Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas: 2008/11-42 Karar: 2008/45 İçtihat

Üyemizin Özeti
Taraflar arasında davaya konu çeklerde yazılı miktarda alacak ilişkisi bulunduğu konusunda bir çekişme yoktur. Bundan ayrı olarak, davacı firma adına çekleri keşide edenler hakkında karşılıksız çek vermek suçundan kamu davası açılmış, yargılama sonunda, davaya konu belgelerin çek niteliğini yitirdiğinden karşılıksız çek çeşide etmek suçunun oluşmayacağı gerekçesi ile beraat kararı verilmiştir. Buna karşılık, bu kişilerin gizlemek suretiyle çeke ikinci bir imza atarak nitelikli dolandırıcılık suçunu işledikleri iddiasıyla açılan davada mahkûm oldukları, ancak kararın henüz kesinleşmediği tespit edilmiştir.

Hal böyle olunca, uygulanan ihtiyatı haczin haksız olduğu icra mahkemesi kararı ile saptanmasına karşın, ihtiyati haciz kararı veren mahkemenin dahi sıkıştırılmış ikinci tarihi fark edememiş olması, infaz eden icra müdürlüğünün de durumu gözlemleyememiş bulunması karşısında, kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince davacının uğradığı zararlardan davalı firmanın sorumlu bulunduğu yadsınamaz. O halde maddi tazminatın tespit ve tayini için davacı ve davalının tüm delilleri toplanmalı, bilirkişi incelemesi yaptırılmalı, sonucuna göre karar verilmelidir. Bu nedenle davanın reddi doğru olmamıştır. Ne var ki, somut olayın özelliğine göre; davacının da bu zararının oluşmasında yukarıda açıklandığı gibi katkısının bulunduğu görüldüğünden ve dosya kapsamına göre iyi niyetli olduğunu söylemenin mümkün olmadığı saptandığından, zaten o dönemde bazı kişilere ve kamu kuruluşlarına olan borçlarını dahi ödeyemez halde ve dar boğazda bulunduğu, bu nedenle elektriklerinin dahi kesildiği anlaşıldığından, yerel mahkemece maddi tazminat konusunda karar verilirken Borçlar Kanunu'nun 43 ve 44. maddesinin göz önünde bulundurulmasının da kaçınılmaz olduğu sonucuna varılmıştır.
(Karar Tarihi : 30.1.2008)
Taraflar arasındaki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 14.3.2005 gün ve 2002/159-79 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 3.10.2006 gün ve 6655-9663 sayılı ilamı ile,

(...Davacı vekili, müvekkili şirketin davalılardan G. Bankası ve bu banka ile birleşen O. Bankasının müşterisi olup, diğer davalı Y. Tekstil San. Tic. A.Ş. ile de ticari ilişkisinin bulunduğunu, her iki bankadan çek karnesi alarak bunları kullandığını, müvekkilinin davalılardan Y. Tekstil A.Ş.'den aldığı mallara karşılık ödeme aracı olarak çekler keşide ettiğini, keşide edilmiş olan çekler üzerinde imzanın yanında keşide tarihleri yazılarak, bir de ayrıca ödeme tarihi olarak kabul edilen vade tarihinin düzenlendiğini, Y. Tekstil A.Ş.'nin kendisine verilen çekleri, keşide tarihlerinden itibaren 10 günlük yasal süresi geçtikten sonra davalı bankalara ibraz ettiğini, bankaların çek vasfında olmayan bu belgeleri çek kabul ederek karşılıksız şerhi vurduğunu, Y Tekstil A.Ş.'nin de çek vasfında olmayan bu belgeler için ihtiyati haciz kararı almak suretiyle müvekkiline ait fabrikada haciz uyguladığını, takibin iptali amacıyla açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda neticeten takibin iptaline karar verildiği, bu arada işverenin iflasa sürüklendiğini hisseden işçilerin işlerini bıraktıklarını, davalı Y. Tekstil A.Ş.'nin daha ileri giderek müvekkili şirketin kredi ilişkisi olan bankalardaki tüm hesaplarına 22.09.2000 tarihinde haciz koydurduğunu, G. Bankası A.Ş.'de bunun üzerine tüm kredileri vadesinden önce kapatıp haksız yere mağduriyetinin artmasına sebebiyet verdiğini, üretimin tamamen durduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik (1.500.000.000.000) TL maddi ve (10.000.000.000) TL manevi tazminatın 22.09.2000 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Y. Tekstil San. Tic. A.Ş. vekili, davanın bir yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığını, davanın haksız menfaat temini amacı güdüp, davacının kendi hilesine dayanarak hak talep ettiğini, davaya konu çekler için alınan ihtiyati haciz kararı gereği davacı şirkete ait fabrika binasında 22.09.2000 tarihinde haciz tatbik edilmiş ise de, malların muhafaza altına alınmadığını, davacıların ödeme yönünde girişimde bulunmaları için 4 ay bekledikten sonra 22.01.2001 tarihinde haczedilen malların bulunabilen bir kısmının muhafaza altına alınabildiğini, muhafaza işleminin yapıldığı tarihte fabrikanın faal olmayıp, tek bir işçinin dahi çalışmadığını ve elektriklerinin de kesik olduğunu, davacı tarafından ihtiyati hacze hiçbir tarihte itiraz edilmediğini, davacının çekler üzerindeki iki tarih hilesine birçok alacaklısına karşı başvurduğunu, olmayan bir borç için takip konusu yapılmadığını, bir kişinin kendi hilesine dayanmasının kanun tarafından korunamayacağını, haciz yazıları sebebiyle davacının kredi borçlarının bankalarca zamanından önce kapatılması sebebiyle görülen zararın kendileriyle bir ilgisinin bulunmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.

