Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

TC YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas No: 2017/13-606 Karar No:2017/352 İçtihat

Üyemizin Özeti
Taşınmaz üzerinde tahsisi sırasında tarafları arasında doğmuş ve doğabilecek tüm borçlara teminaten konulduğu belirtilen ipoteğin, dayanağı olan kredi sözleşmesinin borçlu tarafça tamamen ifa edilmesine rağmen, başka bir borcun teminatı olarak kullanılıp kullanılamayacağı hususunun doktrine ve özellikle de rehnin belirliliği ilkesine atıf yapılarak incelenmesine yönelik içtihattır.
(Karar Tarihi : 22.03.2017)
Dava: Taraflar arasındaki "menfi tespit ve istirdat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya Tüketici Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 01.11.2012 gün ve 2011/503 E., 2012/485 K. sayılı kararın temyiz incelemesinin davalı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 08.07.2013 gün ve 2013/5400 E., 2013/19008 K. sayılı kararı ile;
 
(... Davacı, davalı bankadan önce iki kez kredi kullandığını ve bu kredi borçlarını kapattığını, daha sonra 14/11/2007 tarihinde 100.000,00 TL bedelli konut kredisi kullandığını, buna karşılık olarak da Selçuklu İlçesi, Dumlupınar Mah. civarında bir meskende davalı banka lehine ipotek tesis ettirdiğini, son çektiği kredi borcunu ödeyemediğini, bankanın Konya 7.İcra Müdürlüğü'nün 2009/7947 esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlattığını, ancak kapatılan krediler için verilen ipotekler sebebiyle de ayrı bir takip yapıldığını, oysa takip tarihinde kapatılan kredilerin teminatı olan taşınmazların ipoteğinden dolayı, davalıya borcunun bulunmadığını, fekki yapılmayan bir ipotekten kötü niyetli yararlanılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek, Konya 7.İcra Müdürlüğü'nün 2009/7948 esas sayılı dosyasından dolayı davalıya 101.346,33 TL borcunun bulunmadığının tespiti ile taşınmazların satılmasıyla haksız olarak tahsil edilen 53.000,00 TL'nin 04/04/2011 tahsil tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan istirdatına ve davalının kötüniyeti sebebiyle % 40 kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
 
Davalı, İİK'nun 72.maddesinde düzenlenen istirdat davasının ilk koşulunun "borçlunun gerçekte olmayan bir borcu ödemesi gerektiğini", ancak davacının bankaya olan kredi borcunu kabul edip borca itirazının bulunmadığını, dolayısıyla dava şartlarının oluşmadığını, tarla vasfındaki iki taşınmazın ipotek alınması sırasında düzenlenen 16/06/2006 tarih ve 1487 yevmiye numaralı resmi senedin, 1.maddesinde, ipotek tesisini, davaya konu iki taşınmazın, kullandığı kredilerin ve konut destek kredisi ile tüketici kredilerinin teminatı olacağını kabul ettiğini, fekki banka tarafından bildirilinceye kadar ipoteğin devam edeceğinin de kabul edilmiş olacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
 
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
 
Dava, davacının kullandığı iki adet kredinin teminatı olarak verilen taşınmazlara ait ipoteklerin, bu kredilerin kapatılmış olmasına karşın sonradan alınan kredi borcundan dolayı icra yoluyla satılması dolayısıyla borçlu olunmadığı ve istirdat talebine ilişkindir. Davalı, 16.6.2006 ve 13.11.2007 tarihli ipotek senetleri ve kredi sözleşmelerinde davacının, taşınmazları, alınan tüm kredilerin teminatı olarak gösterdiğini savunmuştur. Mahkemece, rapor tanzim eden bilirkişilerin her ne kadar eldeki dava ile sonuca gidilemeyeceğini, yanlış yol takip edildiğini, davanın reddinin gerektiğini beyan etmişlerse de, davayı yanlış değerlendirdikleri, somut olayda davacının, Konya 7.İcra Müdürlüğü'nün 2009/7948 esas sayılı dosyasıyla, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılamayacağını, takibe esas tarla vasfındaki taşınmazların ipoteğinin, kapanmış olan 19/06/2006 tarihli, 25.000,00 TL bedelli krediden kaynaklandığını, dolayısıyla bu ipotek ve dosyadan dolayı borçlu olmadığının tespitini isteyebileceğini, taşınmazların icra yoluyla satılmasında davacının bir dahlinin olmadığını ve istirdatının mümkün olduğu gerekçesiyle davanın kabulü yönünde hüküm kurulmuştur. Bir davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini arayıp bulmak hakimin doğrudan görevidir. (1086 Sayılı HUMK. 76. madde 6100 Sayılı HMK. 33. md.) Davacının, kullandığı tüm kredilerin teminatı olarak söz konusu ipoteklerin gösterdiği, sözleşmeler ile ipotek resmi senetlerinden açıkça anlaşılmaktadır. Esasen konusunda uzman olan bilirkişiler de raporun sonuç kısmında bu saptamayı belirtmişlerdir. Hal böyle olunca davanın reddi yönünde hüküm kurulması gerekirken, yazılı şeklide aksine düşüncelerle davanın kabulüne yönelik karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir ...),
 
Gerekçesi ile hüküm bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
 
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
 
Karar: Dava; ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takipte borçlu olunmadığının tespiti ve ödenmek durumunda kalınan bedelin istirdadı istemine ilişkindir.
 
