin adım adım tam üyeliğe hazırlanmasını öngörüyordu.
AET-Türkiye ilişkileri, Ankara Anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bugüne kadar inişli çıkışlı bir görünüm sergiledi. Ortaklık Anlaşmasında öngörülen Hazırlık Dönemi sorunsuz geçti, ancak Geçiş Döneminin hemen başında, 1973 yılından itibaren, Türkiye-AB ilişkileri dalgalı bir seyir izlemeye başladı.
1974 Kıbrıs Barış Harekatı, 1978'de Türkiye'nin Katma Protokol yükümlülüklerini dondurma kararı, 1980 askeri müdahalesi ve AB'nin 22 Ocak 1982'de ilişkileri dondurma kararı, bu dalgalanmada rol oynayan başlıca olaylar oldu.
Aynı süreçte AB, 600 milyon ECU tutarındaki IV. Mali Protokolü de askıya aldı.

TAM ÜYELİK BAŞVURUSU

Türkiye-AB ilişkilerinde 1982-1986 yılları arasındaki durgunluk, 16 Eylül 1986 tarihinde Türkiye-AET Ortaklık Konseyi'nin toplanmasıyla yeniden canlanma sürecine girdi.
Bu sürece daha fazla ivme kazandırmak isteyen Türkiye, 14 Nisan 1987'de tam üyelik başvurusunu iletti. Başvurudan iki yıl sonra AB Komisyonu, Türkiye ile ilgili görüşlerini yansıtan raporunu tamamladı. Bu raporda, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik ve sosyal bazı farklılıklara dikkat çekildi, AB'nin 1993 yılında tamamlamayı hedeflediği İç Pazar Projesinden önce genişlemeyi gündeme almayacağı belirtildi.
Öte yandan, AB Komisyonu'nun Türkiye ile ilişkilerin, gümrük birliği, mali yardımın artırılması, sanayi işbirliği ve güçlü siyasi diyalog temelinde geliştirilmesini içeren planı, Konsey tarafından kabul edildi.
Bu dönemde yaratılan ivmenin de etkisiyle karşılıklı yükümlülükler, hızlandırılmış bir takvim çerçevesinde yerine getirilerek, 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği resmen yürürlüğe girdi.

LÜKSEMBURG'DAN HELSİNKİ'YE

AB'nin Aralık 1997'de yapılan Lüksemburg zirvesi, genişleme süreci bakımından önem taşırken, Türkiye için büyük hayal kırıklığı oldu. Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan, Polonya, Slovenya, Romanya, Bulgaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Kıbrıs Rum kesiminin tam üyelik için aday ülkeler olarak belirlendiği zirvede, Türkiye'nin adının adaylar arasında anılmaması Türk kamuoyunda tepkiyle karşılandı.
Bu zirvede AB, Türkiye'nin adaylar arasında yer almayışına, ”insan hakları ihlalleri”, “Kıbrıs sorunu” ve “Türk-Yunan anlaşmazlığı” gibi konuları gerekçe gösterdi. AB'nin tavrını protesto eden Türkiye, AB ile belirli alanlardaki siyasi ilişkilerin askıya alındığını açıkladı. AB'nin Cardiff, Viyana ve Köln zirvelerinde atılan bazı olumlu adımlara karşın Türkiye'nin adaylığının resmen teyit edilmesi Aralık 1999'daki Kopenhag zirvesinde mümkün oldu.

YENİ DÖNEMEÇ: MÜZAKERELERİN BAŞLAMASI

Türkiye-AB ilişkilerinin 2000'li yıllarda karşı karşıya kaldığı sorun, Türkiye ile müzakerelere başlama tarihinin belirsiz kalışı oldu. İspanya'nın Sevilla kentinde 21-22 Haziran 2002'de yapılan zirvede devlet ve hükümet başkanları, Türkiye'nin hayata geçirdiği reformların memnuniyet verici olduğunu vurguladılar, ancak yapılan reformların uygulanması gerektiğinin altını çizdiler.
Böylece Sevilla zirvesinde de Türkiye'nin müzakerelere başlama tarihi belirsizliğini korudu. Brüksel'de 24-25 Ekimde yapılan olağanüstü zirvede, Türkiye'nin katılım müzakerelerine yaklaştığı kaydedildi. Türkiye'nin reformlara devam etmesi gerektiğini belirten Brüksel sonuç bildirgesinde, Kopenhag zirvesinde, Türkiye'nin adaylığının bir sonraki aşaması konusunda karar alınacağı kaydedildi.

kaynak:www.hürriyet.com