Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Yeni Dünya Düzeninde Mekânda Ayrışmanın Bir Sonucu Olarak Kentsel Dönüşüm: Malatya Kent Örneği

Yazan : Ayhan Akoğul [Yazarla İletişim]
Malatya Belediyesi - Avukat-( İnönü Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi Ana Bilim

Makale Özeti
İnsanlar tarih boyunca rahat yaşayabilecekleri, güvenli ve yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri mekânlar yaratma gayesi içinde olmuştur. Toplumların bilgi seviyesi, ekonomik geliri ve etnik kökenleri bu mekânların meydana gelmesinde ve mekânın ayrışmasında etkili olmuştur. Ekonomik anlamda gelir dağılımı adil olan, insan haklarına önem vererek etnik ve dinsel ayrım yapmayan bir toplumda ayrışmanın hatlarının keskin olması beklenemez. Zira bu toplumlarda insanların kimlikleri ve gelirleri ön plana çıkmayacağından bu şekilde ayrışmanın hatlarının daha az keskin olması beklenmektedir. Yeni Dünya düzeni ile kentler birbiriyle yarışmakta ve ekonomik süreç dinamik bir şekilde değişim ve dönüşüme uğramaktadır. Bu değişim ve dönüşüm süreci, içinde yaşanılan kenti de etkilemektedir. Yeni Dünya düzenindeki ekonomi ve yaşam modelinde, göreceli olarak etnik ve dinsel ayrım azalırken, insanların gelirleri ön plana çıkmaktadır. Bunun sonucunda, kentlerde içinden çıkılmaz sorunlar meydana gelmektedir. Bu sorunların çözümü için kentin dönüşmesi, hem halk için, hem de sorunların kronikleştiği yönetimler için zorunlu bir hal almaktadır. Bu çalışmada mekânda ayrışma sonucunda oluşan kentsel dönüşümün sarmala dönmemesi için yapılabilecekler ve özelde Malatya ölçeğinde ne yapıldığını ve yapılabileceğini irdelemeye çalıştım.
Yazarın Notu
Turgut Özal Ekonomi ve Siyaset Kongresi Bildiriler E-Kitabı, Malatya

1. GİRİŞ
Yeni Dünya düzenindeki ekonomi ve yaşam modelinde etnik ve dinsel ayrım azalırken, insanların gelirleri ön plana çıkmakta ve kentlere göç teşvik edilmekte, bir anlamda kentlere göç zorunlu bırakılmaktadır. Kentlere göç eden insanların barınma sorununa çözüm getirilemediği için mekânın oluşturulması kişilerin insafına bırakılarak çarpık kentleşme denilen olgu meydana çıkmıştır. Ayrıca kente göç eden insanların yeterli gelir düzeyi olmadığı için, kentlerde gelir dağılımı arasındaki uçurum gittikçe artmaktadır. Yeni Dünya düzeninde gelir dağılımı arasındaki uçurum arttığından kentteki yoksul mahalleri artmakta ve üst gelir seviyesine sahip insanlar şehrin dışında ve diğer insanlardan uzak güvenlikli sitelere taşınmaktadır.
Değişim ve dönüşüm insan varlığının değişmez bir özelliğidir. İnsanlar yaşarken dinamik bir şekilde hayatın içinde var olmakta var olduğuyla yetinmemekte ve devamlı değişimlerin peşinde olmaktadır. Son dönemlerde içine girilen süreç bu dinamizmi daha çok tetikleyerek değişimi ve dönüşümü zorunlu kılmaktadır Bu değişimin gerisinde kalan toplumlar az gelişmiş veya gelişmemiş ülke olarak tanımlanmaktadır. Bu şekilde kalması kendilerinin yaşam standartlarını düşürdüğünden, görünmez bir baskıyla dönüşüm geçirmesi tavsiye edilmektedir. Yoksa bu hızla dönüşen dünyada hep gerilerde kalacağı ve hatta açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalacağı gizli bir el tarafından telkin edilmektedir. Bunun sonucunda insanlar ve toplumlar zorunlu bir değişim ve dönüşüm sürecine girmektedir.
Ancak bu dönüşüm yapılırken nasıl ve hangi kriterlere göre yapılacaktır. Bu konuda yeterli düzenleme yapılmadan bu işe girişilirse iş içinden çıkılmaz bir sarmala dönüşebilmektedir. Nitekim daha önce Ankara ve diğer illerde uygulanan projelerin halen tamamlanamaması bu durumu kanıtlamaktadır. Bu projelerin uygulanması sonucunda çoğu sorunun çözülmesi sağlanırken, çoğu sorunun da gündeme geldiği görülmektedir.
İnsanların alıştığı yaşam tarzlarının değiştirilmesi çok zorlu bir süreçtir. Bir anlamda kentsel dönüşümle insanlar farklı bir kültüre büründürülmektedir. Bu dönüşüm sonucunda insanların farklılıklarından kaynaklanan özellikler kaldırılmakta ve tektip yapılaşma olmaktadır. Daha önce yaşanılan mekânlar değiştirilerek tüm dünya da birbirine benzer yapılar oluşturulmaktadır. Bu da insanların yaşadıkları mekânı oluştururken kültür ve ruhundan kattıkları öğelerle artık çok zor karşılaşacağımızı göstermektedir. Kentsel dönüşüm özü itibariyle gerekli ve zorunlu bir uygulamadır. Ancak bu dönüşümün insanların farklılıkları, yaşam tarzları gibi öğeler dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Kentsel dönüşüm, insanların arasındaki gelir farklarının azaltılması için toplum yararına olarak yapılması sağlanırsa ve insanların faydası amacı güdülürse iyi bir sonuç meydana getirebilir. Malatya ili de, son dönemde aldığı göçlerle dönüşümün zorunlu olduğu illerdendir. Ancak bu dönüşümün hızlı ve planlı bir şekilde yapılması gerekmektedir.
2. KENT, KENTLEŞME VE KENTLİLEŞME
Kent, insanların vücuda getirdikleri, inşa ettikleri, içinde yaşadıkları yapılardan, evlerden mahallelerden, çalışma yerlerinden alışveriş alanlarından, eğitim kültür ve sağlık yapılarından, bunların gerektirdiği ulaşım vs. altyapı tesislerinden oluşur. Kentler; mahalleler, evler ve insanların Dünya ile ilişkisini, yaşama davranış biçimini belirleyen çevreler olarak şekillendirilmesi ile de bu birimler insanın kendisi ve gelecek nesillerin yaşama biçimini belirleyen inançların tam bir tezahür alanı olmaktadır(Cansever’den akt. Alver, 2007: 46).
İnsanlık tarihinin gelişimi içerisinde, bir yerleşim birimi olarak kentlerin antik çağa kadar uzandığı görülmektedir. Bu çağda kentler genellikle akarsu ve göl kenarlarında kurulmuştur. Bunun nedeni bu bölgelerin tarıma elverişli olmalarıdır. İnsan topluluklarının tarımla uğraştıkları bu dönemde üretim güçlerinin gelişmesiyle kabile ve soy birlikleri şeklinde örgütlenen topluluklar belli bir doğal kesimini yerleşme amacıyla kullanmaya başlamışlardır. Topluluk üyelerinin aynı toprak üzerinde bir arada yaşamaları yerleşme birimi olarak siteleri ortaya çıkarmıştır. Daha sonra feodal bir düzen meydana gelmiştir. Burada kıra karşıt özelikleriyle kentler ortaya çıkmaya başlamıştır. Endüstri devrimiyle ortaya çıkan sanayileşme ve kapitalizm, yoksul, orta halli ve varlıklı sınıfların oluşturdukları mahalleler birbirlerinden oldukça kesin bir çizgiyle ayırt edilebilir hale gelmiştir. Bugünün kapitalist kenti, sanayisi, gökdelenleri, gecekonduları, lüksü, sefaleti, kirliliği, ulaşım, beslenme, barınma ve çalışma zorlukları ile toplumun bütün çelişkilerini yansıtır (Özer, 2004: 6-8).
Yirmi birinci yüzyılın kentlerin yüzyılı olacağı söylenmektedir. 19. yüzyılın başlarında kentlerde yaşayan nüfus %3 oranındayken, günümüzde Dünya nüfusunun yaklaşık ¾’ü kentlerde yaşamaktadır ( Çubuk’dan akt. Kiper,2004: 14). Önümüzdeki 15- 20 yıllık süreçte yirmi milyondan fazla kişinin kentlere yerleşeceği öngörülmektedir. Böyle bir gelişmenin plansız bir şekilde yapılması bizim olduğu kadar gelecek nesiller için de büyük sorunların oluşmasına neden olacaktır ( Tekeli, 2010: 17).
Kentleşme dar anlamda kentte bulunan nüfus sayısının artması anlamını taşır. Oysa kentleşme bu şekilde sadece nüfus kriteri dikkate alınarak benimsenirse eksik kavranmış olur. Çünkü kentleşme bir toplumun toplumsal ve ekonomik dinamiklerinden doğar. Sanayileşmeye ve ekonomik gelişmeye koşut olarak kent sayısının artması ve bugünkü kentlerin büyümesi sonucunu doğuran, toplum yapısında artan oranda örgütleşme, işbölümü ve uzmanlaşma yaratan insan davranış ve ilkelerinde kişilere özgü değişikliklere yol açan nüfus birikim süreci olarak tanımlıyor ( Keleş, 2010: 27).
Her insan yaşadığı kentte bir şeyler vererek ve alarak yaşamaktadır. Kent bu anlamda toplam kültürün bir yansımasıdır. Bir kente girince, o kentin yaşam kültürü ve yaşanmışlığı az çok anlaşılabilir. Bir kentte adil bir yaşamın olup olmadığı kentteki bir saatlik bir geziyle anlaşılabilir. İnsanları düzensiz ve adaletsiz olan toplumların oluşturdukları kentler de bu şekilde düzensiz olmaktadır.
