Mesajı Okuyun
Old 19-04-2012, 14:31   #22
Armağan Konyalı

 
Varsayılan

Alıntı:
Yazan adasakini
alacağı talep hakkı olmadan zamanaşımı süresinin başlaması fikri hukukun temel ilkesiyle uyumsuz.
Bu tartışma 72 yıl önce 43 kişinin katıldığı bir İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nda yapılmış ve sonuca bağlanmış:

Aşağıda sunduğum karara göre "On yıllık süre, icraya mahsus olmayıp, dava zamanaşımından başka bir şey değildir."

Kesinleşme icraya koyma açısından önemlidir. Halbuki on yıllık süre icraya has olmayıp, dava zamanaşımından başka bir şey değildir. Dolayısıyla icradan talep hakkı doğmasa da zamanaşımı işlemeye başlar. Kaldı ki "kararın tebliğe çıkarılmasını talep hakkını" on yıl boyunca kullanmayan taraf için, zamanaşımı, sizin deyiminizle "fikri hukukun temel ilkesine" aykırı düşmez.

Kararı okumadan önce Borçlar Kanunu'nun 135.maddesini hatırlamak gerekir:
Borçlar Kanunu
MADDE 135 - Borç bir senette ikrar edilmiş veya bir hüküm ile sabit olunmuş ise yeni müddet daima on senedir.

YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU

E. 1939/15 K. 1940/70 T. 11.4.1940

• HÜKÜMLE TEBLİĞ ARASINDA ON SENELİK SÜRE GEÇMESİ ( Temyiz İncelemesi Yapılıp Yapılamayacağı )

