Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas: 2008/9-615 Karar: 2008/606 İçtihat

Üyemizin Özeti
Dosyadaki bilgi ve belgelerden davalı işyerinde 399 sayılı kanun hükmünde sözleşmeli statüde tekniker unvanı ile çalışan davacının 2000 yılında imzaladığı hizmet akti ile iş mevzuatına geçtiği, hizmet akdinde unvanının yine tekniker olarak yazılı olduğu, iş mevzuatına kapsam içi olarak geçtiği, sendika üyesi olarak TİS'den de yararlandığı tarafların kabulündedir. Artık davacı eski statüsünden kaynaklanan haklarını ya da kapsam dışı personel yönetmeliği kapsamında olan teknik uzmanın aldığı ücretin kendisine ödenmesini talep edemez.

Diğer bir anlatımla; davacının talep ettiği dönemin 1475 sayılı İş Kanunu'nun uygulandığı zamana denk gelmesi ve bu dönemde 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22. maddesine benzer bir hükmün bulunmaması, dolayısıyla yapılan değişikliğin işverenin yönetim hakkı kapsamı içerisinde mütalaa edilmesi, işçinin hizmet aktinin iptali ile ilgili herhangi bir girişimde de bulunmaması ve kendi iradesi ile hizmet aktini imzalaması nedeniyle statüsünün değiştirilmesinden önceki döneme ilişkin hakları talep etmesi yasal olarak mümkün değildir.
(Karar Tarihi : 08.10.2008)
"Taraflar arasındaki "işçilik alacağı" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 9. İş Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 01.06.2007 gün ve 2005/1183 E-2007/236 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 18.04.2008 gün ve 2008/8551-9146 sayılı ilamı ile bu tür davaya bakma görevinin idari yargının görev alanına girdiği gerekçesi ile bozulmuş; davacı vekilinin maddi hatanın düzeltilmesi talebi üzerine Özel Dairece;

(...Davacı vekili, Dairemizin 22.11.2007 gün ve 2007/33158 sayılı bozma kararının maddi hataya dayandığını ileri sürerek, maddi hatanın giderilmesi isteğinde bulunmuştur.

Dairemiz kararında maddi hata yapıldığına dair dilekçede özetle, davacının 2000 yılında kapsam içi statüye geçtiği, kapsam dışı statüde çalışmadığından idari yargının görevli olamayacağı belirtilmiştir.

Dosya ve eklerinin yeniden incelenmesinde davacının gerçekten de 2000 yılından itibaren, dava konusu alacakların talep edildiği 2004 yılı sonuna kadar kapsam içi tekniker veya teknisyen olarak hizmet akti ile çalıştığı bu nedenle adli yargının görevli olduğu, idari yargı görevlidir denilerek verilen bozma kararımızın yerinde olmadığı anlaşıldı. Dairemizin anılan kararının maddi hataya dayandığı görülmekle ortadan kaldırıldı, gereği konuşulup düşünüldü:

Dosyanın yeniden yapılan incelemesi sonucunda;

Dosyadaki bilgi ve belgelerden davalı işyerinde 399 sayılı kanun hükmünde sözleşmeli statüde tekniker unvanı ile çalışan davacının 2000 yılında imzaladığı hizmet akti ile iş mevzuatına geçtiği, hizmet akdinde unvanın yine tekniker olarak yazılı olduğu, iş mevzuatına kapsam içi olarak geçtiği, sendika üyesi olarak TİS'den de yararlandığı tarafların kabulündedir.

Davacı, sözleşmeli statüde iken tekniker unvanının teknik uzman unvanına denk olduğunu, teknik uzmanın kapsam dışı statüde ve yüksek ücretle iş mevzuatına geçirildiğini, kendisinin ise hiyerarşik yapıda iki alt unvan olan şef teknisyenlerin altında kapsam içi ve ücret kaybına uğratılarak geçişinin yaptırıldığını; bu nedenle kapsam içi statüsünün kapsam dışı olarak değiştirilmesini ve ücret ikramiye ve fazla mesai farkının ödenmesini talep etmiştir. Mahkemece kapsam dışı teknik uzman seviyesinde çalıştığı kabul edilerek kapsam içi olduğu tarihten 15.08.2004 tarihine kadar kapsam dışı teknik uzmana ödenen ücret ile davacıya ödenen ücret farkının ve buna bağlı olarak akdi ve yasal ikramiye ile fazla mesai farkının kabulüne karar verilmiştir.