Davacı vekili takip tarihi itibariyle kapatılmış olan kredilerin teminatı olarak verilen ipoteklerin davalı tarafça kaldırılmayıp başka bir borca istinaden takip konusu edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, kötü niyetle başlatılan ve taşınmazın satışı sağlanan Konya 7. İcra Dairesinin 2009/7948 Sayılı takibi yönünden borçlu olmadığının tespiti ile satış suretiyle haksız şekilde tahsil edilen bedelin davalıdan istirdadına karar verilmesini istemiştir.
 
Davalı A.Ş. vekili takibe konu ipoteğin kurulmuş ve kurulacak kredi ilişkilerine de teminat teşkil edeceğinin ve fekki bankaca bildirilene kadar bu teminatın devam edeceğinin kararlaştırılmış olması hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
 
Mahkemece menfi tespit istemine konu 2009/7948 Sayılı takip dosyası dayanağı ipoteğin, taraflar arasında imzalanan 19.06.2006 tarihli, borcu ödenmekle kapanmış kredi sebebiyle tahsis edilmiş olduğu, bu halde konut kredisinden doğan borç sebebiyle öncelikle konut kredisinin teminatı olan gayrimenkulün satışının talebi, sonra bankanın alacağının kalması halinde rehin açığı belgesi ile asıl borçlunun diğer mal varlıklarına gitmesi gerektiği, davalının Konya 7. İcra Dairesinin 2009/7947 Sayılı dosyası ile ipoteğe konu Konya ili, Selçuklu ilçesi, Dumlupınar mahallesi, 29136 ada, 1 parsel, A Blok, 6.Kat, 50 numaralı bağımsız bölümün 93.000,00-TL' ye satıldığı, Konya 7. İcra Dairesinin 2009/7970 Sayılı takibi ile de kefil E____ P ____'ın maaşından toplam 11.060,00-TL kesinti yapıldığı, bu iki takibe rağmen 19.06.2006 tarihli, yıllık %20,40 faiz oranlı, 25.000,00-TL bedelli kapanmış kredi için verilen ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla Konya 7. İcra Dairesinin 2009/7948 Sayılı dosyasıyla takip yapmasının ve satış sonrası 53.000,00-TL tahsilat sağlamasının usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne hükmedilmiştir.
 
Davalı A.Ş. vekilinin temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Dairece yukarda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
 
Yerel Mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
 
Direnme kararı davalı A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
 
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taşınmaz üzerinde tahsisi sırasında tarafları arasında doğmuş ve doğabilecek tüm borçlara teminaten konulduğu belirtilen ipoteğin, dayanağı olan kredi sözleşmesinin borçlu tarafça tamamen ifa edilmesine rağmen, başka bir borcun teminatı olarak kullanılıp kullanılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
 
Uyuşmazlığın çözümüne yol göstermek bakımından hukukumuzda ipotek kavramı üzerinde durmakta fayda vardır.
 
Alacakların güvence altına alınması özel hukukun temel amaçları arasında yer alır. Bu amaç doğrultusunda ortaya çıkan güvence araçları özel hukukta şahsi ve ayni güvence olmak üzere ikiye ayrılır. Ayni güvencede şahsi güvenceden farklı olarak güvencenin içeriğini kişiler değil malvarlığı oluşturmaktadır. Hukukumuzda alacağa bu tür bir güvenceyi sağlayan ayni güvence rehin hakkıdır. Rehin hakkı, taşınır ve taşınmaz rehni şeklinde gerçekleşebilir. Taşınmaz rehni kendi içerisinde ipotek, ipotekli borç senedi ve irat senedi olmak üzere üçe ayrılır. (Şener, Y.S., Türk Hukukunda İpotek ve Uygulaması, Ankara 2010, Genişletilmiş 3. Baskı, Önsöz)
 
Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Medeni Kanunun 881-897. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kanun'un 850-880. maddelerinde yer alan taşınmaz rehnine dair genel hükümler ipotek hakkında da uygulanır. (Burcuoğlu, H., Hukukçu Gözüyle Banka Uygulamasında İpotekle İlgili Önemli Sorunlar, İstanbul 1991, s.1.; atıf yapan Şener, Y.S., age.)
 
