Mesajı Okuyun
Old 17-10-2011, 10:27   #10
avpınar

 
Varsayılan

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2010/18-643

K. 2010/648

T. 8.12.2010

• VELAYET HAKKI ( Kendisinde Olan Anne Tarafından Açılan Küçüğün Adının Değiştirilmesi Talepli Davaya Babanın da Taraf Olarak Katılması Gerektiği )

• KÜÇÜĞÜN ADININ DEĞİŞTİRİLMESİ DAVASI ( Velayet Hakkı Kendisinde Olan Anne Tarafından Açılan Davaya Babanın da Taraf Olarak Katılması Gerektiği )

• HUSUMET ( Velayet Hakkı Kendisinde Olan Anne Tarafından Açılan Küçüğün Adının Değiştirilmesi Talepli Davaya Babanın da Taraf Olarak Katılması Gerektiği )

4721/m.339

1086/m.38

ÖZET : Davacı anne, velayeti altındaki kızının adının değiştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Taraf teşkili dava koşulu olup yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınabilir. Bu husus kamu düzenine ilişkin olduğundan kazanılmış hakkın da istisnalarından biridir. TMK'nun 339. maddesine göre, çocuğun adını ana ve babası koyar. Çocuğun adını ana ve baba birlikte belirlediklerinden değiştirilmesini de mahkemeden birlikte istemeleri gerekir. Anne ve baba birlikte mahkemeye müracaat etmezler veya değişiklik üzerinde anlaşamazlarsa birinin başvurusu üzerine diğerinin davaya taraf olarak katılımı sağlanmalıdır. Velayet hakkı kendisinde olan anne tarafından açılan küçüğün adının değiştirilmesi talepli davaya babanın da taraf olarak katılımı sağlanmalıdır. Somut olayda, velayet hakkı kendisinde olan anne tek başına dava açmıştır. Taraf teşkili sağlanmadan esas hakkında karar verilmesi hatalıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki "nüfusta isim düzeltme" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 07.10.2009 gün ve 2009/217-298 Esas, Karar sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi'nin 23.03.2010 gün ve 2009/14014 Esas, 2010/4471 Karar sayılı ilamı ile;

( ... Davacı dava dilekçesinde, kızının Sude adı ile tanındığını, belirterek kayden Ruhiye olan adının Sude olarak değiştirilmesini istemiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 27. maddesi hükmü uyarınca kişi, haklı nedenlere dayanarak adının değiştirilmesini hakimden isteyebilir. Yargıtay uygulamalarında yasanın buyurucu hükümlerine aykırı olmamak koşuluyla bir kişi çevresinde tanındığı adını kullanabilir ve bu adla nüfusa tescilini isteyebilir. Somut olayda davacının kızının "Sude" adı ile tanındığı dosya içeriğinden anlaşıldığına göre, adının değiştirilmesi için haklı nedeni bulunduğundan istemin kabulü gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir... ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, nüfusta isim düzeltme istemine ilişkindir.

Davacı, velayeti altındaki kızının Sude adı ile tanındığını belirterek, kayden Ruhiye olan adının Sude olarak değiştirilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı idare temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C.Savcısı beyanında; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; özel dairece, yukarıya aynen alınan gerekçeyle bozulmuş, yerel mahkemece direnme karan verilmiştir. Hükmü temyize davacı ve Cumhuriyet Savcısı getirmektedir.

Hukuk Genel Kurulu'ndaki görüşme sırasında, işin esasına girilmeden önce, küçüğün babasının davaya katılımının gerek olup olmadığı, diğer bir deyişle taraf teşkilinde eksiklik olup olmadığı, ön sorun olarak incelenmiştir.

Bu aşamada öncelikle taraf teşkili üzerinde durmak gerekmektedir.

Taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece re'sen dikkat edilmesi gereken bir olgudur ve mahkemenin, bozma ilamını ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun amir hükmü gereğidir ( Hukuk Genel Kurulu'nun 04.03.2009 gün ve 2009/9-52-105 Esas, Karar; 14.04.2010 gün ve 2010/21-200- 216 esas, karar sayılı ilamları ).

Bu husus kamu düzenine ilişkin olmakla yargılamanın her aşamasında re'sen nazara alınması gerektiğinden, usulü kazanılmış hakkın da istisnasıdır.

Diğer taraftan 4721 sayılı TMK'nun 339/son maddesi, çocuğun adını ana ve babası koyar, hükmünü taşımaktadır.

Somut olaya gelince; adı değiştirilmek istenilen küçüğün anne ve babasının boşandıkları, küçüğün velayetinin davacı anneye verildiği, annenin de tek başına eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. Taraflar boşanmış ve velayet davacı anneye verilmiş olsa da; bu durum eldeki davada dava dışı olan küçüğün babasının gerçekte onun babası olması durumu değiştirmez. Kaldı ki, velayet şartlarında daha sonradan oluşabilecek değişiklik nedeniyle velayetin babaya verilmesi de ihtimal dahilindedir. Yukarıda da belirtildiği üzere çocuğun adını anne ve baba birlikte belirlediklerinden değiştirilmesi talebini de yasal şartların oluşması halinde mahkemeden birlikte istemeleri gerekir. Anne ve babanın bu taleplerini birlikte yapmamaları veya değişiklik üzerinde anlaşamamaları halinde birinin başvurusu üzerine değerinin davada taraf olarak katılımı sağlanmalıdır. Taraf teşkiline ilişkin bu husus dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin olmakla davanın her aşamasında mahkemece re'sen dikkat edilmesi gereken bir olgudur.

Ayrıca Hukuk Genel Kurulu'ndaki görüşme sırasında Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve çocuğun hakları üzerinde durulmuş, dinlenmesi yönünde görüşler ileri sürülmüştür. Gerçekten Türkiye'nin kabul ettiği ve taraf olduğu "Çocuk Haklarına Dair Sözleşme"nin 12. maddesi ile, "Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşme"sinin 1, 2 ve 6. maddelerine göre; görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocukların, adli merciler önünde kendilerini ilgilendiren her konuda bilgilendirilmelerini ve bu davalara katılmalarına izin verilmesi bir hak olarak düzenlenmiş olup, ayrıca bu hususların adli merciler tarafından yerine getirilmesi aynı zamanda yükümlülük olarak öngörülmüştür. Ancak, bozma sebebine göre anılan hususlar bu aşamada ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.

Yerel mahkemece, yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan taraf teşkili sağlanmaksızın esasa ilişkin hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı açıklanan değişik gerekçelerle bozulmuş; bozma nedenine göre işin esasının incelenmesine geçilmemiştir.

SONUÇ : Davacı Fatoş ve Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukanda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerle HUMK'un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 08.12.2010 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

Kaynak. Kazancı