Mesajı Okuyun
Old 12-10-2006, 13:56   #28
Ayşegül Kanat

 
Varsayılan

Herkese merhaba!
Tüm yazıları olabildiğince dikkatimi vererek okudum. Konu başka yerlere gitmiş, biraz da ben yol aldırayım:=))

Yıllar önce eşimin bir çocuğu olduğu ortaya çıktı. İlişkinin kadın öznesi "aşkının meyvesine sahip olmak istemiş". Önceki evliliğinden iki çocuğu daha varmış. Erkek özne sevecen, dışa dönük, bütün çocukları seven bir kişiliğe sahip, feminist bir kadının yetiştirdiği (yani ben), karşı konulamayacak kadar tatlı dilli biri. Kadın bir çok nedenlerden dolayı "bu adam benim olsun" demiş. Sağlama almak için de bir çocuk dünyaya getirmiş.(Ailemdeki yaşlıların yargısı bu) Erkek kadını ilişki için kandırır. Önceden de bu tür öyküleri olmuş ama hiçbir başına ders açmamış. Cesareti buradan geliyor. (Ben de her şeyi 25 yılın sonunda öğrendim.)

Kadın tehdit ve şantajlara başlar bebek altı aylık olunca. İşi, çocuğu alıp benim kapıma gelme boyutuna vardırınca bana duyuruldu. Ufak çapta bir deprem oldu tabii. :=))

Ortalık biraz yatışınca (o tarihkerde münazaalı bir boşanma yaşamıştık. Aynı evde yaşıyorduk ama evli değildik.) Adama gitmesini ve kadınla çocuğa sahip olması için baskıda bulundum. Ve gitti. Bir ay sonra geri geldi. "Ailem sen ve çocuklarımız. ben o kadını istemiyorum diyerek." Kötü ve berbat günlerdi o günler. Evlilik dışı çocukları olduğu gerekçesiyle kadın ve erkek evlenmek için baş vururlar. Yanıt beklerken adam vaz geçip döner.

Yaklaşık iki ay sonra bir tehdit daha olur, adam gitmek zorunda kalır. Evdeki kadın-yani ben- nikahlanırsa dönmemesini söyler. Doğduğu şehirdedir, saygın bir ailesi ve adı vardır. feministtir, yasalarda zina maddesi vardır. Çıkacak olan gürültü korkunçtur. Belki "basın" bile el atacaktır, "ünlü feminist kocasıyla basıldı" diye.

Yine de üç gün sonra adam döner gelir. "Ben evlenmişim zaten" diyerek.

Kimse inanmadı. Tanıklar olmadan bir akit nasıl yapılır diye. Dönemin feminist avukat kadınları, bir kadın yargıç arkadaşım, hatta bir feminist gazeteci arkadaşım adamın yine yalan söylediğini ısrarla savundular. O red etti. Nüfus müdürü evlenme belgesini vermiş ellerine. Bir de belgeyi hemen gelip almadıkları için azarlamış onları.

Öykünün sonrası elbette var. Ama kısa keseyim: Olaydan altı ay sonra adamın kayıtlı olduğu nüfus dairesine gittim ve böyle bir nikahın nasıl yapıldığını sordum. Yedi memur açıklama getiremedi ve bilgi de veremeyeceklerini söylediler. Yanıtım "Bir çok erkek birçok kadını hamile bırakıp sorumsuzca yok oluyor. Bunu bir yolu varsa, el altından uygulayalalım da kadınlara "kahbe, çocuklarına kahbenin piçi" denmesin dediğimde güldüler ama içlerinden biri son çıkan yasayı hatırladı ve düğüm çözüldü.

Bir örneğini bana verdikleri başvuru metni, tarafların bağlı olduğu Nüfus dairelerince "evlenmeye engel olan bir hali yoktur" damgasını vurarak, başvuru yapılan yere yollanıyor. İki ayrı yerin imzasına o bölge de imza ve mühür basıyor, taraflar evlenmiş oluyor. (1991-1993 arası geçerli olan yasa)

Sonuçta yasa koyucu zaman zaman böyle yasalar çıkararak bir şekilde sorun çözmüş oluyor.

Bu da böyle bir öykü işte. Saygılar Ayşegül Kanat