Mesajı Okuyun
Old 20-06-2011, 16:44   #1
Av.Bilgen Savaş

 
Karar Ölünceye kadar bakma akdinde muvazaanın değerlendirilmesine dair bir Yargıtay HGK kararı

TC YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
DOSYA NO.2009/1-61 E.-2009/107 K.
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Şişli 5.Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarih : 13/11/2008
Numarası: 2008/224 – 2008/434
Davacı : U.A.Ö.
Vekili : Y.A.Ö. vekili Av.N.Ö.

Taraflar arasındaki “Tapu İptal ve Tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Şişli 5.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 31.7.2007 tarih ve 263-268 sayılı kararın incelenmesi, davalı Y.A.Ö. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 29.1.2008 tarih ve 10022-941 sayılı ilamı ile hüküm; “…Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden tarafların ortak miras bırakanı D.Ö.’in maliki bulunduğu 28 parsel sayılı taşınmazdaki 12 nolu bağımsız bölümü 7.3.1979 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile davalı oğlu Y.’e temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Davacı, miras bırakanın davalıya yapmış olduğu bu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (B.K.m.511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölnceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (B.K.m.514). Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olmaz.

Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (B.K.m.18). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu taktirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 1.4.1974 gn ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda uygulama yeri bulur.

Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; miras bırakanın kanser hastası olduğu ve sağlığında akte aykırılıktan bir dava açmadığı kaldı ki, davalının Almanya’da ikamet etmesine karşın zaman zaman yurda gelerek annesinin ihtiyaçlarını ve gereksinimlerini giderdiği ve onunla ilgilendiği dosya kapsamı ile sabittir.

Diğer taraftan davalıya ivazlı olarak temlik edilen taşınmaz değerinin terekedeki mallarla mukayese edildiğinde makul bir oranda olduğu görülmektedir.
O halde, anılan bu olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde miras bırakanın temlikteki gerçek amacının mirastan mal kaçırmak ve muvazaalı işlem yapmak olmadığı, ivaz karşılığı olduğu kabul edilmelidir.

Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davanın temyiz itirazı yerindedir. Kabulü gerekir” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı vekili,

HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü :
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 04.03.2009 gününde oy birliği ile karar verildi.

Birinci Başkan Vekili Zeki Akar
4.HD.Bşk. Ü. Aydın
13. HD.Bşk. A.E.Baççıoğlu
5. HD.Bşk. O.Özgürel
11. HD.Bşk. Y.Özdilek
6. HD.Bşk. A.N.Kaynak
3.HD.Bşk. A.Özdemir
9. HD.Bşk. M.Kılıçoğlu
12. HD.Bşk. F.Kadı
10. HD.Bşk. S.Caner
M.S.Özgenç
Y.Uluç
Ş.Saraç
K.Doğan
Ö.Ş.Erkam
M.T.Gülan
A.Malkoç
A.Özgür
M.Dolu
N.Söz
A.Em
N.Koyuncu
8. HD.Bşk. A.Y.Görbil
B.Üstün