Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu Ve Getirdikleri (Amerika, Avrupa Ve Türkiye’de Biyogüvenlik Uygulamaları Ve 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na Eleştirel Bakış)

Yazan : Yusuf Güleşci [Yazarla İletişim]
Melikşah Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Araştırma Görevlisi

Makale Özeti
Biyoteknoloji tarım, sağlık, askeri, sanayi ve endüstri basta olmak üzeri pek çok alanda etkisini gösterecek yeni bir teknolojidir. Birçok bilim insanının dikkat çektiği üzere, geri döndürülemez sonuçları olan, kısa ve uzun dönemde öngörülemeyen, birtakım riskler taşımaktadır1. Örneğin genetiği değiştirilmiş organizmalı (GDO) ürünlerin sağlık riskleri henüz bilinmemektedir. Bunlar alerjik reaksiyonlara yol açabilmekte, antibiyotiklere karşı direnç oluşturabilmekte veya gen girişinden dolayı oluşan bazı olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Örneğin fındığın içindeki bir maddeye alerjisi olan bir insan bu maddenin aktarıldığı bir ürünü yediğinde alerjik reaksiyon gösterebilmektedir2. Bu nedenle satın aldığımız veya tükettiğimiz gıdaların, özellikleri ve gıda güvenliği açısından değerlendirilmesi büyük bir öneme sahiptir3. Bunun yanında biyoteknolojinin, bilinçsiz ve kontrolsüz uygulanması durumunda, çevrenin korunması ve biyoçesitlilik açılarından da bazı riskler taşımaktadır. Gözardı edilemeyecek bir diğer risk de, modern biyoteknolojinin, barışçı olmayan amaçlarla, ekonomik veya askeri savaş aracı olarak kullanılmasıdır. Ayrıca, genetik olarak değiştirilmiş organizmaların (GDO) ve GDO ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki, özellikle uzun dönemde yaratabilecekleri etkiler konusunda henüz yeterli bilgi yoktur4. Bu teknoloji, halen gelişmiş birkaç ülkenin tekelinde olduğundan, bu alanda birikimleri olmayan ülkelerde, özellikle tarımsal ekonomide, dışa bağımlılığı artırmaktadır5. Buna ilişin olarak şu ifade biyoteknolojinin önemini ifade eder niteliktedir: "21. yüzyılda başarı, bireyler kadar toplumların da modern biyoteknolojinin sunduğu imkânları araştırıp kullanmaya cesaret etmesini gerektirmektedir. Bunu yapamayanlar ise geri kalacaklardır” (Lester Thurow, 2003 Fortune Favors the Bold)6. Ayrıca modern biyoteknolojinin bilinçsiz ve dışgüdümlü uygulamaları, özellikle ulusal biyoteknolojik kaynakların korunması açısından, biyogüvenlik riskleri taşımaktadır. Bu sebeple biyoteknoloji konusunu oluşturan bu alandaki gelişmelere uygun olarak hukuki zeminin oluşturulması gerektiği çok açık olarak gözükmektedir. Biyogüvenlik ise, biyoteknolojik çalışmaların, doğayı ve insan yaşamını etkilememesi için ülkelerce yasal denetim altına alınması işlemidir7. Bu risklerin giderilmesi veya en aza indirgenmesi ancak uluslararası ölçekte biyogüvenliğin sağlanması ile mümkündür. Bu amaçla tüm dünyada hem ulusal hem de uluslararası ölçekte yasal düzenlemelere gidilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak yakın zamanda birçok Avrupa ülkesi tarafından pozitif hukuk sistemine dâhil edilmiştir. Ülkemiz de bu duruma seyirci kalmamış, konuyla ilgili olarak 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu TBMM tarafından kabul edilerek 18 Mart 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu çalışmamızda ülkemizde yeni yürürlüğe girmiş olan Biyogüvenlik Kanunu kapsamında öncelikle biyogüvenlik kavramı üzerinde durulacaktır. Daha sonra dünyada ve AB’de biyogüvenlikle ilgili yapılan hukuki düzelenlemeler üzerinde durulacaktır. Daha sonra uluslararası geçerliliğe sahip olan Cartegena Biyogüvenlik Protokolü üzerinde durulacaktır. Son olarak ise yürürlüğe giren Biyogüvenlik Kanunu’nun getirdiklerine ve yapılan eleştirilere değinilecektir.
Yazarın Notu
Bu çalışma Ankara Barosu tarafından çıkarılan Sağlık Hukuku Digestası adlı süreli yayında yayımlanmıştır. Bkz. http://www.ankarabarosu.org.tr/Siteler/2012yayin/2011sonrasikitap/digesta-2012.pdf