Davalı G. Bankası A.Ş. vekili, davanın müvekkili banka yönünden zamanaşımına uğradığını, davacı tarafından yazılan keşide tarihlerinin okunamayacak ve görülemeyecek durumda olduğunu, davacının müvekkili bankaya ait çeklerden dolayı değil zaten daha evvelde arkası karşılıksız kaydı alan diğer banka bildirimlerinden dolayı da Merkez Bankası sakıncalılar listesine girdiğini, davacının lehine bankaca tesis edilen ve kullandırılan yabancı para döviz kredilerinin vadelerinin gelmeleri nedeniyle kapatılıp, kredi borçlarının tahsil edilip, ipoteklerinin fekedildiğini, davacı hakkında kambiyo senetlerine dayalı takip yapılmasa bile, ilamsız takip yapılmasında bir usulsüzlük bulunmadığını, davacının borcunu açıkça kabul ettiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporuna nazaran, İİK'nun 257. maddesi uyarınca rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının ihtiyati haciz kararı alabileceği, davacının iddiası gibi ihtiyati hacze konu çeklerin çek vasfında olmadığının kabul edilmesi halinde dahi, çeklerin ibraz edildiği tarihte davalı şirket alacağının vadesinin gelmiş olduğu, benzer bir kısım çeklerin bankaya ibraz edildiğinde karşılıklarının herhangi bir itirazı kayda uğramadan ödendiği, davacı iddiasının iyi niyetle bağdaşmadığı, İcra Tetkik Mercii tarafından takibin iptaline karar verilmesinin şekli bir işlem olup, taraflar arasındaki ilişkiyi ortadan kaldırmayacağı, kaldı ki ihtiyati haciz kararının uygulanmasından dolayı davacının maddi ve manevi zarara uğradığının da kanıtlanamadığı gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1 - Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacının TTK'nun 711/2. maddesi uyarınca çekten cayma hakkını kullanmamış olması karşısında bankanın çeklere karşılıksız şerhi vermesinde bir usulsüzlük bulunmadığı gibi, kredi ilişkisinden doğan borcu tahsil etmesinde kredi sözleşmesine aykırılık teşkil etmemesine ve davacı yararına manevi tazminata hükmedilebilmesi için davalılardan Y. Tekstil San. AŞ'nin ihtiyati haciz kararı alınmasında kusurunun bulunmasının gerekmesine, somut olayda bu koşulun gerçekleşmemesi karşısında bu kaleme yönelik istemin reddinde de bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi ile davalı banka açısından hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.

2- İcra ve İflas Yasası'nın 257. maddesi ile, alacaklının hangi durumlarda ihtiyati haciz isteyebileceği düzenlenmiştir. Gene bu yasanın 259/1. maddesi uyarınca, sorumludur. Haksız olarak ihtiyati haciz koydurmuş olan alacaklının sorumluluğunun kusura dayanmadığı konusunda gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda tam bir görüş birliği vardır. Bu durum somut olayda alınan ihtiyati haciz kararının haksızlığı kesinleşmiş yargı kararıyla ortaya çıkmış olduğundan mahkemece davacının maddi tazminat isteminin değerlendirilmesi gerekirken, bu hususta yetersiz bilirkişi raporuyla yetinilerek yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuş ve kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davacı vekili

Hukuk Genel Kurulu Kararı

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, tacirler arasında haksız eylemden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalının haksız olarak alıp uygulattığı ihtiyati haciz nedeniyle zarara uğradığını iddia ederek, maddi ve manevi tazminat talep ve dava etmiştir.

Davalı firma vekili, davanın hakkın kötüye kullanılmasının açık bir örneği olduğunu, davacının kötü niyetli bulunduğunu, kendilerince yapılan haksız bir eylemin olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

Mahkemece, icra mahkemesince takibin iptaline karar verilmesinin şekli bir işlem olduğu, bunun uygulanan ihtiyati hacizin haksız olduğunu göstermeyeceği, davacının kötü niyetli olduğu ve sözü edilen ihtiyati haciz uygulaması sonucu zarara uğradığını ispat edemediği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş, Özel Daire'ce yukarıda açıklanan nedenlerle hüküm bozulmuştur. Yerel mahkemece ilk kararda direnilmiştir.