Davacı kendi isteği ile imzaladığı hizmet akdi ile tekniker olarak ve ücreti de bu akitte belirlenerek iş mevzuatına geçmiş, sendikaya da üye olarak ücretleri TİS'e göre ödenmiştir. Artık davacı eski statüsünden kaynaklanan haklarını ya da kapsam dışı personel yönetmeliği kapsamında olan teknik uzmanın aldığı ücretin kendisine de ödenmesini talep edemez.

Diğer bir anlatımla İş Kanunu hükümlerine tabi kapsam içi olarak TİS'den yararlanan bir işçinin aynı zamanda kapsam dışı ve sözleşmeli personel statüsündeki hakların da kendisine uygulanmasını talep etmesi statü farklılığı nedeniyle mümkün değildir. Böyle olunca davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalıdır.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalı vekili

Hukuk Genel Kurulu Kararı

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; ücret farkı, ikramiye farkı ile fazla mesai ücretinin tahsili istemine ilişkindir.

Davacının, Davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. işyerinde 399 sayılı KHK'ya göre sözleşmeli statüde tekniker unvanı ile çalıştığı, 2000 yılında imzaladığı hizmet akti ile iş mevzuatına tabi hale geldiği, hizmet aktinde yine unvanının tekniker olarak yazılı olduğu, iş mevzuatına kapsam içi olarak geçtiği, sendika üyesi olarak TİS'den de yararlandığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Mahkemece kapsam dışı teknik uzman seviyesinde çalıştığı kabul edilerek kapsam içi olduğu tarihten 15.08.2004 tarihine kadar kapsam dışı teknik uzmana ödenen ücret ile davacıya ödenen ücret farkının ve buna bağlı olarak akti ve yasal ikramiye ile fazla mesai farkı yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Özel Dairece; yukarıda açıklanan gerekçeler ile hüküm bozulmuştur.

Uyuşmazlık; Davacının imzaladığı hizmet sözleşmesi ile iş mevzuatına tabi hale geldikten sonra ortaya çıkan hiyerarşik düzenleme sonucu uğradığı ücret kaybını talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

4502 sayılı Yasa'nın Geçici 4.maddesinde yer verilen "Bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte Türk Telekom'da 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta olanlardan isteyenler iş mevzuatına tabi personel statüsüne geçirilir. İş mevzuatına tabi personel statüsüne geçmek istemeyenlerin mevcut statü, sosyal ve özlük haklarıyla istihdamlarına devam olunur." hükmü ile, iş mevzuatına geçmek istemeyen 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye tabi kadrolu veya sözleşmeli personelin statüleri, sosyal ve özlük hakları korunmak suretiyle ve görevde yükselmelerine de olanak sağlayacak biçimde düzenlenmiştir.

Davacı, Türk Telekomünikasyon A.Ş. işyerinde 399 sayılı KHK'ya göre sözleşmeli statüde tekniker unvanı ile çalışırken 29.01.2000 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 4502 sayılı Kanunun geçici 4. maddesi hükmü uyarınca, 2000 yılında kendi iradesi ile imzaladığı hizmet akti ile iş mevzuatına tabi hale gelmiştir.

406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunun Değişik 1. maddesinin 7. fıkrasında, "Türk Telekom, bu Kanun ve Özel Kanun hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom'a uygulanmaz" hükmüne yer verilerek Türk Telekom'a özgü farklı bir statü oluşturulmuştur.

Aynı Kanunun Ek 22. maddesinin, Değişik 1/a fıkrasında ise, "Personelin statüsü: (Ek ibare: 12/05/2001-4673/6 md.) Türk Telekom'daki kamu payı %50'nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16/6/2004-5189/12) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur." hükmü öngörülmüştür.

Türk Telekom Yönetim Kurulu, anılan Yasa hükmü doğrultusunda yaptığı düzenlemeyle iş mevzuatına göre istihdam edilenleri kapsam içi ve kapsam dışı olarak sınıflandırmıştır.