Kentleşen her yerdeki insanların, kentlileştiği söylenemez. Kentlileşme daha çok sosyolojik ve kültürel sonuçlar doğuran bir durumdur. Her kentin kendine ait yazılı kurallarının yanı sıra yazısız kuralları vardır. Bir kentte yaşayan insan, bu kurallar yazılı olmasa dahi bu kurallara göre yaşamak zorunluluğu hisseder. İşte kentlileşme, kentin insanları bu anlamda kendi yazılı ve yazısız kurallarına uymaya çağırması olarak nitelendirilebilir.
Kentlere son dönemde hızla akın eden insanlar dolayısıyla, kentler ticaretin ve yaşamın yeni mekânı olmuşlardır. Kentleşmenin insanın eğitim ve kültür hayatını zenginleştirdiği ve iş imkanlarının arttığı nazara alınırsa kentleşmenin insanlık yararına olduğu savunulabilir. Ancak kentleşme sırf sermayenin gelirinin daha fazla artması için kullanılması halinde bu yarar büyük zararlara yol açabilir.
3. KENTLERDE MEKÂN VE MEKÂNIN AYRIŞMASI
Köyden kente, kasabadan metropole çok farklı yerleşme deneyimlerinden geçen insan, bu deneyimlerle her birine uygun hayat ve kültür tesis etmiştir. Bu yüzden yerleşim yerleri bir coğrafi bilim olmaları yanında toplumsal bir bilim olarak da kabul edilmiştir ( Alver, 2007: 46). Mekân ve medeniyet iç içe geçmiş kavramlardır. Medeniyetini geliştirmiş toplumlar daha iyi mekânlar oluşturmuşlardır. Mekânın, insanlar ve toplumlar üzerinde etkisi olduğu kadar, insanların ve toplumların da mekânlar üzerinde derin etkileri vardır. Mesela Babil uygarlığı asma bahçeleriyle, Mısır uygarlığı piramitleriyle özdeşleşmiştir.
Mekânın oluşturulmasında toplumların bilgi ve gelir düzeyleri etkili olmuştur. Toplum olarak çalışan, üreten topluluklar daha büyük bir medeniyet yaratmış ve bu medeniyetler çevresindeki medeniyetleri etkilemiştir. Medeniyetler tarih boyunca iktidar mücadelelerinin ve çatışmaların mekânları olmuştur. Bazen bu mücadelelerin sebebi etnik ve dini sebeplerken, aslında çoğu zaman sebebi ekonomiktir. Bu sebepler dolayısıyla kentler yıkılmış yeniden yapılmış ve kentte yaşayanlar arasında ayrışmalar olmuştur. Sınıfsız ve her şeyiyle eşit bir toplum oluşturulabilirse bu çatışmaların ve mücadelelerin önüne geçilebilir. Ancak insanlar daha doğar doğmaz eşit bir şekilde doğmadığı için bu şekilde mücadelesiz bir toplum ütopik bir toplum olmaktan ileri gidemeyecektir. Zira insanların zeka ve kabiliyetleri aynı değildir. Bunun için yapılabilecek olan en iyi şekilde toplumu dizayn edebilmektir. Toplumu dizayn edebilmenin en kolay yolu insanların yaşadıkları kentleri iyi bir şekilde dizayn etmektir.
3.1. Kentte Mekânsal Ayrışma
Bu kadar çok faktörün oluşturduğu kentte yaşayan insanlar mekânları oluştururken herhangi bir kriter var mıdır? İnsanların her yönüyle eşit olduğu, zekalarının, kabiliyetlerinin ve zevklerinin aynı olduğu bir insan topluluğu olsaydı insanların aynı mekânlarda yaşaması mümkün olabilirdi. Ancak insanlar diğer canlılardan farklı olarak akıl ve ruh yetisine sahiptir. Bu yetiler her insanda farklı özellikler meydana getirmektedir. İnsanların parmak izlerinin bile farklı olduğu düşünülürse bu şekilde yaşadıkları mekânlarında ayrılacağı kuşkusuzdur. Mekanda ayrışmanın genel olarak dinsel, etnik ve ekonomik sebeplerden kaynaklandığı görülmektedir. Din olgusunun yaygınlaşması ile insanlardaki din ve mezhep unsurları ön plana çıkmıştır. Bunun sonucunda aynı dine mensup olan insanlar aynı mekânı paylaşmayı yeğlemişlerdir. Son iki yüzyılda ekonomi ön plana çıktığından mekânda ayrışmanın gelir üzerinden olduğu görülmektedir.
3.1.1. Mekânda Ekonomik Nedenlerle Ayrışma
Dünyada çatışmaların, sorunların ana sebebi ekonomidir. Çoğu zaman ismi farklı gibi görünse de, aslında sebeplerinin ekonomik olduğu daha sonradan görülmektedir. Yaşanan Dünya savaşları, peygamberlerin geliş sebebi, boşanmalar, hırsızlık, rüşvet, fikir ayrılıkları, kavgalar hep ekonomiyle bağlantılıdır. Bu kadar önemli olan ekonominin mekânda yerleşmeyi etkilemesi de doğaldır. Gelir seviyesi iyi olan bir toplum veya insan yaşamak için daha iyi bir mekân oluşturmaktadır. Afrika da ki ülkelere bakıldığında kentlerin ve mekânların kötü bir durumda olduğu görülmektedir. Oysa gelişmiş ülkelerde ki kent ve mekânların çok daha iyi olduğu görülmektedir. Dünyaya baktığımız zaman en üst gelir seviyesinden alt gelir seviyesine doğru bir ayrışmanın olduğunu görmekteyiz. Dünyada kıtalar ve ülkeler gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş diye adlandırılmaktadır. Az gelişmiş ülkeler, Afrika kıtasındaki fakir ülkeleri; gelişmiş ülkeler ise daha çok Avrupa ve Amerika’nın başını çektiği ülkeleri oluşturmaktadır. Bu ayrışma daha sonra ülke içinde iller bazında olmaktadır. Mesela Türkiye’de İstanbul, Ankara, İzmir gibi illerde daha çok üst gelir grubuna sahip insanların yoğunlaştığı görülmektedir. Bu gelir dağılımının doğuya gittikçe düştüğü görülmektedir. Yine iller içinde de merkez ve ilçeler arasında bir ayrışmanın olduğu görülmektedir. Merkezde daha çok üst gelir grubuna dahil insanların toplandıkları görülmektedir. Ayrıca merkezdeki mahallelerde de bu şekilde ayrımın olduğu görülmektedir. Merkez dışında ki belde ve köylerde de gelire göre mekânların farklılaştığı görülmektedir.
İkinci Dünya savaşından sonra ve 1970’li yıllardan sonra sanayisizleşme süreci artmış ve daha önce sanayiye yatırım yapan sermaye grupları gayrı menkule yönelmiştir. Zira gayrı menkul alanı bu insanlar için daha karlı ve zahmetsiz olarak görülmektedir. Ayrıca sermaye birikimi dolayısıyla bu sermayenin aktarılacağı en güvenilir yer olarak kentsel mekânlar görülmüş ve bu şekilde kentin yoksul kesiminde yaşayan insanların yaşadıkları mekânlar varlıklılar tarafından satın alınmaya başlamıştır. Ancak bu satın alma süreci sonucunda burada yaşayan alt gelir grubundaki insanlar bu yerlerin değeri arttığından bu yerler dışına itilmek zorunda kalmıştır. Ayrıca burada kentin dışında zenginlerin yaşadığı toplumdan kopuk bir yaşam tarzı oluşturulmaya başlanmıştır (Kurtuluş, 2005: 77).
3.1.2. Mekânda Din ve Etnik Kökenden Kaynaklanan Ayrışma
Etnik ve dinsel olarak yakın gruplar, kendi mensuplarının olduğu mekânlara yakın yerlerde yaşamak istemektedirler. İnsanlar kendi hayatlarına uygun şekilde yaşayan insanlara yakın bir yerde oturmayı tercih etmektedir. Son dönemde ulaşım imkânlarının artması ile bu ihtiyaç daha az kendini göstermektedir. Ulaşım imkânlarının az olduğu önceki dönemlerde bu şekilde bir ayrışmanın daha yoğun yaşandığı görülmektedir.
