Mesajı Okuyun
Old 03-10-2007, 13:52   #8
Av.Habibe YILMAZ KAYAR

 
Varsayılan

STK Başkanı Başbakan’ın şokundan çıkamadı!


Dün sabah “Kadınların Anayasa Platformu”nu açıklamak üzere yapılan basın toplantısının nasıl geçtiğini öğrenmek ve son haberleri almak üzere KADER Başkanı Avukat Hülya Gülbahar’ı aradığımda hâlâ bir gece önceki konuşmanın şokundan çıkabilmiş değildi.

Bu da son derece doğal bir durumdu çünkü bir başbakanın, bir sivil toplum kuruluşu başkanını, onu da bir yana bırakın Türkiye’nin en ünlü kadın hukukçularından birini, hepsini bir yana bırakın bir vatandaşı, bir kadını bu şekilde paylar gibi susturmaya asla hakkı olamazdı.

Besbelli Tayyip Erdoğan’ın sinirleri bozuk... Yine “ananı al da git”, “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” günlerine dönmüş. Eh, dönse de hakkıdır, vatandaşlarını adam yerine koymayan, kızdığı zaman hakaret edebilen siyasetçinin oyu bunları yaptıkça artıyorsa döner.

HERKES EŞİT, ERKEKLER EN EŞİT!

Aslında Başbakan Erdoğan’ın bir resepsiyonda yanına yaklaşarak Anayasa’dan, “taslaktan kadın-erkek eşitliğinin çıkarılması”ndan, kadınlara “eşitlik sağlanana kadar devletin özel önlem almasından” yani geçici pozitif ayrımcılığın, örneğin siyasette kadın kotasının gerekliliğinden söz eden KADER Başkanı Gülbahar’a cevabını okuyan herkes şoka girebilirdi. Yani konuşma o kadar inanılmaz bir saygı düzeyi problemi içermekteydi.

Düşünün, bir iktidar sadece kendi seçtiği üç beş hukukçuya SİVİL Anayasa taslağı hazırlatıyor. Bu SİVİL taslak hazırlanış şeklinden yapılan değişikliklerine kadar SİVİL toplumun hemen her kesiminden (AKP’li Meclis Başkanı da dahil) tepki görüyor. “Takım tutan”, daha doğrusu “takım olarak takım tutan ve iktidarın her yaptığını onaylayan” gazeteciler ve gazeteler dışında çok sayıda STK, üniversiteler, yargı, medyanın büyük bir bölümü bu tepkiyi dile getiriyor.

“SEN” Mİ, NASIL YANİ?

Bu duruma önce Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, sanki sivil bir anayasada sivillerin bu kadar büyük bölümünün görüşünün hiçbir önemi yokmuş, tepkilerin şiddetini görmüyormuş gibi “Oligarşik adacıklar, prenslikler var, istiyorlar ki imtiyazları devam etsin” sözleriyle itiraz ediyor.

Cemil Çiçek’in bunları söylerken “İmtiyazlılar halka karşı da sorumluluk duymuyorlar” diyerek olayı saptırması, tepki ve taraftar toplamaya çalışması da çok ama çok şaşırtıcı. Örneğin sivil toplum kuruluşları, hukukçular, biz yazarlar, üniversiteler neden imtiyazlı, neden prenslik oluyor muşuz belli değil.

Neden yeni Anayasa yapılmasına toptan karşıymışız belli değil.

Ve sonra da Başbakan Erdoğan “ilk kez konuştuğu” bir kadın hukukçuya, en önemli kadın örgütünün Başkanı’na “Sen” diye hitap ederek kota konusundaki haksızlığını (yerden göğe kadar haklı aslında!) haykırıyor.

“Niye adil olmuyorsun? Şu anda herkes eşit. Eşit katılım şu anda zaten var. Git kazan al. Sen kendin gidip kazanıp alamıyorsun, erkeklerin ianesine sığınıyorsun. Ruanda mı olmak istiyorsun, buyur Ruanda ol, bu kadar!”

Herkes eşitmiş, eşit katılım şu anda varmış. Bu eşit katılımı sevsinler doğrusu. 550 erkeğe 50 kadın vekil (yüzde 10 bile etmiyor), 34 erkek bakan arasına tek kadın bakan... Ne eşitlik ama!