818/m.135


ÖZET : Hükümden itibaren 10 yıllık süre geçmişse bu yöndeki iddia nedeniyle zamanaşımının kesildiğine ilişkin iddia olmadıkça hüküm esastan incelenmez. Bu iddia varsa bunun incelenmesi için hükmün bozulması gerekir. DAVA VE KARAR : Hüküm tarihi ile tebliğ veya tebellüğ tarihi arasında on sene geçtiği halde bunun temyiz tetkikatına mani olamayacağı evvelce kabul edilerek karar verilmekte iken bu kere mümasil bir hadisenin tetkiki sırasında evvelki içtihada mübayin bir ekseriyet husule geldiğinden işbu mübayin içtihatların tevhidi Temyiz Birinci Hukuk dairesi Reisliğinden 20.3.1939 tarih ve 179 sayılı müzekkere ile istenilmesine mebni 11.4.1940 tarihine müsadif perşembe günü toplanan Heyeti Umumiyeye kırk üç zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikten ve hadise bir kerre de Birinci Reis İhsan Ezgü tarafından izah edildikten sonra söz alan:
Ali Himmet; Müddetinde temyiz edilmiş ise tetkikat icrası lazımdır. Temyizde böyle bir tetkikat yapılamaz.
Şefkati; Bendenizce de bu işi Temyiz Mahkemesi yapamaz.
Fevzi; Vesile odu, bizim dairede emsali işler vardır. Ekseriyetle tetkikatı temyiziye icra edilir. Temyiz hükümden sonra dermeyan edilen iddia ile mukayyet değildir, dedik. Hüküm verilmiş, tebliğ tarihine kadar on sene geçmiş, buradaki hüküm müruruzamanıdır. İcraya gitmiş, icrada on sene geçmiş ise bu başkadır.
Vehbi; Her halde bu işi istisnai olarak bir nakız sebebi yapmak icap ediyor, gibi geliyor. Çünkü hüküm tasdik edildiği takdirde kabiliyeti infaziyesi kalmamıştır. Böyle bir iş hakkında temyiz tetkikatı yapılamaz. Nakz edilebilmek için esas tetkik olunmalıdır, Halbuki hükümden sonra tebliğ tarihine kadar geçen müddetin baliğ olduğu müruruzaman haddine istinat edilerek temyizen dermeyan edilen itiraz gözönüne alınırsa böyledir.
Şemseddin; Temyizde tetkik edilmesi lazımdır. Tetkik edip kararı verirsek temyiz ilamı icraya vazedilir teşevvüşatı mucip olur.
Hulusi; Müruruzaman def'an dermeyan olunursa nazara alınır. Şu halde katileşmemiş bir ilam hakkında dava müruruzamanı cereyan eder. Tebliğ muaraza değildir ki meni muaraza davası açılabilsin. Temyiz de bir davadır. Müruruzamanın mevcudiyeti tetkikatı selbeder. Bu tebliğin müruruzamandan sonra vukuu iddia edilir. Ne tetkik edebilir, ne de nakzedebilir. Gayrimenkul işleri tebliğ ile kat olunur. Temyiz Mahkemesini men eden bir şey yoktur. Derdimizi biz halledeceğiz. Müruruzamanı ve esbabı kat'iyesini tetkip edip karar verecektir.
Gayrimenkule ve menkule müteallik hükümleri tetkik etmek icap edermi? Bunda bir hususiyet vardır.
Hüküm tarihi ile tebliğ tarihi arasında müruruzaman varsa bu da dermeyan edilmiş ise tetkik etmeyecekmiyiz?
Hulusi; Temyiz Mahkemesine bir iş gelse taraflardan biri de Temyiz Mahkemesi bu işi tetkike salahiyetli değildir, derse Temyiz Mahkemesi tetki edemezmi? Tetkike mezun bulunduğu müruruzaman hakkında tetkikatını yapması lazım geldiği kanaatındayım. Müruruzamana uğramış bir iş ise temyizin böyle bir işle iştigali abes olur.
Böyle bir işi ne nakız ve ne tasdik ederiz.
Fevzi; Hüküm verildikten sonra diğer tarafa tebliğ edilmemiş, aradan on sene geçtikten sonra diğer tarafa tebliğ ettiriyoruz ve temyiz ediliyor ve bakıyoruz hakikaten on sene geçmiştir. Arkadaşlar diyorlarki tetkikat yapmayalım. Esasa müteallik itirazlarla beraber müruruzaman da dermeyan edilmiştir. Niçin bu hükmü tetkik etmeyeceğiz? Tetkikat yapmam, diyemeyiz, çünkü mevzuatımızda böyle bir şey yoktur. Müruruzaman iddiasına karşı diğer taraf yoktur. Veyahut geldi, dediki hükümden sonra borçlu bana muayyen zamanlarda tediyatta bulundu, derse ne yaparız? Bu müruruzaman ne gbi bir müruruzamandır? Bendenizce bu hüküm müruruzamanıdır. Biz böyle bir çere de bulduk. Tarafların asliye mahkemesindeki müdafaalariyle mukayyettir. Hükümden sonra böyle bir kayıt altında değildir. Bu hadiselerde asliyede dermeyan edilmeyen bir iştir. Nasıl tetkik ederiz? Mucibi nakız bir şey varsa nakız, hiç mucibi nakız bir şey yoksa tasdik ederiz. İcraya da kor. Diğer taraf icra tetkik merciine müracaatla bu müruruzamanı dermeyan edebilir. Yoksa bunun temyizen tetkikine imkan yoktur.
Fuat Hulusi; Bu dava müruruzamanıdır. Nakız vukuundan sonra asliye mahkemesi bu işi tetkik edemez. Çünkü Temiyze gelmek suretiyle bir merhale geçirilmiştir.
Şemseddin; Temyiz tetkikatı sırasında hükümden sonra hasıl olmuş bir hakikat vardır. Temyiz hakkını istimal eden bir şahsın bizim huzurumuza getirdiği bu işi tetkik etmeyiz, diyemeyiz. Usulü muhakemede temyize arzedilmiş bir evrakta sania vücuda getirilir ve hükme müessir bulunursa tashihi kararı mucip olur diyor. Böyle olunca Temyiz Mahkemesi ayni zamanda tahkik mahkemesidir. Hali sabıka irca usulü de bunu teyit eder. Temyiz Mahkemesi derki bu tetkik ve tetebbua muhtaç bir iştir. Diğer itirazlar varit değilse de müruruzaman hakkında tahkikat ve tetkikatta bulunmak üzere sırf bu cihetten bozarak mahkemeye gönderir.
İbrahim Etem; Zannediyorum biz buna mümasil bir işi ceza işlerinde Af Kanunu münasebetiyle hal etmiştik. Biz cezada müruruzaman hakkında düşme kararın da malum maddemizle veririz. Hukukta da Fevzi Beyin beyan buyurdukları mahzurları önlemek suretiyle şöyle bir karar verilebilir. Sair cihetin tetkikine mahal olmaksızın dermeyan edilen müruruzaman hakkında tetkikat yapılmak üzere mahalline göndeririz. Yoksa müruruzamana uğrayan bir davanın esasını asla tetkik edemeyiz. Bunu tetkik etmek demek kabiliyeti infaziyesini kabul demektir.
Ali Himmet; Müruruzaman olmayan işlerden bahsettikten sonra müruruzamana uğrayan işlere geçerek, bu gibi davalar dava müruruzamana uğrayan işlere geçerek, bu gibi davalar dava müruruzamanı değildir. Çünkü bir defa görülen dava bir daha görülemez. Bu dava müruruzamanıdır. Hadisemizde olduğu gibi bir iş zımnında mahkemeye müracaat ederse Temyiz Mahkemesi şahit dinleyemez, tatbikat yapamaz. Buna imkan yoktur. Tetkiki müruruzaman hakkında icra dairesinde sebkedecek iddianın istimaına asla mani değildir. Hali sabıka ircalarda evrak üzerine tetkikat yapılır. Dava müruruzamanları mahkemelerde ve hüküm müruruzamanları da icrada dermeyan edilecek hususattandır. Bendenizce mümüruruzaman iddialarını Temyiz Mahkemesi hiç tetkik etmemek lazımdır. Hükümden sonra müruruzaman olmuş, olmamış bunu Temyiz tetkik edemez. Hakkın sukutu demek tenfiz müruruzamanı demektir.
Şefkati ; Usulün 380 nci maddesini gözönünde tutarak Temyizin bu gibi temyiz taleplerini tetkik etmesi lazımdır.
Cevat; Müruruzaman ibra, eda ve takas gibi deynin sükutu sebeplerindendir. Ve bunlar Borçlar Kanununun ( Deynin sukutu sebepleri ) fashı meyanında zikredilmişlerdir. Çünkü deyni ıskat hususunda aralarında bir fark yoktur.
Nasılki bir hüküm sadır olduktan sonra borcun eda edildiğine dair bir makbuz veya ibra olunduğuna dair bir ibaraname rabt ile temyizi dava eden mahkumunaleyhin bu def'i Temyiz Mahkemesince nazarı dikkate alınmaz ve nazarı itibara alınması icra dairesine bırakılırsa ilamın müruruzamana uğradığı hakkındaki itirazda temyizen nazara alınamaz. Bunların hepsinin illeti müşterekesi bu kabil defilerin, def'üddef'e ve binnetice muhakeme ve mürafaalara ihtiyaç göstermesinden ve Temyiz Mahkemesinin ise bunları tetkik edebilmesine imkan bulamayacağından neşet eder. Binaenaleyh Mahkemei Temyizin hükümden sonra vaki müruruzamanları tetkik edemiyeceği reyindeyim, demeleriyle:
Neticede;
Borçlar Kanununda müruruzaman borçların sukutu sebepleri arasında zikredilmekle beraber mezkur kanunun 125. ve müteakip maddelerinde davaya dahi izafe olunmuştur. Bu noktada müruruzaman tediye, takas ve saire gibi sukut sebeplerine nazaran bir fark arzeder. Şöyle ki, diğer sukut sebepleri yalnız borca taalluk etmekle davanın dinlenmesine mani değilken müruruzaman def'i davanın ve muhakemenin herhangi safhasında dermeyan edilirse evvel beevvel tetkik ve halledilmek ve def'in sıhhati tahakkuk ettiği surette artık esas hakkında muhakemeye ve tetkikata devam olunamayıp davanın düşmüş olduğuna karar verilmek lazım gelir.
Mezkur kanunun 135. maddesinin son fıkrasında borcun bir hüküm ile sabit olması hali bir senette ikrarı halinden farksız olarak beyan edilmesinden de anlaşılacağı üzere dava müruruzamanının kat'i sebeplerinden biri olan hükümle kesilmiş bulunan müruruzaman müddeti her ne olursa olsun hükümden sonra başlayan yeni müruruzaman müddeti daima on sene olmakla beraber bu dahi icraya mahsus olmayıp dava müruruzamanından başka bir şey değildir.