Bir toplumun oluşmasında dinin ve etnik kökenin önemi azımsanamaz. Zira din ve etnik köken dolayısıyla insanlar yardımlaşmakta, o topluma aidiyet duygusu hissetmektedir. Birinci Dünya Savaşı sürecinde dinsel ve etnik milliyetçilik ön plana çıkarılmak istendiğinden mekânda ayrışmanın ülke bazında gerçekleştiği ve her milletin kendi devletini kurması gerektiği ileri sürülmüştür. Tamamen aynı köken veya dinden oluşan bir insan topluluğunu nasıl bir devlette bir araya getirebilirsiniz. Bunun imkânsızlığını gören insanlar kendilerinden olmayan insanları da kendi gibi yapmaya çalışmış, bunun sonucunda hem kendi içinde çatışan hem de birbiriyle çatışan ülkeler çoğalmıştır. Bu daha çok Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında meydana gelen bir gelişmedir. Bu yıllar etnik ayrışmanın en fazla hissedildiği yıllardır. İnsanlar kendi milletlerinden olmayan insanları dışlamış ve bu kişiler zorunlu bir şekilde kendi milletinin olduğu yerlere gönderilmiş ve doğup büyüdükleri yerleri terk etmek zorunda bırakılmışlardır. Hatta bir yerde oturan insanların hangi milletten oluştuğu teker teker sayılarak az olan milletlerin devlet kuramayacağı, ya sayıca fazla olan millete uyması gerektiği ya da kendisine yakın gördüğü bir devlete göç etmesi gerektiği belirtilmiştir. Bunun sonucunda, yerini terk etmek zorunda bırakılan insanlar eski yerlerini geri istemişler ve bu istek büyük savaşların doğumuna sebep olmuştur. Bu savaşlarda milyonlarca insan ölmüştür. Milliyetçilik akımlarıyla her milletin kendi devletini kurması gerektiği belirtilerek, büyük imparatorluklarda isyanlar çıkarılmış ve bu devletler her milletin ülke kurması bahanesiyle bölünmüştür. Bu konuda başlayan tartışmalar sonucunda milyonlarca insan yaşadığı yerlerden edilmiş ve sınırların daralması ile zorunlu göç etmek zorunda kalmıştır. Bu dönem her milletin kendi devletlerini kurma sürecidir. Her millet kendi devletini kurma gibi bir girişimde bulunmuştur. Ancak her millet toplu olarak aynı toprağın üstünde yaşamamaktadır. Toprağı olmayan milletlere, başka milletlerin yaşadığı topraklara yerleşme hakkı verilmiş, devletler kendi aralarında nüfus mübadeleleri yapmışlar ve bu şekilde mekânda ayrışma uluslar nezdinde olmuştur. Ancak daha sonradan bu uluslar arasında topraklar üzerinde sahiplik kavgaları olmuştur. Bunun sonucunda Birinci ve İkinci Dünya Savaşı gibi çok büyük savaşlar meydana gelmiştir. Yani Dünya da insanlar arasında tümden ulus bazında ayrışma savaşları meydana getirmiştir. Halen bu savaşlar Filistin ve İsrail bölgesinde, ülkemizde ve Dünyanın bazı bölgelerinde devam etmektedir.
3.1.3. Göç ve Barınma Sorunu Nedeniyle Mekânda Ayrışma
Kentlerde nüfusu artmasının asıl sebebi, nüfusun yer değiştirmesi olan göçtür. Göçün sebep olduğu en büyük problem barınma problemidir. Göç eden insanların maddi imkanları genellikle kısıtlıdır. Göç eden insanların barınma ihtiyacı genellikle kiralama yoluyla giderilmektedir. Göç sonucu gelen kesimin kiraladığı yerler genellikle kentin ucuz semtleridir. Kente yeni gelenlerin ilk geldiklerinde akrabalarına yakın yerlerde barındıkları görülmüştür. Bu şekilde yerleşilen konutlar fiziksel niteliği elverişsiz gecekondu diye adlandırılan konutlardır ( Sencer, 1979 : 240 - 243).
Konut ihtiyacının yeterince karşılanamaması karşısında oluşan gecekonduların en önemli sakıncası üzerine inşa edildiği arazilerin Hazine, Belediye veya Vakıflara ait olmasıdır. Bu bölgelerin planı bulunmadığından konutlar birbirine yakın bir durumda yapılmaktadır. “Böylece kamu otoritelerine karşı bir güç birliği oluşmaktadır. Yerleştikleri yerlerden uzaklaştırılmaları zorlaşmakta ve ilerde arsaların kendilerine satışı söz konusu olmaktadır” ( Yılmaz, 2010 : 82).
Son dönemin en önemli konu ve sorunlarından birisi göç olgusudur. İnsanlar hızla kentlere akın etmektedir. Bunun sonucunda kentlerde işsizlik artmakta ve kente gelen insanlar etrafındaki yaşam tarzına uygun yaşamak için daha fazla çalışmaktadır. Ayrıca bu insanlar kentte yaşamın zorlukları ile de karşılaşmakta ve gelir dağılımından neden kendisinin az aldığını sorgulamaktadır. Bu şekilde kente gelen insanların bir kısmı, öncelikle ev alacak veya kiralayacak gücü yoksa şehirde boş bir hazine arazisini arayarak bu arazi üzerine bir gecekondu yapmayı düşünmektedir. Daha sonra yanından geçen elektrik direğine bir tel atarak kaçak elektrik kullanarak ısınma sorununu çözmekte ve evine su getirirken bir sayaca varmadan bir boruyu kaçak olarak çekerek su sorununu çözmekte ve bahçesinde sebze yetiştirerek kendisine ait bir yaşam tarzı oluşturmaktadır. Bu şekilde kentlerde plansız programsız, yeterli gelirden yoksun insanlardan oluşan kenar mahallelerin oluştuğu görülmektedir.
3.2. Kentlerdeki Toprak Kıtlığı
Kentlere olan hızlı göç dolayısıyla kentlerde toprak mülkiyeti değer kazanmıştır. Hatta bu değer kazanımı dolayısıyla insanlar toprağı işleyip üreterek kazanmak yerine toprağın değer kazanmasından doğan rant için toprağı almaya başlamışlardır. Yani eskiden üretme mekânı olan toprak, rant kaynağı olmaya başlamıştır. Bu şekilde kentlerde yaşamayan insanlarda kazançlarını kent merkezindeki toprakları satın almak için kullandığından kent merkezi paylaşım savaşının ve üretmeden kazanmanın ana merkezlerinden biri olmuştur.
Kentlerde ihtiyaç duyulan konut, eğitim, sağlık, kültür gibi faaliyetler için de toprak gerekmektedir. Bu toprağın alımı kentte toprak fiyatlarının artımından dolayı çoğu zaman zor olmaktadır. Bunun için kentte zaten kıt olan toprağın daha fazla değerinin artmasına neden olmaktadır. Ayrıca bu hizmetlerin kentlerde var olmasıyla, kente talep daha fazla arttığından toprağın değerinin daha fazla artmasına neden olunmaktadır ( Keleş’ten Akt Yılmaz, 2010 : 66).
Aristoteles, Saint Basile, Jean Jacques Rousseau gibi yazarlar, mülkiyeti bireyler için doğrularken, Leon Duguit gibi düşünürler mülkiyetin toplumsal işlevini ön plana çıkarmışlardır. Aristoteles’ten Duguit’e kadar kamu yararının özel yararlar ile dengelendiği bir toplumsallaşmaya doğru gidilmiştir. Adam Simith bireyin kendi yararı için çalışırken farkına varmadan kamu yararına da çalıştırılabileceğini öne sürmüş ve insanları doğrudan kamu yararına çalıştırmanın daha az verimli sonuçlar doğurduğunu savunmuştur. Marksist düşüncede mülkiyet hakkı hırsızlık, ahlak ve yasa dışı olarak değerlendirilmiştir. ( Yılmaz, 2010 : 68 - 69).
Toprak üretilip çoğaltılamayacağından miktarı artırılamaz. Bunun için yerel yönetimler veya merkezi yönetim tarafından yapılan planlama çalışmaları sonucunda toprağın değeri artabilir ancak miktarı artırılamaz( Yılmaz, 2010 : 66). Bunun için kentin iyi bir şekilde planlanması ve toprağın rant aracı olarak kullanılmasının önüne geçilmesi gerekmektedir. Kentin tamamen serbest bir şekilde kendi haline bırakılması kentin bir anlamda hastalığına neden olmaktadır. İnsanlar nasıl yanlış beslenir ve spor yapmazsa hastalanırsa kentlerde bu şekilde hastalanabilecektir. Bu hastalığın önüne geçilebilmesi için planlı ve kurallı bir kentleşme gerekmektedir.
Hızla büyüyen kentlerde değer artışları da hızlı olmaktadır. Düşük fiyatla arsa alan kişiler arsalarını bekleterek yüksek değerden satmaktadırlar. Buna “arsa spekülasyonu” denilmektedir. Spekülasyonun kaynağı “rant” kavramıdır. Kent toprakları, kamunun yaptığı harcamalar ve hizmetler sonucunda değer kazanmaktadır. Bunu finanse eden kamu olduğu halde faydalanan bireylerdir. Topluma mal edilmesi gereken bu değerlerin varlıklı bir sınıf olan arsa maliklerinin elinde toplanması gelir dağılımını bozmaktadır ( Yılmaz, 2010 : 73-75).
3.3. Yeni Dünya Düzeninde Kentsel Mekânda Ayrışma
Küreselleşme kavramı ekonomiden siyasete sosyal politikadan kültüre, çevre sorunlarından toplumsal yaşama yaşamın her alanındaki değişimi anlatmak üzere kullanılmaktadır. Küreselleşme, kapitalizm başta ekonomik olmak üzere ideolojik yönetimsel ve kültürel bağlamda dünyayı kuşatması anlamını da taşımaktadır. Bu kadar her şeyi kuşatmış olan küreselleşmenin, kentte mekânları değiştirmesi ve insanların yaşam alanlarının değiştirilmesi sonucu da doğurmaktadır. Zira küreselleşme ile devletin ekonomi politikaları değişmekte ve gelir dağılımı arasında çok köklü değişiklikler meydana gelmektedir. Bunun yanı sıra ülkelerin ve insanların arasındaki iletişim ve ticaret olanakları arttığı için insanların daha iyi veya daha gösterişli mekânlardan haberdar olması durumu da meydana gelmekte, bir anlamda yaşanan yerler tek tipleşmektedir. Küreselleşmenin en önemli amacı ülkelerde kapitalizmin oturmasını sağlamak ve sermayenin rahatlıkla dolaşmasını sağlamaktır. Buna bağlı olarak yeni kentlerde, yeni sermaye gruplarının oluşması amaçlanmaktadır. Yeni oluşan sermaye grupları, kentteki yoksul insanların gelirlerinden faydalanarak zenginleştikleri için bir anlamda gelirini aldığı insanlardan uzaklaşmak istemekte ve kendilerini güvende hissetmeleri için toplumdan soyutlanmış şehrin dışında bir mekân istemektedirler. Bunun sonucunda küreselleşme ile kentteki mekânsal ayrışma daha da belirginleşmekte ve küreselleşme en çok gelir nedeniyle mekânda ayrışma sonucunu doğurmaktadır.