5977 SAYILI BİYOGÜVENLİK KANUNU VE GETİRDİKLERİ
(Amerika, Avrupa ve Türkiye’de Biyogüvenlik Uygulamaları ve 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na Eleştirel Bakış)



GİRİŞ

Biyoteknoloji tarım, sağlık, askeri, sanayi ve endüstri basta olmak üzeri pek çok alanda etkisini gösterecek yeni bir teknolojidir. Birçok bilim insanının dikkat çektiği üzere, geri döndürülemez sonuçları olan, kısa ve uzun dönemde öngörülemeyen, birtakım riskler taşımaktadır1. Örneğin genetiği değiştirilmiş organizmalı (GDO) ürünlerin sağlık riskleri henüz bilinmemektedir. Bunlar alerjik reaksiyonlara yol açabilmekte, antibiyotiklere karşı direnç oluşturabilmekte veya gen girişinden dolayı oluşan bazı olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Örneğin fındığın içindeki bir maddeye alerjisi olan bir insan bu maddenin aktarıldığı bir ürünü yediğinde alerjik reaksiyon gösterebilmektedir2. Bu nedenle satın aldığımız veya tükettiğimiz gıdaların, özellikleri ve gıda güvenliği açısından değerlendirilmesi büyük bir öneme sahiptir3.

Bunun yanında biyoteknolojinin, bilinçsiz ve kontrolsüz uygulanması durumunda, çevrenin korunması ve biyoçesitlilik açılarından da bazı riskler taşımaktadır. Gözardı edilemeyecek bir diğer risk de, modern biyoteknolojinin, barışçı olmayan amaçlarla, ekonomik veya askeri savaş aracı olarak kullanılmasıdır. Ayrıca, genetik olarak değiştirilmiş organizmaların (GDO) ve GDO ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki, özellikle uzun dönemde yaratabilecekleri etkiler konusunda henüz yeterli bilgi yoktur4.

Bu teknoloji, halen gelişmiş birkaç ülkenin tekelinde olduğundan, bu alanda birikimleri olmayan ülkelerde, özellikle tarımsal ekonomide, dışa bağımlılığı artırmaktadır5. Buna ilişin olarak şu ifade biyoteknolojinin önemini ifade eder niteliktedir: "21. yüzyılda başarı, bireyler kadar toplumların da modern biyoteknolojinin sunduğu imkânları araştırıp kullanmaya cesaret etmesini gerektirmektedir. Bunu yapamayanlar ise geri kalacaklardır” (Lester Thurow, 2003 Fortune Favors the Bold)6. Ayrıca modern biyoteknolojinin bilinçsiz ve dışgüdümlü uygulamaları, özellikle ulusal biyoteknolojik kaynakların korunması açısından, biyogüvenlik riskleri taşımaktadır.

Bu sebeple biyoteknoloji konusunu oluşturan bu alandaki gelişmelere uygun olarak hukuki zeminin oluşturulması gerektiği çok açık olarak gözükmektedir. Biyogüvenlik ise, biyoteknolojik çalışmaların, doğayı ve insan yaşamını etkilememesi için ülkelerce yasal denetim altına alınması işlemidir7.

Bu risklerin giderilmesi veya en aza indirgenmesi ancak uluslararası ölçekte biyogüvenliğin sağlanması ile mümkündür. Bu amaçla tüm dünyada hem ulusal hem de uluslararası ölçekte yasal düzenlemelere gidilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak yakın zamanda birçok Avrupa ülkesi tarafından pozitif hukuk sistemine dâhil edilmiştir.