Tevhidi içtihada arzedilen hadiselerde temyiz edilen hükümlerin ilamları taraflara tebliğ edilinceye kadar on sene ve daha ziyade müddet geçmiş olduğu iddiası Temyiz Mahkemesine arzedilmiş bulunmaktadır. Çünkü müruruzaman iddiaya nazaran hükümden sonra vaki olmuştur. Temyiz Mahkemesinin kendisine dermeyan edilen bu müruruzaman defini nazara almayıp hüküm ilamının esasını tetkike girişmesi ve müruruzaman def'inin tetkikini ilamın tasdiki halinde icra dairesine, bozulması takdirinde mahkemeye bırakması kabul edilemez. Çünkü dava müruruzamanı davanın esası hakkında her türlü muhakemeye ve temyizen dahi tetkikat icrasına manidir.

SONUÇ : Temyiz Mahkemesi hüküm ile tebliğ arasında on sene veya daha ziyade bir müddet geçmiş olduğunu öğrenmişken ilamı tasdik yahut esasa müteallik noktalardan nakzedemez. Onun için temyiz dairesi hükümden sonra müruruzaman vaki olduğu yolundaki iddiayı hüküm ile tebliğ tarihlerine göre varit görürse ilamın esası hakkında tetkikata girişmeyip şayet diğer taraftan müruruzamanı kat eden tediye ve saire gibi tahkika muhtaç sebepler ileriye sürülürse bunlar mahkemece tahkik ve tetkik olunmak üzere ilamı bozması lazımdır. ( 11.4.1940 )

(Kaynak: Kazancı İçtihat Bankası)