Yeni küresel sistem içinde, kentlerimiz de, ekonomi de, yaşam tarzları ve insanları ile tek bir kalıp içine sokulmaya çalışılmaktadır. Özellikle 1980’li yıllardan sonra izlenen politikalar nedeniyle ülkemiz kentleri de bu dönüşüm süreci içine girmiştir. Daha önceden devlet tarafından kurulan fabrikalar arsa değerleri ön plana çıkartılarak yıkılmış ve yıkılan yapılar yerine çok katlı rant tesisleri yapılmıştır ( Kiper, 2004: 14-15). Türkiye’de özelleştirilen kurumların çoğunun yerine yenisi yapılmayarak arsalarının üzerine alışveriş merkezi yapıldığı görülmektedir. Daha önceden katma değer üreten bu fabrikalar şu anda dış ülkelerde üretilmiş katma değerlerin ülkemizde pazarlanması için kullanılmaktadır.
Son dönemlerde etnik unsurların güçlerini yitirerek kapitalist ekonominin gelişmesi ile etnik unsurlar değil sermaye unsuru ön plana çıkmaya başlamıştır. Artık devletler değil sermaye insanların yaşayacağı mekânı belirlemektedir. Sermaye sahipleri, kendileri açısından işçilik ve hammadde olarak en karlı yer neresi ise ve esnek işgücü neredeyse o bölgeye yatırım yapmaktadır. Sermaye dünyanın istediği bölgesini geliştirmekte, istediği bölgesini geri bırakmaktadır. Bu nedenle, yeni dönemde mekânların oluşması ve mekânların ayrışması sermaye unsuru üzerinden yürümektedir.
4. MALATYA’DA KENTSEL MEKÂNDA AYRIŞMA
Malatya ilinin kent merkezi, tarihte birçok defa değişmiştir. En eski tarihlerde Orduzu, Arslantepe bölgesinde yerleşik Malatya halkı daha sonra Battalgazi ilçesinin bulunduğu yere göçmüş ve daha sonra da Beydağı’nın eteklerinde, daha önceden bağ bahçeleri olarak kullandığı ve Aspuzu olarak isimlendirilen şimdiki yerleşim yerine yerleşmiştir (Malatya Valiliği, www.malatya.gov.tr, 2012). Bu yerleşimler dolayısıyla eski mekânlarda kalanlardan gelir itibariyle daha az gelirli olanlar şehrin kenar mahallelerine kaymış ve burada mekânda ayrışmanın ilk örnekleri oluşmaya başlamıştır.
Osmanlı döneminde Malatya’da mekânda ayrışmanın daha çok dinsel temelli olduğu görülmektedir. 1560 tarihli Malatya tahrir defterinde Malatya’da mahallelerin Müslim ve gayri Müslim olarak ayrıldığını görmekteyiz ( Yinanç ve Elibüyük, 1983: 9). Her mahalle kaza ve nahiyede kaç tane gayrimüslim vatandaşın yaşadığı belirlenmiştir. Bu mahallelerde kendilerine ait ibadet mekânlarının olduğu görülmektedir. Osmanlı ekonomik sisteminde, mülk devlete ait olduğundan ve hukuki sistem dini temelli olduğundan, ekonomik ayrışmanın dinsel ayrışmaya göre daha az olduğu görülmektedir. Osmanlının son dönemlerinde, Osmanlı İmparatorluğu toprak kaybetmeye başlamış ve bu nedenle gelirinde azalma olmuştur. Bu gelirin azalması ve milliyetçilik akımları nedeniyle etnik ayrışmalar had safhaya varmıştır. Bunun sonucunda birden çok milletten oluşan Osmanlı devleti parçalanmıştır. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti de nüfus mübadelesi yaparak Müslüman ve Türk nüfusu yeni kurulan ülkeye getirmiş, gayrimüslimleri de diğer ülkelere göndermiştir. Bu dönemde de etnik ve dinsel ayrışmanın yoğunluklu olduğu görülmektedir.
Malatya’nın da içinde olduğu bu topraklarda bu şekilde sorunlar yaşanmıştır. Malatya farklı kültürlerin bir arada yaşadığı ve birbiriyle kaynaştığı nadir kentlerden biridir. Malatya’da Türk, Kürt, Ermeni, Alevi, Sünni, Gürcü unsurlar birbirine uyumlu bir şekilde yaşayabilmektedir.
4.1. Malatya‘da Mekânda Ekonomik Nedenlerle Ayrışma
Malatya’da göç olgusundan en fazla etkilenmiş illerden biridir. Merkeze göç eden insanlar, daha çok şehrin geldikleri yerlere en yakın bölgelerini tercih etmişlerdir. Göç ettikleri yerlere yakınlık ve göç eden akrabalara yakınlık gibi faktörlerin önemli rol üstlendiği söylenebilir. Mesela Malatya’nın Battalgazi, Kale, Pütürge ve Elazığ’ın Baskil ilçesinden gelenler Malatya ilinin daha çok doğusuna yerleşmişlerdir. Malatya’nın Akçadağ, Hekimhan, Arguvan bölgelerinden ve Sivas ilinden gelenler daha çok şehrin batı ve kuzey kesimlerini tercih etmişlerdir. Göç eden insanların gelirlerine göre az gelirli olanların çevre yolunun kuzey mahallelerinde, daha çok gelirli olanların yine şehrin çevre yolunun güneyinde ki mahalleleri tercih ettiklerini görülmektedir. Özelikle bu bölgelerde mezhepten kaynaklanan bir ayrımında olduğu görülmektedir. Alevi ve Sünni mahallelerin, hatta Alevilerinde kendi arasında ayrıştığı görülmeketdir. Maddi geliri yüksek Alevilerin, Paşaköşkü Mahallesi civarına, maddi geliri düşük Alevilerin Çavuşoğlu Mahallesi civarına yerleştikleri görülmektedir. Adıyaman ilinden gelenlerin ise daha çok kentin verimli tarım arazilerinin olduğu güney kesimlere (Battalgazi ve Orduzu bölgelerinde) yoğunlaştığı görülmektedir.

Şekil 1. Malatya’nın Yoksulluk Haritası ( Tunç, 2012: 203)
Yukarıdaki haritadan, Malatya ilini ikiye ayıran ve kırmızı çizgiyle gösterilen çevre yolunun, ekonomik anlamda da kenti ikiye ayırdığı görülmektedir. Zira az gelirli insanların çevre yolunun kuzey kısmına, üst gelirli insanların ise çevre yolunun güneyine yerleştikleri görülmektedir. Çevre yolunun güneyinde yoksulluğun en yoğun bölgesi olan Beydağı’nın eteklerindeki Yamaç mahallesinin de kentsel dönüşüm kapsamına alınarak bu bölgede varlıklı insanların kullanımına açıldığını ve yoksulların buralardan ayrılmak zorunda bırakıldığı görülmektedir.
Malatya’da varlıklı insanlar ise daha önceleri şehir merkezinde yaşarlarken son dönemde şehrin Fahri Kayahan bölgesinde inşa edilen güvenlikli sitelere göç ettikleri görülmektedir. Ayrıca müstakil bir yaşam tarzı isteyenler için villa tipinde evler yapılmıştır. Bu evler daha çok Beydağlarının Yeşilyurt taraflarında görülmektedir. Burada da yine varlık kaynaklı bir mekânda ayrışmanın varlığı görülmektedir.
Tüm dünyada son dönemde oluşan devletin ekonomik sistemden çekilmesi, yetki ve sorumluluklarının daraltılmasıyla ekonominin kendi kurallarını kendisinin koymasının yolu açılmıştır. Bu şekilde başı boş bırakılan ekonomi sonucunda yoksullar daha çok yoksullaşmakta, varlıklılar varlıklarını daha çok artırmaktadır. Malatya ili her ne kadar büyük ve küresel bir kent olmasa da dünyanın bu gidişinden etkilenmektedir.
4.2. Malatya’da Mekânda Etnik Köken ve Dinden Kaynaklanan Ayrışma
Malatya, Doğu Anadolu Bölgesinin doğudan batıya, güneyden kuzeye giden yolların kesiştiği noktasında bulunmaktadır. Doğu Anadolu Bölgesinin en batısındadır. Bu nedenle çok farklı etnik ve mezhepsel yapıya sahiptir. Malatya’nın 1560 tarihli tahrir defterinde, vergi veren insanların dine göre ayrıldığını, her ilde, kazada ve mahallede ne kadar gayrimüslim olduğunun belirlendiğini görülmektedir ( Yinanç ve Elibüyük, 1983: 9). Bu tahrir defterinde Malatya kent merkezinde dinsel ayrışmanın mahalleler bazında olduğu görülmektedir. Osmanlı devletinde dinsel ayrım yapılırken, Müslüman olan ve Müslüman olmayan şeklinde bir ayrım yapıldığı, ancak mezhepsel bir ayrım yapılmadığı görülmektedir. Zira mahallelerdeki Müslüman ve Müslüman olmayan sayısı belirlenirken alevi veya Protestan diye bir ayrım görülmektedir. Bu da Osmanlıda mezhepsel büyük bir ayrışmanın olmadığının bir göstergesidir.