Ülkemiz de bu duruma seyirci kalmamış, konuyla ilgili olarak 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu TBMM tarafından kabul edilerek 18 Mart 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu çalışmamızda ülkemizde yeni yürürlüğe girmiş olan Biyogüvenlik Kanunu kapsamında öncelikle biyogüvenlik kavramı üzerinde durulacaktır. Daha sonra dünyada ve AB’de biyogüvenlikle ilgili yapılan hukuki düzelenlemeler üzerinde durulacaktır. Daha sonra uluslararası geçerliliğe sahip olan Cartegena Biyogüvenlik Protokolü üzerinde durulacaktır. Son olarak ise yürürlüğe giren Biyogüvenlik Kanunu’nun getirdiklerine ve yapılan eleştirilere değinilecektir.


1. GDO’LARIN (POTANSİYEL) FAYDA VE RİSKLERİ

Konunun önemi açısından Biyogüvenlik Kanunu’nun önemli bir kısmını oluşturan GDO’lu ürünlerin getireceği düşünülen fayda ve zararlarına değinmek istiyorum.

1.1 GDO’LARIN (POTANSİYEL) FAYDALARI

a. Besin kalitesinin ve sağlığa yönelik faydasının artırılması8,

b. Meyve ve sebzelerin raf ömrü ve organoleptik kalitelerinin artırılması,

c. Bitkisel ve hayvansal ürün veriminin artırılması9,

d. Yenilebilir aşı ve ilaç üretimi,

e. İnsan hastalıklarının tedavisinde ve organ naklinde kullanılması,

f. Bio-fabrikalar ve endüstriyel kullanım için ürün ham materyali olarak kullanımı,

g. Çevresel faydaları.

1.2. GDO’LARIN (POTANSİYEL) RİSKLERİ

a. Besin kalitesindeki değişiklik ve gıda güvenliği10,

b. Allerjik reaksiyonlar ve toksik etkiler11,

c. Gen patentleme ve terminatör teknolojisinin etkisi12,

d. GD gıdaların etiketlenmesi ile ilgili kaygılar,
e. Çevresel kaygılar13,

f. Biyolojik ve genetik çeşitliliğin tehdidi14,

g. Çeşitli grupların kaygıları ve dini, kültürel ve etik kaygılar,

h. Bilinmeyen korkular15.

2. BİYOGÜVENLİK KAVRAMI

2.1. BİYOGÜVENLİĞİN TANIMI


Biyogüvenlik terimi, transgenik ürünlerin varlığıyla ortaya çıkmış ve bu ürünlerin olası risklerinin değerlendirilmesi ve kontrol altına alınması anlamına gelmektedir. Başka bir tanıma göre ise biyogüvenlik, canlıların insanlar tarafından bilinçli veya bilinçsizce biyolojik etmenler ile zarara uğratmasını engellemek amacıyla alınan önlemleri ifade eder16. Daha genel bir tanıma göre ise biyogüvenlik, biyoteknolojinin insan sağlığı ve çevreye zarar vermeden uygulanmasını sağlamak için alınması gereken politik ve işlevsel önlemlerin tümünü ifade eder17.

Burada öncelikle iki kavramı açıklamak istiyorum.

* Genetiği Değiştirilmiş Organizma: Canlıların fiziksel özelliklerini belirleyen genetik yapısı, doğal çiftleşmeyle ve/veya doğal rekombinasyonla oluşmayacak şekilde değiştirilmiş olan bitki, hayvan ve benzeri canlı varlıktır.

* Transgenik: Gen aktarımı yoluyla kazanılmış yeni gen ya da genler. Mevcut herhangi bir genin çıkartılması, yeni bir gen parçacığının eklenmesi ve benzeri yöntemlerle doğal diziliş sırası değiştirilmiş olan DNA’yı içeren canlıdır18.