Ancak, bu sınıflandırma sonucu kapsam dışı sayılan personel de yine bütünüyle iş mevzuatına tabi olarak istihdam edilmekte olup, söz konusu personelin Türk Telekom'un statüsü itibariyle kamu personeli sayılmaları mümkün görülmemektedir.

Öte yandan, Türk Telekom personelinin statüsünü belirleyen 406 sayılı Kanunun ek 22. maddesinin, 4502 sayılı Kanunla 29.01.2000 tarihinde yürürlüğe konulduğu gözetildiğinde, bu Kanun hükümlerinin yürürlükte olmadığı sırada verilen Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu'nun 22.1.1996 günlü, E:1995/1, K: 1996/1 sayılı ilke kararının dava konusu uyuşmazlıkta uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

Davacının, Davalı Türk Telekomünikasyon A.Ş. işyerinde 399 sayılı KHK'ya göre sözleşmeli statüde tekniker unvanı ile çalıştığı sırada 29.01.2000 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 4502 sayılı Kanunun Geçici 4. maddesinden yararlanarak, 2000 yılında kendi iradesi ile imzaladığı hizmet akti ile iş mevzuatına tabi hale gelmiştir. Davaya konu edilen alacaklar davacının iş mevzuatına geçtiği tarihten sonraki döneme ait alacakları içermektedir.

406 sayılı Yasada, 4502 sayılı Yasa ile getirilen ek madde 22 ve geçici madde 4 de iş yerinde uygulanacak personel rejimi düzenlenmiştir.

Davalı Türk Telekom A.Ş.de uygulanmakta olan personel rejimi; Kadrolu personel ve iş mevzuatına geçen ve bu mevzuata tabi olarak çalışan personel olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Kadrolu personel, 657 sayılı yasaya tabi çalışan devlet memurları ile 399 sayılı KHK hükümlerine göre çalışan sözleşmeli personeli kapsamaktadır.

İş mevzuatına geçen ve bu mevzuata tabi olarak çalışan personel ise; toplu iş sözleşmesi kapsamına dahil edilen sendikalı olması zorunlu, kapsam içi denilen personel ile toplu iş sözleşmesi kapsamına dahil edilmeyen, kapsam dışı denilen personeli kapsamaktadır.

İş mevzuatına tabi olarak çalışan personelin neye göre TİS kapsamı içinde veya dışında olacağı da TİS hükümlerine göre belirlenmiştir.

Davacı sözleşmeli statüde iken tekniker unvanının teknik uzman unvanına denk olduğunu, teknik uzmanın kapsam dışı statüde ve yüksek ücretle iş mevzuatına geçirildiğini, kendisinin ise hiyerarşik yapıda iki alt unvan olan şef teknisyenlerin altında kapsam içi ve ücret kaybına uğratılarak geçişinin yaptırıldığını, bu nedenle; kapsam içi statüsünün, kapsam dışı olarak değiştirilmesini ve ücret, ikramiye ve fazla mesai farkının ödenmesini talep etmiştir.

Davacı, Davalı, Türk Telekomünikasyon A.Ş. işyerinde 399 sayılı KHK'ye göre sözleşmeli statüde tekniker unvanı ile çalıştığı sırada 29.01.2000 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 4502 sayılı Kanunun Geçici 4. maddesinden yararlanarak, 2000 yılında kendi iradesi ile imzaladığı hizmet akti ile iş mevzuatına tabi hale gelmiştir.

İş akti genel olarak kabul edildiği üzere; iş görme, ücret ve bağımlılık unsurlarından oluşan bir sözleşmedir. İş akti diğer sözleşmelerde olduğu gibi işçi ve işverenin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarında bulunmaları ile kurulur. İş akitleri kural olarak bir şekle bağlı değillerdir.

Bir sözleşme olan hizmet akti tarafların anlaşması ile, belirli süreli ise bu sürenin dolması ile, işçinin ölümü ile sona erebilir. Ayrıca kanunda sayılan fesih sebepleriyle de haklı olarak feshedilebilir.

İş hukukunda sözleşme serbestisi bulunmaktadır. Bununla birlikte; hizmet sözleşmeleri kamu düzeni düşüncesi ile emredici ve yasaklayıcı hükümler yönünden, genel hukukun geleneksel sözleşmelerine oranla, daha geniş ölçüde sınırlandırılmıştır.