5. KENTSEL DÖNÜŞÜM NEDİR ve NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?
Kentsel dönüşüm, zamanla niteliğini kaybeden, fiziksel ve çevresel yönlerden bozulmuş ve köhneleşmiş, sosyal ve ekonomik açıdan dışlanmışlıkla karşı karşıya olan kentsel alanların belli sosyal ve ekonomik programlarla dönüştürülerek kente kazandırılması şeklinde tanımlanabilir( Ülger, 2010, 185). Bu tanım daha çok kentsel dönüşümü savunanların yaptığı tanımdır. Kentsel dönüşümü savunanlar, kentin artık eskidiğini ve yenilenmesi gerektiğini savunmaktadır. Kentsel dönüşüme karşı olan tezler, kentsel dönüşümü daha çok “soylulaştırma” olarak tabir etmektedirler. Karşıt görüşlü tezler, kentsel dönüşümün asıl amacının sermayenin kendini büyütmek için sanayi dışında gayrimenkule yönelmesi olduğunu savunmaktadırlar. Karşıt tezler emekçilerin yerleştiği alanların, kentsel dönüşüm adı altında sermaye çevreleri tarafından ele geçirilerek, emekçilerin buradan dışlanmasına neden olunduğunu ileri sürmektedir.
“Kentsel Dönüşüm” kavramı, günümüzde kent planlamasının en önemli konusu haline gelmiştir. TOKİ ve Büyükşehir Belediyeleri başta olmak üzere bir çok belediye şu veya bu ölçekte, gecekondu alanlarının iyileştirilmesinden başlayıp, uluslararası sermayenin ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarının dahi ilgisini çeken büyük projelere kadar uzanan bir yelpazede projeler hazırlamaktadır. AB, Dünya Bankası ve uluslararası kredi kuruluşları ile bankacılık sistemi bu projelerin finansmanına yönelik girişimlerde bulunmaktadırlar (Kentsel Dönüşüm , http://sehirplanlama.org, 2011).
Kentsel dönüşüm ile ilgili Türkiye’de yoğunlukla dönüşüm tabiri kullanılırken, Avrupa ve Amerika’da kentsel yenileme (urban renewal), kentsel yeniden yerleştirme, kentsel rehabilitasyon, kentsel yeniden imar, kentsel canlandırma gibi bir çok tabir kullanılmaktadır (TMMOB Şehir Plancıları Odası, 2006: 179). Burada bu kavramın bu kadar çok bir şekilde kavramla karşılanmak istenmesi, bu uygulamaların bu ülkelerde yaygın olduğunu ve çok tartışıldığını göstermektedir. Yani bu ülkelerde bu konular tartışılmış ve bu konularda ciddi akademik çalışmalar yapılmıştır. Ancak ülkemizde bunun sadece dönüşüm olarak tabir edilmesi bu alanda yapılan tartışmaların kısırlığının bir göstergesidir.
Kentlerde canlı varlıklar gibi doğan, büyüyen, yapıları sürekli olarak değişen toplumsal birimlerdir. Kentlerin eskiyen kesimleri zamanla yenilenme gereksinimi yaratır. Eskiyen kent kesimlerinin yenilenmesi, onlara toplumsal ve ekonomik yönden yeni değerler ve işlevler kazandırır ( Keleş, 2010: 376). İşte bu gereksinimlerden kaynaklanan ve toplumdan gelen dönüşüm talepleri yönetimlerce göz ardı edilememiş ve bu şekilde kentsel yenileme uygulamaları başlamıştır.
Kentsel dönüşüm süreci kendiliğinden olabildiği gibi belli bir plana bağlı olarak da işleyebilir ( Keleş, 2010: 376). Gelirleri artan insanlar çevresini ve yaşadıkları yerleri de gelirine uygun bir şekilde dönüştürmek istemektedirler. Bunun için kentsel dönüşüm sorunları bazen halk tarafından kendiliğinden çözülebilmektedir. Ancak geniş kapsamlı bir yerin bu şekilde kişilerin talepleri doğrultusunda plansız yürütülmesi sorunlar meydana getirmektedir. Bunun için kentsel dönüşüm uygulamalarının belli bir plan dâhilinde uygulanması gerekmektedir.
5.1. Dünyada Kentsel Dönüşüm Uygulamaları
Dünyada kentsel dönüşüm uygulamaları günden güne daha da artmaktadır. İkinci Dünya savaşından sonra ve 1970’li yıllardan sonra sanayisizleşme süreci artmış ve daha önce sanayiye yatırım yapan sermaye grupları gayrı menkule yönelmiştir. Zira gayrı menkul alanı bu insanlar için daha karlı ve zahmetsiz olarak görülmektedir. Ayrıca sermaye birikimi dolayısıyla bu sermayenin aktarılacağı en güvenilir yer olarak kentsel mekânlar görülmüş ve bu şekilde kentin yoksul kesiminde yaşayan insanların yaşadıkları mekânlar varlıklılar tarafından satın alınmaya başlamıştır. Ancak bu satın alma süreci sonucunda burada yaşayan alt gelir grubundaki insanlar bu yerlerin değeri arttığından bu yerler dışına itilmek zorunda kalmıştır. Ayrıca burada kentin dışında zenginlerin yaşadığı toplumdan kopuk bir yaşam tarzı oluşturulmaya başlanmıştır ( Kurtuluş, 2005: 77).
İşte dünyada bu şekilde oluşan mekân değişikliğinin bir görüntüsü de kentsel dönüşümdür. Yoksulların bulunduğu mekânları alan zenginler bu mekânları değiştirmek istemişlerdir. Dünyada yerleşim yerlerine olan talebin ihtiyaca göre değiştiği görülmektedir. Tarım toplumlarında nüfusun genel de yaygın bir şekilde arazilerine yakın yerlerde yerleştikleri görülürken, sanayi toplumuna geçişle insanlar ve işçiler daha çok fabrikaların yanındaki yerlere yerleşmeye başlamıştır. Bu şekilde artan kent nüfusunda sorunlar meydana gelmiş ve bu sorunların çözümü için kentsel dönüşüm gerekliliği ortaya çıkmıştır.
5. 2. Türkiye’de Kentsel Dönüşüm Uygulamaları
Türkiye’de günden güne kentsel dönüşüm uygulamalarının arttığı görülmektedir. Özellikle 1980 yılı sonrasında büyük kentsel dönüşüm programları oluşturulmaya başlanmıştır. Bu dönemden sonra liberal politikaların uygulanmaya başlaması nedeniyle kent mekânında değişimler olmuş ve kentsel dönüşüm uygulamaları hızlanmıştır.
2005 yılının Haziran ayında “5366 Sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun” isminde bir kanun çıkarılarak yapılan işlemlerin hukuksal dayanağı oluşturulmuştur. Bu yasa dışında Ankara Hava alanından Ankara merkezine gidişte yolda bulunan gecekondular için “Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanunu” adını taşıyan başka bir kanun çıkarılmıştır. Bu kanunla Ankara’nın fiziksel durumunun ve çevre görüntüsünün güzelleştirilmesi ve daha sağlıklı bir yerleşim düzeni ile kentsel yaşam düzeyinin yükseltilmesi amaçlanmıştır ( Keleş, 2010: 375).
Türkiye deprem afeti ile çok karşılaşan ülkelerden biridir. Her depremden sonra yüzlerce insan vefat etmektedir. Bu deprem afetinden sonra kentsel dönüşümün gerekliliği daha fazla anlaşılmakta ve plansız yapılaşmanın tasfiye edilmesi yönünde dönüşüm talepleri gelmektedir. Ancak aradan kısa bir süre geçtikten sonra bu talepler unutulmaktadır. Son yaşanan Van ilindeki depremde yüzlerce insan vefat etmiştir. Bu depremden sonra dönüşüm ile ilgili kanun tasarısı hazırlanmış ve meclis genel kuruluna sunulmuştur. Orman arazilerini satmayı planlayan hükümet buradan elde edilecek gelirin kentsel dönüşüme aktarılmasını istemektedir. Bu yasalar meclisten geçerse bu alanda büyük gelişmeler olacaktır.
Yukarda belirtilen yasal düzenlemenin yanı sıra bu alanı düzenleyen diğer yönetmelik gibi hukuksal düzenlemelerin oluşturulması gerekmektedir. Bu düzenlemeler oluşturulurken insanların mağduriyetlerinin en asgari seviyeye çekilmesi gerekmektedir.
5.3. Türkiye’de Şehir Planlama
Türkiye’nin kurulduğu ilk dönemlerde 19. yüzyılın ortalarında çıkarılan Ebniye Mevzuatı ile imar ve şehir planlama ilkeleri kurulmuştur. Bu tarihlerde batılılaşma ve ıslahat hareketleri bu mevzuatın çıkarılmasında asıl neden olmuştur. Bu mevzuat batı kentine yakın bir şekilde düz ve geniş yollar, düzenli parselasyon öngörmektedir. 1848 tarihli “Ebniye Nizamnamesi” ile (Üsküdar, Galata, Eyüp ) inşa tarzı belirlenmiştir. 1882’de cumhuriyet döneminde bir süre yürürlükte kalacak Ebniye Kanunu yürürlüğe girmiştir. Karakol, okul ve kaldırım gibi hizmetlerin bedellerinin bir kısmının arsa sahiplerinden alınması imkanı getirilmiştir. Ankara’nın imarı yeni kurulan cumhuriyetin başarısı ile özdeş tutulmuş ve 2. Dünya savaşına kadar şehirleşme ve imara ilişkin kanunlar genellikle Ankara için çıkarılmıştır. 1930 tarihinde 1580 sayılı Belediyeler kanunu çıkarılmıştır ( Bilge ve Özcan, 1989: 4-8). 13.07.2005 tarihine kadar uygulanan 1580 sayılı Kanunun yerini 5393 sayılı Belediye Kanunu alarak bu alanda büyük yenilikler yapılmıştır. Ayrıca nüfusu belli miktarı aşan illerin farklı bir yönetim sistemi benimsenmiş ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu çıkarılmıştır. Bu şekilde şehir planlama büyük oranda yerel yönetimlere bırakılmakla birlikte merkezi yönetimin ve yargı mercilerinin bu planları denetleme yetkisi getirilmiştir.