4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 850. maddesine göre taşınmaz rehni, ancak ipotek, ipotekli borç senedi veya irat senedi şeklinde kurulabilir.
 
Doktrinde ipotek kavramı; kişisel bir alacağı güvence alma amacını güden, kıymetli evrak ile bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır. (Akipek, G.J/ Akıntürk, T., Eşya Hukuku, İstanbul 2009, s.786; Gürsoy, K.T./ Eren, F./Cansel, E., Türk Eşya Hukuku, Ankara 1984, s.1032)
 
Güvence miktarının belirleniş tarzına göre ipotek anapara ipoteği ve üst sınır ipoteği olmak üzere iki türlüdür. (Şener, Y.S.,age, s. 29) Başka bir anlatımla mevcut alacağı temin eden ipoteğe "mevcut alacaklar ipoteği, adi ipotek, ana para ipoteği", ileride vücut bulacak alacakları temin eden ipoteğe ise "üst sınır ipoteği, maksimal ipotek" denir. (Gürsoy, K.T./ Eren, F./Cansel, E., Türk Eşya Hukuku, Ankara 1978, s.1100) Bu husus 4721 Sayılı Kanun'un 851. maddesinde "Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması halinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir." şeklindeki düzenleme ile açıklığa kavuşturulmuştur.
 
Üst sınır ipoteğinin izahında taşınmaz rehin hukukunda hakim olan ilkelerden belirlilik ilkesine değinmek gerekir. Rehin hakkı kural olarak fer'i bir haktır. Bu nedenledir ki rehin hakkının muteber olarak kurulabilmesi için teminatını oluşturduğu alacak hakkının belirli, muayyen bir alacak olması gerekir. Bununla beraber rehinle temin edilen alacağın belirtilmesi için sebebinin rehin sözleşmesinde gösterilmesinin gerekli bulunup bulunmadığı, bu alacağın mevcut ya da müstakbel bir alacak olup olmamasına göre değişir. Mevcut alacaklar için yapılan rehin sözleşmesinde alacağın tutarının gösterilmesi bu alacağın belli edilmesi için yeterlidir. Buna karşılık müstakbel alacakların temini için yapılan rehin sözleşmelerinde alacağın hangi sebepten doğacağı da açık olarak gösterilmelidir. (Akipek, J.G., age.,s.189) Miktarı gelecekte belli olacak alacaklar yönünden kurulan rehin hakkında, yine belirlilik ilkesi gereği olarak, rehnedilen taşınmazın teminat teşkil edeceği alacağın azami tutarı tapu kütüğünde gösterilmek suretiyle tescil edilmelidir.
 
Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde, davacı ile davalı Bankanın Aziziye Şubesi arasında imzalanan 19.06.2006 tarihli, 25.000,00-TL bedelli Genel Kredi Sözleşmesi çerçevesinde, 16.06.2006 tarihli, 1487 yevmiye numaralı ipotek senedi ile mülkiyeti davacıya ait Konya İli, Cihanbeyli İlçesi, Kırkışla Mahallesi, Alhan Mevkiinde kain 132 ada, 12 ve 28 parsel sayılı tarla vasfındaki taşınmazlar üzerine "Konya Aziziye Şubesi lehine kullanmış olduğu ve kullanacağı kredilere teminat olmak üzere, birinci derece ve sırada, fekki alacaklı bankadan bildirilinceye kadar müddetle, ..., 200.000,00- (ikiyüzbin)YTL bedelle" açıklamasını içeren ipotek konulmuş olduğu çekişmesizdir. Davalı Bankanın üst sınır ipoteği mahiyetindeki bu güvenceyi, davacı tarafça ödenmemekle tümüyle muaccel hale gelen 14.11.2007 tarihli, 100.000,00-TL bedelli Konut Destek Kredisi Sözleşmesinden doğan borcun teminatı olarak kullanmasında hukuka veya sözleşmeye aykırılık bulunmamaktadır. Mahkemece aksi yönde kabul ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.
 
Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi hatalı olup, direnme kararı bu sebeple bozulmalıdır.
 
KARAR : Davalı A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 22.03.2017 gününde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.  
 
İlgili Mevzuat Hükmü : İcra ve İflas Kanunu MADDE 72 :(Değişik madde: 18/02/1965 - 538/43 md.)

Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.

İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.

İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.

(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde (Değişik ibare: 6352 S.K.-02.07.2012/m.15) "yüzde yirmiden" aşağı tayin edilemez.

(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare: 6352 S.K.-02.07.2012/m.15) "yüzde yirmisinden" aşağı olamaz.

Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.

Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.

Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Stj.Av.Çiğdem KÖSE
Hukukçu
Şerh Son Güncelleme: 02-04-2018

THS Sunucusu bu sayfayı 0,01923108 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.