Hizmet sözleşmeleri tıpkı diğer özel hukuk sözleşmeleri gibi batıl addolunabilir. Başka bir ifade ile, özel hukuk sözleşmelerinin butlan sebepleri hizmet sözleşmeleri için de geçerlidir. Bunları dört grupta toplayabiliriz. Şöyle ki; hizmet sözleşmeleri tarafların ehliyeti ile ilgili eksiklikler, şekil noksanlıkları, hukuka ve ahlaka aykırılık ve imkansızlık hallerinin bulunması durumunda hizmet sözleşmesinin iptali istenebilir. Bu gibi durumlarda, yani butlanla malul sözleşme başlangıçtan itibaren geçersiz olup, bir davada her zaman ileri sürülebilir ve hakim tarafından da re'sen göz önüne alınır.

Yine hizmet sözleşmesinin yapılması sırasında irade sakatlıklarının bulunması mümkündür. Bunlar ise; hata, hile ve ikrah olarak ortaya çıkabilir. Hizmet sözleşmesinin geçerli olarak doğmasına rağmen, devam edip etmemesi tarafların iradelerine bırakılmıştır. Bu açıdan somut olay değerlendirildiğinde, işçi tarafında belirtilen şekilde bir iptal talebi vuku bulmamıştır.

Öte yandan; 10/6/2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren İş Kanunu'nun, Çalışma koşullarında değişiklik ve iş sözleşmesinin feshi kenar başlıklı 22. maddesinde; "İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda 17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir. Taraflar aralarında anlaşarak çalışma koşullarını her zaman değiştirebilir. Çalışma koşullarında değişiklik geçmişe etkili olarak yürürlüğe konulamaz." hükmü bulunmakla birlikte, olayın gerçekleştiği ve uygulanması gereken 1475 sayılı İş Kanunu'nda bu yönde bir hüküm bulunmamaktadır.

İşçinin, işverenin talimatlarına uyma yükümlülüğünün sonucu işverenin yönetim hakkı bulunduğu kabul edilmektedir. Akit yapma serbestisini, bazı kanuni sınırlamalar bulunsa bile bir özel hukuk anlaşması olan hizmet akti içinde ilke olarak geçerlidir. İşveren çalıştıracağı kimseyi seçmekle serbest olduğu gibi, işçi de çalışacağı işvereni seçmekte serbesttir. Yine bu açıdan tarafların aktin yapılmasına yasal sınırlamalar dışında bazı koşullara bağlamaları da mümkündür. Nitekim somut olayda taraflar arasında imzalanan hizmet akti ve ekindeki belgeler ile davacı işçinin hangi pozisyonda çalışacağı kararlaştırılmıştır. Bu kurallar işverenin yönetim hakkı kapsamında bulunduğundan, iptal edilinceye kadar hukuki alanda hükümlerini ifa edecektir.

Danıştay 5. Dairesi 28.01.2004 tarih, 2001/861 E.-2004/215 sayılı kararı ile; "...12.5.1992 günlü 21226 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bazı Lise, Okul ve Mezunlarına unvan verilmesi hakkındaki 3795 sayılı Kanunun 3. maddesi ile Meslek Lisesi ve Teknik Lise mezunlarına teknisyen, lise üstü 2 yıl süreli yüksek teknik öğrenim görenlere tekniker lise üstü 3 yıl süreli yüksek teknik öğrenim görenlere yüksek tekniker unvanı verildiği, 657 sayılı Yasanın 36. maddesinde de yüksek tekniker, tekniker, teknisyen hiyerarşisinin benimsendiği ve tüm kamu kurumlarında çalışan teknik personel açısından da bu hiyerarşiye bağlı kalındığı, Türk Telekomünikasyon A.Ş. Unvan Yükselmelerinde Uygulanacak Esasların Geçici 1. maddesinde de bir yandan iş mevzuatına tabi personel için belirlenen pozisyonlara, Ek Tablo 3 de aynı ya da denk olarak belirlenen unvanlardan yapılacak atamalarda, Ek Tablo 1 de öngörülen şartlar aranmazken diğer yandan iş mevzuatına geçişte aynı veya denk pozisyona atayıp atamama konusunda idarenin serbest olduğunun belirtilmesini kendi içinde çelişkili ve idareye çok geniş bir takdir yetkisi tanıyan bir düzenleme olup idareye bu alanda tanınan takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlı bulunduğu, hizmet gerekleri ile bağdaşmayan ve sübjektif etkilere açık düzenleme yapılamayacağının açık olduğu .... sözü edilen Esasların Geçici 1 mad. ve 5 maddedeki düzenlemelerin de teknisyen kökenlilerin teknik uzmanlığa kadar yükselebilmelerine ve teknikerlerle, şef teknikerlerin amiri konumuna gelmelerine olanak tanındığı..." hususları belirtilerek, dava konusu Türk Telekomünikasyon A.Ş. Unvan Yükselmelerinde Uygulanacak Esasların geçici 1 madde ve 5 madde ile aynı esasların ekinde yer alan Teknik Gruba İlişkin Unvan Yükselme Şartları Tablosu ile Aynı ve Denk Pozisyon Unvanları Tablosunun teknik uzman teknisyen yardımcısı arasında kalan bölümünün iptaline" karar verilmiştir.