Genetiği değiştirilmiş ürünlerden doğabilecek risklerin azaltılması ve beklenen azami faydanın sağlanması mümkündür. Bu amaçla transgenik ürünlerin üretiminde ve ithalatında öncelikle, bu ürünlerden beklenen azami fayda ile doğabilecek azami riskler kıyaslanmalıdır. Beklenen azami fayda için, transgenik ürünlerin ülkenin gerçekten tarımsal bir sorununa çözüm olup olmadığı ve ülkenin gerçekten bu ürünlere ihtiyacı olup olmadığı sorularına yanıt aranmalıdır. Öte yandan, transgeniklerin üretimlerinden doğabilecek azami riskler saptanarak, bu ürünlerin üretimi ile alınabilecek azami faydaların, ülkede doğabilecek azami risklere değip değmeyeceğine karar verilmelidir. Bütün bunlar yapılırken, tabii ki tüketicinin tercihleri de göz önünde bulundurulmalıdır19. İşte bütün bunları yapacak kurum “biyogüvenlik” olacaktır.

Biyogüvenlik, modern biyoteknoloji uygulama tekniklerini ve modern biyoteknoloji ürünlerinin insan ve hayvan sağlığı ile çevre üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilerin belirlenmesini ve belirlenen risklerin oluşma olasılığının ortadan kaldırılmasını ya da risklerin ortaya çıkması durumunda oluşacak zararların kontrol altında tutulması için alınacak önlemleri kapsamaktadır20.

2.2. BİYOGÜVENLİĞİN UNSURLARI

Biyogüvenlik; risk tanımı, risk analizi, risk değerlendirme, risk yönetimi ve risk iletişimi olmak üzere beş önemli ana unsurdan oluşmaktadır.

a. Risk, olayların ve prosedürlerin nasıl bir tehlike oluşturacağının belirlenmesidir. Bu yapılırken tehlikenin gelmesi durumunda şiddetinin ve sonucunun ne olabileceği ile ilgilenilir.

b. Risk yönetimi, bu konu ile ilgili ne yapabiliriz sorusuyla ilgilenir21.

c. Risk değerlendirme, modern biyoteknoloji teknikleri uygulamalarının ve modern biyoteknoloji ürünlerinin insan sağlığı ve biyolojik çeşitlilik üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilerin belirlenmesi sürecini kapsamaktadır22.

d. Risk yönetimi, belirlenen risklerin meydana gelme olasılığının ortadan kaldırılması ya da meydana gelme durumunda oluşacak zararların kontrol altında tutulması için gerekli tedbirlerin alınmasıdır23. Ancak burada dikkat edilmesi gereken alınacak biyogüvenlik önlemleri, bilimin önünü kesmeden, insan sağlığı, sosyal yapı ve biyolojik çeşitlilik üzerinde oluşturabileceği olumsuzlukları önceden sezinleyerek, özgün strateji belirleme yolundaki kurumsal ve idari sistemleri gerektirmektedir24.

e. Risk iletişimi ise, risk değerlendirme aşamasında belirlenen risklerin ve risk yönetimi sırasında kontrol altında tutulmaya çalışılan risklerle ilgili alınması gerekli tedbirlerin ilgili tüm mercilere duyurulması ve risk bilgi akısının ilgili taraflar arasında sağlanmasıdır25.

Biyogüvenliğin bir diğer boyutu da halkın bilgilendirilmesidir. Bilgilendirme doğru yapıldığı takdirde, hem getirilen yeniliklerin etkin kullanımı sağlanır ve hem de riskler asgariye indirilmiş olur. Ancak, bilgilendirmenin de doğru kişi ve kurumlar tarafından yapılması, bilgilendirme yapılması kadar önemlidir.

Biyoteknoloji uygulamalarında teknolojinin kullanımı, sonuç ürün ve ürünün kullanım amacı ile yeri farklı riskler oluşturduğundan ayrı tedbirler gerektirmektedir. Bu nedenle biyogüvenlik, laboratuar ve sera çalışmaları; gıda güvenliği ve çevreye salım durumları için ayrı düzenlemeleri içermektedir.