6. KENTSEL DÖNÜŞÜM UYGULAMALARININ İRDELENMESİ
İnsanların mutluluğunu sağlamakla görevli devlet, kentsel dönüşümle aslında sağlıklı bir kent oluşturmak isterken bazen insanların mağdur olmasına da neden olabilmektedir. Bu uygulamaların sonucunda sosyal ve ekonomik olarak alt gelir grubunda yaşayan kesimlerin bulunduğu alanlar düzenlenmektedir. Bu insanların çoğu göç sonucunda gelmiş ve düzenli bir geliri olmayan insanlardır. Bunun için bu uygulamaların yapılırken çok ciddi çalışmalar yapılması ve insanların mağdur edilmemesi gerekmektedir.
Kentsel dönüşüm, oluşumu yüzyıllar süren bir kentin, bir kısmının veya tümünün baştan sona yenilenmesi anlamına geldiğinden büyük sorunların doğumuna neden olunabilecektir. Kişilerin bir anlamda mülkiyet hakları elinden alınarak, kişilerin yaşayacağı yaşam tarzı devlet eliyle belirlenmektedir. Bunun için bu uygulamalara girilirken ciddi planlamalar yapılması ve bu planların nasıl hazırlanacağı konusunda yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir.
Kentsel dönüşüm ile ilgili kurumsal düzenlemelere bakıldığı zaman koordineli ve tek çatı altında toplanmış bir yapının olmadığı görülecektir. Bu alanla ilgi sorumluluklar farklı kurumlara dağıtılmış ve bu kurumların bu alanda çalışmaları öngörülmüştür. Bu nedenle yeknesak bir çalışma ve kurumsal düzenleme söz konusu olmadığı için bu alanda meydana gelen sorunların çözümünde sorunlar yaşanmaktadır. Hangi kurumun hangi sorunu çözeceği hangi problemle uğraşacağı tam olarak belirlenmediği için bir yetki karmaşası meydana gelmektedir. Özellikle bu işi yürüten TOKİ ve Belediyeler arasında yeterli kurumsal düzenleme yapılmadığından işlemlerin yürütülmesi uzun ve karmaşık süreçler almaktadır.
Kentsel dönüşüm sonucunda insanlar yıllarca yaşadıkları mekanlardan tahliye edilmektedir. İnsanlar bu şekilde bir uygulamayı çoğu zaman istememektedirler. Zira bu insanlar kendilerine göre bir yaşam kurmuşlar ve bu yaşamı bu şekilde devam ettirmek istemektedir. Ancak insanların bu şekilde yaşama isteği her zaman kamu yararına sonuçlar doğurmamaktadır. Zira kamu yararı toplumun isteğinin tamamen yansıması değildir.
Kentsel dönüşüm çok kapsamlı bir dönüşüm sürecini içermektedir. Burada insanları yıllar boyu oluşturdukları mekân değiştirilerek devletin kendi belirlediği yaşam tarzı oluşturulmaya çalışılmaktadır. İnsanlar kendilerinin yaşayacağı mekânı seçme özgürlüğünü bir anlamda istemektedir. Ancak bu konuda tamamen insanların insafına bırakılan kentleşme, çoğu zaman sorun yumağına dönmüş ve mahkemelerin bu yumağı çözmeye çalıştığı bir durum meydana getirmiştir. Örneğin insanlar yaşadıkları mekânı oluştururken toplumun ihtiyacı olan çevresel özellikleri göz ardı etmektedirler. Ayrıca mekânı oluştururken iktisadi bir şekilde davranılmamaktadır. Tamamen ihtiyaca göre mekânlar oluşturulmaktadır. Bu da mekânın oluşumunda çevre, ekonomik ve kurumsal sorunların doğumuna sebep olmaktadır. Nitekim çarpık kentleşme nedeniyle ülkemizde yıllardır yaşanmakta olan depremler sonucunda binlerce vatandaş yaşamını yitirmiştir. Hatta depremler bile olmadan evler durup dururken yıkılmaktadır. Bu yaşananlar bu alanın insanların inisiyatifine bırakmanın yanlışlığını göstermektedir. Devlet düzenleyici bir görev görerek özellikle yapıların ve çevrenin korunması için gereken önlemleri almalıdır. Ancak önlem alınmadan yapılan yapıları da yeniden düzenlemesi gerekmektedir. Bunun için kentsel dönüşüm adı verilen projeler oluşturulmaktadır. Ancak bu kentsel dönüşüm projeleri iyi bir şekilde hazırlanılmadan yapıldığında var olandan daha büyük sorunlarla karşılaşılması durumu ile karşılaşılabilmektedir.
İnsanlar kentsel dönüşüm sonucu yaşadığı sorunların çözümü için çoğu zaman muhatap ve kentsel dönüşüme karşı başvuracağı kurumda bulamamaktadır. Burada kişilerin her zaman yargı yoluna gitmesi mümkündür. Ancak bu yola başvurulması sonucunda alınacak sonuç bazen çok uzun süreçler alabilmektedir. Bunun için kurumsal düzenlemelerin çıkarılarak sorunların bir anlamda hızlı sonuçlandırılması gerekmektedir.
Anayasa’da herkesin sağlıklı bir çevre de yaşama hakkı olduğu belirtilmiştir. Kentleşme çevrenin en önemli sorunudur. Sağlıklı ve düzenli bir kentleşme yapılamadığı zaman çevre sorunlarıyla karşılaşılması da kaçınılmaz olmaktadır. Mesela imar ilgili düzenlemelerde her kişiye en az on metrekare yeşil alan bırakılarak imar planı yapılmasını öngörmektedir. Burada bu rakamın çok iyi bir düzeyde olduğunu görmekteyiz. Ancak bu rakamların çarpık kentleşme sonucu oluşan yapılarda oluşması imkânsızdır. Zira bu alan insanların bireysel çıkarlarına bırakıldığı zaman insanların hep daha fazlasını istemesinden dolayı çevre unsurunu göz ardı etmeleri sonucu doğmaktadır.
İnsanlar genelde normal alıştıkları yaşam tarzı dışında yeni bir yaşam tarzına karşı dirençli olmaktadırlar. Zira alışkanlıkları değiştirmek çoğu zaman çok güçtür. Gecekondulaşma şeklinde bir yaşam tarzı da insanlar arasında yerleşmeye başlamıştır. Bu yaşam tarzına ait oluşan kültüre örnek olarak İstanbul Sulukule’deki roman vatandaşları verebiliriz. Burada oturan insanlar kendilerine ait bir kültür ve yaşam tarzı oluşturmuşlardır. Bu insanların yaşadıkları yerler her ne kadar modernlikten uzak mekânlar olsa da bu insanlar burada yaşamaktan mutludurlar ve bu mekânlar ile özdeşleşmişlerdir. İstanbul’da uygulanan kentsel dönüşümle, bu bölgede yaşayan vatandaşlar alıştıkları yaşamdan bir anlamda tahliye edilmiştir.
İnsanlar genellikle bu projelere iyi bir bakış açısıyla bakmamaktadırlar. Hatta evlerin yıkılması için gelen iş makinelerinin önüne yatarak bu çalışmaların yapılmasının önüne geçmek istemektedirler. Bu karşı çıkmanın asıl sebebi önceleri çok ucuza aldıkları yerlerin bu çalışmalar ve kent merkezinin yaklaşması dolayısıyla değerinin artması ve bu bölgede yaşayan insanların maddi açıdan güç durumda olmasıdır. Çoğu zaman göç ile gelen bu vatandaşlar, fabrikalarda asgari ücretle çalışmakta üzerinde oturdukları arsanın değerini belki ömür boyunca çalışsa alamayacaklardır. Bu nedenle vatandaşlar genellikle bu projelere karşı çıkmaktadır.
7. MALATYA’DA KENTSEL DÖNÜŞÜM UYGULAMALARINDA YAŞANAN
SORUNLARIN NEDENLERİ VE ÇÖZÜMLERİ
Tüm dünya ve Türkiye’de ilerleyen liberal ekonomik politikalardan Malatya'da, etkilenmiştir. Malatya ili, yoğun göç hareketi olan bir bölge ve Türkiye’de en fazla göç alan onuncu ildir. Bu göçün genel sebebi bölgeye oranla nispeten gelişen sanayisi ve kayısı üretimidir. Köyden kente göçle başlayan süreçte Malatya ili de yer almış ve Malatya etrafındaki ve doğu illerinden nitelikli ve niteliksiz göç almıştır. Malatya’ya doğu illerinden gelen varlıklı kişiler kent imkanlarından faydalanmak ve daha iyi bir yaşam için gelmektedir. Niteliksiz işgücü ise iş bulma ümidi ile Malatya’ya gelmektedir. Ayrıca Malatya içindeki köylerden de Malatya kent merkezine göç başlamış ve Malatya da nitelikli ve varlıklı insanlar daha iyi bir yaşam sürmek için kent merkezine gelmişlerdir. Hatta çoğu aile, köyde bulunan evine ek olarak merkezde de bir ev almış veya kiralamış ve yazın bahçesinde kışın da merkezdeki evinde kalmaktadır. Bu nedenle Malatya’da şehir merkezine çok ciddi bir yığılma olmuş ve şehir merkezi plansız bir şekilde yerleşime maruz kalmıştır.