“Git kazan al, sen alamıyorsun” kısmı daha da hoş. Alamıyor çünkü Türkiye’de gerçek bir demokrasiden hâlâ siz siyasetçiler yüzünden bahsedilemiyor. Seçim ve Partiler yasalarını hâlâ değiştirmemekte ısrar ediyor, milletvekili listelerini siz ve diğer erkek liderler tek başınıza hazırlıyorsunuz. Köşe başlarını ele geçirince kadınları yaklaştırmıyorsunuz.

“Bütün dünyada kota yok” ne demek, onlarca ülkede var. RUANDA’DA DA!!!

“Adil olmak”tan ise ancak yarışa eşit şartlar altında, aynı noktadan başlanıyorsa söz edebilir. 84 yıl ve 500 kişi geriden başlıyorsa kadınlar, o zaman bu laf ancak komik olur.

Başbakan bu konuşmasından ve tarzından dolayı yalnız Hülya Gülbahar’a değil bütün kadınlara ciddi bir özür borçludur. Ama... Hiç sanmıyorum!


*****

Herkes çizdiğiniz kalıplara uysaydı mesele kalmazdı

Bazı meslektaşlarımız hazırlanan anayasa taslağının içeriğine (ve hazırlanış şekline) karşı çıkanlar için de listeler hazırlıyorlar.

“Şundan yana mısınız, bundan yana mısınız” diye uzayıp giden listeler. Hani kadın dergilerinde sorularla kişiliğinizi belirleme anketleri vardır ya onlar gibi bir şey... Aradaki fark, bunlar sadece “demokratlığınızı” belirliyorlar.

Eğer hiçbir kuralın, yasağın olmadığı bir ülke istiyorsanız demokratsınız, “bazı kurallar olmalı ki tüm vatandaşların hak ve özgürlükleri korunabilsin” diyorsanız değilsiniz.

Hazırladıkları anket (!) sorularında iki önemli boşluk, soru işareti (veya hata) var. Birincisi “demokrasilerde yasakların, sıkı kuralların olmadığını onlara kim söyledi” sorusu.

Bugün hangi Avrupa ülkesine gitseler diğer vatandaşların hakları için sorun oluşturacak, çevreye en ufak bir zarar verecek, şimdi veya gelecekte huzur ve güvenlik tehlikesi yaratacak her adımda (hatta bazı ülkelerde sigara içseler bile) enselerinde polisin bittiğini görürler.

Her ülkede vatandaş haklarının, birey haklarının demokratik sınırları bellidir ve özgürlüğünüz o sınırlar içindedir.

Bir kere öncelikle “yasaksız demokrasi” olmayacağını bilmeleri gerekiyor.

İkincisi, çizdikleri bu “ideal tablolar”a bakarak kendilerini tablodaki şartlar gerçekleşirse hiçbir sorun kalmayacağına, ortalığın güllük gülistanlık olacağına inandırıyorlar.

Ne güzel, keşke o kadar kolay olsaydı. Usta hukukçulara, sosyologlara, tarihçilere, sivil toplum örgütlerinin incelemelerine, tartışmalara filân gerek kalmaz, o listeler, tablolar uygulanır, sorunlar biterdi.

Veya en mutlu ülkenin anayasası bize adapte edilir, çalışmaya gerek kalmazdı.

Oysa, tekrar hatırlatayım anayasaların hazırlanışında en önemli etken “o ülkenin, söz konusu dönemindeki kendi şartları”dır. Ve ideal tabloların gerçekleşebilmesi için tüm vatandaşların da “ideal insan” özelliklerine sahip olması gerekir.

Aksi takdirde sınırsız özgürlüklerin kaosa dönüşmesi, akla hayale gelmedik durumların ortaya çıkması için uzun zamana ihtiyaç yoktur.

İşin inanılmaz yanı, bunları yazan bazı yazarların Türkiye’de ne kadar çok uç görüş, ne kadar çok radikal akım olduğunu bilen bir deneyimden gelmeleri.

Popülizm merakı mı bunu yaptırıyor, yoksa hafızaları mı çok zayıf belli değil!

http://www9.gazetevatan.com/haberdet...goryid=4&wid=4