Davalı Şirket Yönetim Kurulu'nun 05.08.2004 tarihli kararı ile; 5189 sayılı Yasa, Danıştay tarafından verilen iptal kararları ve Yargıtay kararları gereğince, iş mevzuatına tabi personele ilişkin, Yönetmelik ve Esaslarda değişiklik ve düzenlemeler yapılmış olup, bu düzenlemeler sonucunda tekniker unvanının hiyerarşik yapıdaki yeri yeniden belirlenerek, sıralamadaki yeri teknisyen ve şef teknisyen unvanlarının üzerinde tespit edilmiştir. Tekniker unvanı ile ilgili bu düzenleme 15.08.2004 tarihinden geçerli olmak üzere yapılmıştır. Bu tarihten itibaren de davacı statüsüne uygun gelire kavuşmuştur.

Hal böyle olunca, davacının talep ettiği dönemin 1475 sayılı İş Kanunu'nun uygulandığı zamana denk gelmesi ve bu dönemde 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22. maddesine benzer bir hükmün bulunmaması, dolayısıyla yapılan değişikliğin işverenin yönetim hakkı kapsamı içerisinde mütalaa edilmesi, yukarıda açıklandığı üzere işçinin hizmet aktinin iptali ile ilgili herhangi bir girişimde de bulunmaması ve kendi iradesi ile hizmet aktini imzalaması nedeniyle statüsünün değiştirilmesinden önceki döneme ilişkin hakları talep etmesi yasal olarak mümkün bulunmamaktadır. Öyleyse Hukuk Genel Kurulunca da uygun bulunan Özel Dairenin bozma kararma uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi hatalı olmuştur.

Direnme kararı bozulmalıdır.

KARAR : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkemenin direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında açıklanan nedenlerle, BOZULMASINA istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 08.10.2008 gününde, oybirliği ile karar verildi.
İlgili Mevzuat Hükmü : İş Kanunu MADDE 18 :FESHİN GEÇERLİ SEBEBE DAYANDIRILMASI

Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. (Ek cümle: 6552 - 10.9.2014 / m.2) “Yer altı işlerinde çalışan işçilerde kıdem şartı aranmaz.”

       Altı aylık kıdem hesabında bu Kanunun 66 ncı maddesindeki süreler dikkate alınır.

       Özellikle aşağıdaki hususlar fesih için geçerli bir sebep oluşturmaz:

       a) Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak.

       b) İşyeri sendika temsilciliği yapmak.

       c) Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip veya yükümlülüklerini yerine getirmek için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak. (1)

       d) Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler.

       e) 74 üncü maddede öngörülen ve kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek.

       f) Hastalık veya kaza nedeniyle 25 inci maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık.

       İşçinin altı aylık kıdemi, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir.

       İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında bu madde, 19 ve 21 inci maddeler ile 25 inci maddenin son fıkrası uygulanmaz.

Dipnot 1: 18/2/2009 tarihli ve 5838 sayılı Kanunun 32 nci maddesiyle; bu bentte yer alan“Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya yükümlülüklerini yerine getirmek” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Gökhan TAZEGÜL
Hukukçu
Şerh Son Güncelleme: 14-12-2010

THS Sunucusu bu sayfayı 0,02643991 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.