Malatya ilinde, sanayi kollarında çalışanlar, genellikle asgari ücretle çalıştıklarından ve asgari ücretin diğer giderlerde eklendiğinde yaşam imkanları sağlanmadığı nazara alındığında şehrin kenarlarında yaşamaktadırlar. Bu insanlar ya gecekondu ya da gecekondudan farkı olmayan tapulu binalarda kirada oturdukları görülmektedir. Malatya’da bu anlamda fakirliğin ve gecekondulaşmanın yoğun olduğu bölge çevre yolunun altı ve Beydağlarının etekleridir. Hidayet, Melekbaba, Taştepe, Şehit Fevzi, Beylerbaşı, Yamaç, Beydağı, Kiltepe, Yeşiltepe, Göztepe, Tandoğan mahallelerinin Malatya’nın en fakir bölgesi olduğu belirtilmektedir. Buralar daha önceleri şehir merkezinden uzaktayken kentin büyümesiyle kentin tam ortasında kalmışlardır. Bu bölgeler suç ve suçluların en fazla görüldüğü bölgelerdir.
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından internet sitesinde yayınlanan verilerde Malatya’ya en çok göçün Adıyaman ilinden geldiği, ikinci sırada Elazığ ilinin geldiği görülmektedir. (Türkiye İstatistik Kurumu, http://rapor.tuik.gov.tr, 2012). Bu şekilde Malatya’ya göç eden insanların, yoksul olanları kent merkezine yakın ancak kullanılmayan ucuz alanlarda ev veya arsa alıp veya hazine taşınmazı üzerine bir ev yaparak plansız ve programsız bir şekilde yerleşmiştir. Burada daha çok Malatya’ya gelen gelir düzeyi düşük insanlar için kent merkezi dışında yerleşmeler olduğu görülmektedir. Malatya’ya gelen nitelikli ve varlıklı aileler için bir ayrışma durumu çok yaşanmamış ve hatta bu ayrımı yeni gelen insanlar istememişlerdir. Göçle gelen kişilerin satın aldıkları mekânda aynı gelir düzeyine sahip insanlar olduğundan bu şekilde mekânda ayrışmanın gelir düzeyinde olduğunu görmekteyiz.
7.1. Malatya’da Uygulanan Kentsel Dönüşüm Projelerinin Değerlendirilmesi
Malatya ili batısında Beylerderesi, güneyinde Beydağları, doğusunda üniversite ile çevrilmiştir. Bu nedenle şehrin gelişim aksı Beydağı’nın yamaçları ve kuzeye doğrudur. Kuzeye doğru yayılmasında çevre yolu ve tren yolunun bu genişlemeyi olumsuz yönde etkilediği görülmektedir. Güneye doğru ise Beydağlarının yamaçlarına yapılan gecekondu ve müstakil yapıların engeli vardır. Yukarda belirtildiği gibi Malatya kent merkezine yoğun bir göç hareketi vardır. Bu göç nedeniyle kentte gecekondulaşma ve plansız yapılaşma meydana gelmiştir. Burada özellikle Beydağlarının yamaçlarında ve çevre yolunun kuzey kesiminde bu gecekondulaşmanın yoğun olduğu görülmüştür. Bu bölgelerde yaşanan plansız ve programsız uygulamalar sonucunda buralarda kentin alt gelir grubuna dahil kesimlerinin plan ve program gözetmeksizin yerleştikleri görülmektedir.
Bu şekilde oluşan yapılaşma planlara uygun olmadığı gibi binaların depreme dayanıklılığı denetim firmaları tarafından da denetlenmemektedir. Bunun sonucunda depreme dayanıksız ve plansız konut mekânları oluşmuştur. Türkiye’nin deprem bölgesinde olması dolayısıyla her depremde binlerce vatandaş bu sorunlar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Bu ölümlerin önüne geçilmesi için planlı ve denetimli konutların yapılması gerekmektedir. Bunda en büyük görev yerel yönetimlere, kent merkezlerinde belediyelere düşmektedir. Bu nedenle son dönemlerde giderek şehrin merkezinde kalmış bu yapılaşmanın arsa değerlerinin yüksekliği değerlendirilerek yıkılması ve yerine yüksek katlı binaların yapılarak bu alanların yenilenmesi için kentsel dönüşüm projeleri uygulanmaktadır. Malatya ili bu şekilde bir dönüşüme en muhtaç olan illerden biridir. Zira kırdan ve diğer illerden yoğun bir göç almaktadır. Ayrıca kentin depreme en dayanıklı olan bölgeleri olan dağ etekleri plansız bir gecekondulaşma ile karşı karşıyadır. Bu alanların dönüşümü ile hem arsa sahipleri, arsalarının kıymetlenmesini sağlayacaklar hem de devlet plansız alanları planlı ve güvenli alanlara dönüştürecektir. Bunun için Malatya’da öncelikle Beydağı eteklerinde yer alan bölge kentsel dönüşüm kapsamı içine alınmıştır. Bu bölgede özel ve kamu mülkiyeti tespit edilerek proje hazırlanmış ve bu bölge dört etaba bölünmüştür. Vatandaşlarla görüşmeler yapılmış ve tapusu olan vatandaşlara arsa bedeli ve üzerindeki yapı ve müştemilatın bedeli kendilerine verilecek binanın peşinatı sayılarak yaşadıkları binayı terk etmeleri istenmiştir. Bu kişilere ayrıca 200,00 TL taşınma masrafı ve aylık 250,00 TL kira bedeli ödenmektedir. Ayrıca bu kişilere yapılacak evlerin değer olarak diğer dairelerden değeri az olan en üst ve en alt katları verilmemektedir. Bu bölgede yaşayan ancak tapusu olmayan vatandaşlara arsa bedeli dışındaki tüm imkanlar sağlanmıştır.
Daha sonra bu bölge de yapılacak evler için vaziyet planı hazırlanmış ve bu evlerin bir kısmı 12 katlı olması planlanmıştır. Burada imar kanunu ve Yönetmeliklerinde geçen kurallara uygun olarak plan hazırlanmış ve bu şekilde 50, 25 metrelik geniş yollar planlanmıştır. Ayrıca imar yönetmeliğine göre o bölgede yaşayacak her kişi için en az 10 metrekare olacak şekilde yeşil alan bırakılmıştır. Ayrıca her kişi için bir metrekarelik ticaret alanı bırakılmıştır. Malatya’nın uzun yıllardır gündemini meşgul eden güney çevreyolu bu alana paralel olarak geçmektedir. Bu da bu bölgenin daha sonra değerlenmesine neden olacaktır.
Çevresel olarak bu projelerin genel itibariyle planlı bir şekilde yürütülürse çevreye olumlu etkileri olduğu ileri sürülebilir. Zira imar planları hazırlanırken çevresel özellikler göz önüne alınarak imar planlarının hazırlanması gerekmektedir. Bu nedenle plansız bir yapılaşmadansa planlı bir çalışmayla çevrenin korunması sağlanabilir. Ancak bu dönüşüm projeleri sonucunda bu bölgede yaşayan insan sayısının artması dolayısıyla çevrenin daha fazla tahrip edileceği de nazara alındığında çevrenin tüketicisinin daha çok olacağı göz önüne alınarak çevre tahribatının ve kirlenmesinin daha fazla olacağı sonuncu çıkarabiliriz. Malatya’da uygulanmaya başlanan Beydağı’nın eteklerindeki kentsel dönüşüm projelerinde 350.000 kişinin yaşayacağı ve 12 katlı evlerin olduğu nazara alındığında bu bölgedeki çevresel tahribatın tek katlı müstakil evlere göre daha fazla olacağı gözden kaçmamaktadır. Ancak planlı bir şekilde bu sorunlara çözüm getirilirse çevresel sorunlar en aza indirgenebilecektir. Ayrıca kentsel dönüşüm uygulanmadan önceki evlerin ısı izolasyonu iyi olmadığından ciddi enerji israfı ve hava kirlenmesine neden olan enerji tüketiminin olduğu görülmektedir. Kentsel dönüşümle yeni yapılacak alanlarda ısı izolasyonu iyi yapılacağından ve merkezi ısıtma sistemi kurulacağından enerji israfı azalacak buna bağlı olarak katı yakıt tüketiminden kaynaklanan hava kirliliğine bağlı çevre kirliliği de azalacaktır.
Kentsel dönüşüm sonucunda arsa değerlenmesinden kaynaklanan rant meydana gelmektedir. Zira müstakil yapıların yerini çok katlı binalar almaktadır. Bu projeler uygulanırken çok dikkatli bir şekilde çalışılmalı ve insanların ekonomik anlamda zarar görmeleri engellenmelidir. Malatya’da uygulanan projeye bakıldığı zaman insanların mağduriyetlerinin en aza indirgenmesinin amaçlandığı görülmektedir. Ancak yinede insanlar bu projelerden mutlu olmamaktadır. İnsanların yaşam tarzını değiştirmek çoğu zaman büyük sorunlar yaratmaktadır. İnsanlar alıştıkları şekilde yaşamak istemektedir. Bunun için maddi olarak kendisine gelir sağlasa da çoğu zaman vatandaşlar müstakil yaşam tarzını apartmandaki yaşam tarzına tercih etmektedir. Bunun için bu projelere tepkilerin yoğun olduğu görülmektedir. Bazen idareler bu projelere uygularken kamu yararı yerine kar güdüleri ile hareket ettiğinden insanların tepkileri ile karşılaşılması durumu da doğal olarak ortaya çıkmaktadır.
8. SONUÇ
Son dönemde mekânda ayrışmanın ekonomik sistemlerle bağlantılı olduğu ve daha çok ekonomik nedenlerle yaşandığı görülmektedir. Son süreçte sermaye karlı olarak gördüğü gayrı menkule yönelmiş ve kendine yeni gelir kaynakları ve mekânlar üretmeye başlamıştır. Varlıklı insanlar dış hayattan kopuk ve güvenlikli sitelere taşınmaya başlamışlardır. Tüm dünyada son dönemde oluşan aşırı liberal politikalar nedeniyle devletlerin yetki ve sorumlulukları küçültülmekte ve ekonominin kendi kurallarını kendisinin koyması gerektiği belirtilmektedir. Bu şekilde başıboş bırakılan ekonomi sonucunda yoksullar daha çok yoksullaşmakta, varlıklılar varlıklarını daha çok artırmaktadır.