İncelenen tüm dosya kapsamına göre, davacı firmanın davalı firmadan aldığı mallar karşılığı diğer davalı bankadan aldığı matbu çeklerin keşideci imzası ve kaşesinin arasına ilk bakışta görülmeyecek ve çok dikkatli bir inceleme ile anlaşılacak şekilde bir tarih sıkıştırıp, üstte bulunan ödeme tarihine göre, daha önceki bir tarih yazdığı, davalı firmanın üstte yazan ödeme tarihi geldiğinde bankaya çeki ibraz ettiği, bankanın çeklerin karşılığı bulunmadığından karşılıksız şerhi vurduğu anlaşılmaktadır.

Davalı firmanın bunun üzerine 20.09.2000 tarihinde ihtiyati haciz kararı aldığı, 22.09.2000 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibi yaptığı, 22.09.2000 tarihinde ihtiyati haczin infaz edildiği ancak, makinelerin fabrikada bırakıldığı, akabinde borcun ödenmemesi üzerine 22.01.2001 tarihinde makinelerin fabrikadan alınarak yediemine teslim edildiği saptanmıştır.

Davacı, her ne kadar kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibi yapmış ve bu çeklere dayalı olarak ihtiyati haciz kararı alınmışsa da, sözü edilen çeklerin çift tarih taşıdığından çek vasfında olmadığını, adi belge niteliğinde olduğunu ileri sürerek icra mahkemesine başvurmuş, yapılan yargılama sonucunda sözü edilen çeklerin kambiyo senedi niteliğini yitirdiği anlaşılarak takibin iptaline karar verilmiştir.

Bunun üzerine davacı, uygulanan ihtiyati haczin haksız olduğunu ve bundan olayı zarara uğradığını ileri sürerek görülmekte olan davayı açmıştır.

Taraflar arasında davaya konu çeklerde yazılı miktarda alacak ilişkisi bulunduğu konusunda bir çekişme yoktur. Bundan ayrı olarak, davacı firma adına çekleri keşide edenler hakkında karşılıksız çek vermek suçundan kamu davası açılmış, yargılama sonunda, davaya konu belgelerin çek niteliğini yitirdiğinden karşılıksız çek çeşide etmek suçunun oluşmayacağı gerekçesi ile beraat kararı verilmiştir. Buna karşılık, bu kişilerin gizlemek suretiyle çeke ikinci bir imza atarak nitelikli dolandırıcılık suçunu işledikleri iddiasıyla açılan davada mahkûm oldukları, ancak kararın henüz kesinleşmediği tespit edilmiştir.

Hal böyle olunca, uygulanan ihtiyatı haczin haksız olduğu icra mahkemesi kararı ile saptanmasına karşın, ihtiyati haciz kararı veren mahkemenin dahi sıkıştırılmış ikinci tarihi fark edememiş olması, infaz eden icra müdürlüğünün de durumu gözlemleyememiş bulunması karşısında, kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince davacının uğradığı zararlardan davalı firmanın sorumlu bulunduğu yadsınamaz. O halde maddi tazminatın tespit ve tayini için davacı ve davalının tüm delilleri toplanmalı, bilirkişi incelemesi yaptırılmalı, sonucuna göre karar verilmelidir. Bu nedenle davanın reddi doğru olmamıştır. Ne var ki, somut olayın özelliğine göre; davacının da bu zararının oluşmasında yukarıda açıklandığı gibi katkısının bulunduğu görüldüğünden ve dosya kapsamına göre iyi niyetli olduğunu söylemenin mümkün olmadığı saptandığından, zaten o dönemde bazı kişilere ve kamu kuruluşlarına olan borçlarını dahi ödeyemez halde ve dar boğazda bulunduğu, bu nedenle elektriklerinin dahi kesildiği anlaşıldığından, yerel mahkemece maddi tazminat konusunda karar verilirken Borçlar Kanunu'nun 43 ve 44. maddesinin göz önünde bulundurulmasının da kaçınılmaz olduğu sonucuna varılmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.06.2007 gün ve 2007/19-437-429 sayılı kararı da bu görüşümüzü desteklemektedir.

Bu nedenlerle verilen direnme kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan bozulması gerekir.

KARAR : Davacı vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 30.01.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.
İlgili Mevzuat Hükmü : İcra ve İflas Kanunu MADDE 257 :Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.

Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:

1 - Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;

2 - Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa;

Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.

(4. fıkra, 14.2.2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 14.1.2011 tarih ve 6103 S.K. m. 41/2-l hükmü gereğince 1/7/2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır)

(5. fıkra, 14.2.2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 14.1.2011 tarih ve 6103 S.K. m. 41/2-l hükmü gereğince 1/7/2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır)



 
Şerhi Ekleyen Üyemiz:
Av.Barış TİRYAKİ
Hukukçu
Şerh Son Güncelleme: 11-03-2011

THS Sunucusu bu sayfayı 0,05284905 saniyede 8 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.