Yeni Dünya düzeninde, çok yakın bir tarihte toplumlar ve insanlar arasındaki farkların kalmadığı ve hayattan zevk alma derecesinin düştüğü bir dünya ile karşılaşılabilir. Zira insanlar kendilerini diğer insanlardan farklı kılan ruhlarını kaybetmektedir. Bu şekilde insanlar arasındaki farklılıklarda törpülenmektedir. İnsanların yaşamı, gece gündüz çalışarak kazandığı geliri, boş vakitlerinde alışveriş merkezlerinde harcayarak geçirdiği bir topluma doğru gidilmektedir. İnsanların yemekleri, giyimleri, para harcamaları dâhil her hareketi benzer bir yaşam tarzına doğru ilerlemektedir. Bu benzeşme mekânda da kendini göstermektedir. Yeni yapılan mekânlar hep birbirine benzemektedir.
Malatya’da, dünyada yaşanan bu gelişmelerden etkilenen bir ildir. Malatya tarım üretimi olarak kayısı, sanayi olarak tekstil sektörünün önde olduğu bir sanayileşme sürecine girmiştir. Bu ekonomik gelir dolayısıyla Malatya’da sermaye birikimi artmaktadır. Buna bağlı olarak diğer illerden göç almaktadır. Bir yandan biriken sermayenin yeni mekân yaratma çabası, diğer yandan göç eden insanların barınma telaşıyla, Malatya ilinde mekânda ayrışma son yıllarda açık bir şekilde görülmektedir. Özellikle sermaye bikrimi olan insanların Malatya’nın batısında yer alan Fahri Kayahan Bölgesinde biriktiği ve site şeklinde güvenlikli sitelerde yaşadıkları görülmektedir. Ayrıca alt gelir grubuna mensup insanların şehrin kenar mahallelerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu şekilde dünyada yaşanan ekonomik nedenlerle mekânda ayrışmanın Malatya ilinde de hissedildiği görülmektedir. Malatya’da ki bu ayrışma çevre yolunun çizdiği sınır ile belirginleşmektedir. Çevre yolunun güneyinde az gelirliler kuzeyinde üst gelirliler oturmaktadır. Çevre yolunun kuzeyinde yaşayanların, üst gelir grubuna dahil olmayan tek bölgesi Beydağlarının yamaçlarıdır. Bu bölge de kentsel dönüşüm kapsamına alınarak varlıklı insanların kullanımına açılmak istenmektedir.
Kentsel dönüşüm sonucunda planlı bir kentleşme meydana gelmektedir. Ancak bu bölgelerde oturan, daha çok yoksul insanlar, kendilerine sadece konut verilmesini kabul etmemekte ve bulunduğu mekânı terk etmek istememektedir. Bu yoksul kesimlerin hakları gözetilmelidir. Bu yoksul vatandaşlara bu bölgede oluşan rantın bir kısmının verilmesi gerekmektedir. burada yaşayanların konut ihtiyacı sosyal devlet ilkesi gereğince sağlanmalıdır.
Malatya ili deprem hattında olan bir bölgedir. Depremin en az hasar verdiği yerler ise dağ etekleridir. Malatya ilinde dağ eteklerinin, gecekondulaşma ve plansız yapılaşma sonucu işgal edildiği görülmektedir. Malatya ilinde ilk etapta bu dağ eteklerindeki konut bölgelerinin dönüşümü yapılacağından, bu dönüşümün yaşayan halkın mağdur edilmemesi kaydı ile faydalı sonuçlar doğuracağı söylenebilir.
Malatya’da, kentsel dönüşüm için yapılması gerekenler çok yavaş yapıldığı için halk tarafından bu projeler tepki ile karşılanmaktadır. Kentsel dönüşüm uygulamaları mümkün olduğu kadar hızlı ve programlı bir şekilde yapılmalı ve vatandaşlar bu uygulamalar sonucunda mağdur edilmemelidir. Ayrıca kentsel dönüşümde hangi kurumun hangi sorunu çözeceği tam olarak belirlenmediği için bir yetki karmaşası meydana gelmektedir. Özellikle bu işi yürüten TOKİ ve Belediyeler arasında yeterli kurumsal düzenleme yapılmadığından işlemlerin yürütülmesi uzun ve karmaşık süreçler almaktadır. Hangi kurumun hangi işleri yapacağına dair gerekli yasal ve kurumsal düzenlemeler yapılması gerekmektedir.
Kentsel dönüşümün faydalı ve sakıncalı yanları vardır. Her işin olduğu gibi bu işlemlerinde terazide artı ve eksilerinin tartılması gerekmektedir. Dolayısıyla kentsel dönüşüm projelerinde fayda ve zarar analizi iyi yapılmalı ve asıl amaç düzenli bir kentleşmeyi sağlamak olmalıdır. Terazide dengeyi sağlamak için yasal düzenlemelerin devreye girmesi gerekmektedir. Kentsel dönüşüm kısaca; bir kentin kullanılamaz haldeki veya yıpranmış dokularının yenilenmesidir. Öyleyse amaçtan yola çıkarak, insanlar mağdur edilmeyerek uygulanırsa ve sermaye gruplarına rant yaratma şeklinde değerlendirilmedikçe bu uygulama sonuçları bakımından iyi bir uygulamadır. Son dönemde Malatya’da uygulanan kentsel dönüşüm projesi olması gerekenden çok uzun bir süreç almış ve vatandaşların mağduriyeti gündeme gelmiştir. Bu nedenle yapılan uygulamaların daha bilinçli, hızlı ve burada yaşayan yoksul halkın haklarının korunarak yapılması gerekmektedir.













KAYNAKÇA

ALTINCI TÜRKİYE ŞEHİRCİLİK KONGRESİ; (2006), Planlama, Siyaset, Siyasallar, TMMOB
Şehir Plancıları Odası Yayınları, İzmir.
ALVER, Köksal; (2007), Siteril Hayatlar, Hece Yayınları, Ankara.
BİLGEN, Hürriyet; ÖZCAN, Gül Berna (1989), İmar ve Şehir Planlama Mevzuatının
Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığına ve Şehir Planlamasına Etkileri, T.B.M.M. Kültür ve Sanat Kurulu Yayınları, Ankara.
KELEŞ, Ruşen; (2010), Kentleşme Politikası, İmge Kitabevi. Ankara.
KİPER, Perihan; (2004), “Küreselleşme Sürecinde Kentlerimize Giren Yeni Tüketim Mekânları
ve Yitirilen Kent Mekânları”, Planlama Dergisi, 2004/4. Sayı
“Kentsel Dönüşüm Nedir”; (Erişim Tarihi 16.11.2011)
http://sehirplanlama.org/index.php?option=com_kunena&func=view&catid=9&id=3 7&Itemid=0.
KURTULUŞ, Hatice; (2005), İstanbul’da Kentsel Ayrışma, Bağlam Yayıncılık, İstanbul.
Malatya Hakkında; (Erişim tarihi: 15.11.2011) http://www.malatya.gov.tr/malatya- hakkinda/detay.aspx?SectionID=HOZsLKtYVDb7GTB78qt5ig%3d%3d& ContentID=3A%2bfGdmRF6XLQCO7UVD1aA%3d%3d
ÖZDEMİR, Dilek; (2010), Kentsel Dönüşümde Politika, Mevzuat, Uygulama, Nobel Yayınları, ,
Ankara.
ÖZER, İnan; (2004), Kentleşme, Kentlileşme ve Kentsel Değişim, Ekin Kitabevi, Bursa.
SENCER, Doç. Dr. Yakut; (1979), Türkiye’de Kentleşme, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.
TEKELİ, İlhan; (2010), Kentsel Arsa, Altyapı ve Kentsel Hizmetler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları,
İstanbul.
TUNÇ, Ahmet, 2012, ”Sosyal Yardımlar Açısından Malatya ve Yoksulluk Haritası”,
Sürdürülebilir Kentleşme ve Kentlilik Sempozyumu Bildirileri, Malatya: Bilsam Yayınları
Türkiye İstatistik Kurumu ; (Erişim tarihi, 11.01.2012 )
http://rapor.tuik.gov.tr/reports/rwservlet?adnksdb2&ENVID=adnksdb2Env&report=ikamet edilen_il.RDF&p_kod=2&p_kil1=44&p_yil=2010&p_dil=1 &desformat=html
ÜLGER, Prof. Dr. Nihat Enver; (2010), Türkiye’de Arsa Düzenlemeleri ve Kentsel Dönüşüm,
Ankara, Nobel Yayınları.
YILMAZ, Doç. Dr. Meltem; (2010), Mülkiyet Hakkının Doğal ve Kentsel Çevreye Etkileri,
Siyasal Kitabevi, Ankara.
YİNANÇ, Refet ve ELİBÜYÜK, Mesut; (1983), Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri (1560)
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Yeni Dünya Düzeninde Mekânda Ayrışmanın Bir Sonucu Olarak Kentsel Dönüşüm: Malatya Kent Örneği" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Ayhan Akoğul'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
30-11-2013 - 21:51
(2173 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 2 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 2 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
4129
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 1 gün 4 saat 49 dakika 3 saniye önce.
* Ortalama Günde 1,90 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 58783, Kelime Sayısı : 7352, Boyut : 57,41 Kb.
* 1 kez yazdırıldı.
* 2 kez indirildi.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1726
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,04694700 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2016) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.