3. BİYOGÜVENLİĞİN UYGULAMA ALANLARI

Biyogüvenliğin uygulama alanları şu şekilde sıralanabilir:

a) Tarım: Bitkiler üzerinde yapılan gen teknik uygulamaları biyogüvenliğin bu alanda etkili olmasına neden olmuştur. Biyogüvenliğin en çok uygulama alanı bulduğu alanlardan bir tanesi de tarımdır. Genetiği değiştirilmiş organizmalarla ilgili çok fazla düzenlemeye gidildiği görülmektedir26.

b) Çevre: Bitki ve diğer mikroorganizmalarda gerçekleştirilen gen teknik değişikliklerle, toksik ağır maddelerin kirlettiği toprakların temizlenmesi, terk edilen sanayi bölgelerinin yeniden tarım toprağına dönüştürülmesi ve yüzey sularının temizlenmesi gibi alanlarda etkili olmaktadır.

c) Sağlık: Hastalıkların Genetik Bileşenlerinin Belirlenerek Koruma, Tanı ve Tedavide Kullanımının Yaygınlaştırılması, hücre tedavileri, ilaç keşfi, bioinformatik27 araç ve ürünler gibi alanlarda yapılan biyoteknolojik çalışmalar biyogüvenliğin bu alanda etkili olmasına neden olmuştur28.

d) Hayvancılık: Besi hayvanları ve kanatlı hayvanlar insan sağlığını tehdit edebilecek en önemli canlılar arasındadır. Her gün insanların sofralarına gelen et, süt, yumurta ve bunların prosesten geçmiş ürünler doğru bir şekilde kontrol edilerek insanların önüne sunulmalıdır. Bu ise ülke çapında hayvansal biyogüvenliğin sağlanması için iyi planlanmış ve merkezi olarak değerlendirilen hayvan sağlığı takibiyle mümkün olacaktır29.


4. BİYOGÜVENLİĞİN KISA TARİHİ GELİŞİMİ

Dünya’da genel anlamda biyogüvenlik ve çevre konusunun gündeme gelişi 1972 yılında yapılan Stockholm Konferansı ile başlamıştır30. Biyogüvenlik konusundaki ilk çalışma ise 1975 yılında Kaliforniya’da gerçekleştirilen Recombinant DNA Molekülleri Konferansı’dır. Dokuz yıl sonra yine biyogüvenlikle ilgili olan Mavi Kitap, 1986 yılında Recombinant DNA Molekülleri Kuralları Kitabı OECD tarafından yayınlanmıştır.

1990’lı yıllarda kapsamlı biyolojik güvenlik konusunda çalışmalar başlamaktadır. Kurumsal açıdan doğrudan biyogüvenlik konusunda çalışan bir kurum bulunmamaktadır. Ancak Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), OECD, Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Birliği daimi veya geçici çalışma gruplarını oluşturmaktadır31.

5. DÜNYA’DA BİYOGÜVENLİK UYGULAMALARI

Dünyada mevcut hukuki düzenlemeler, bağlayıcılığı olmayan, kılavuz niteliğindeki ve gönüllü uygulamaya dayalı uluslar arası biyogüvenlik düzenlemeleri ile ülke bazında bağlayıcı niteliği olan yasal düzenlemeler olarak ele alınabilir.

Başlıca uluslar arası biyogüvenlik düzenlemeleri şunlardır:

* UNIDO (BM Endüstriyel Kalkınma Organizasyonu) Sekretaryası’nın 1991 Temmuz ayında yayınladığı “Organizmaların Çevreye Salımı Konusunda Gönüllü Talimatı”,

* FAO (BM Gıda ve Tarım Organizasyonu) tarafından, Bitki Genetik Kaynakları
Komisyonu (CPGR)’nun talebi üzerine hazırlatılarak, 1991 Kasım ayında yayınlanan“Bitki Biyoteknolojisi Talimatı”,

* Gündem 21 (1992) ve Gündem 21’i hayata geçirme amacını taşıyan Biyoteknolojinin Risklerinin Önlenmesi için Uluslararası Teknik Direktifler,

* Gelişmekte olan ülkelerin, biyogüvenlik kapasitelerini oluşturmalarında kılavuzluk yapmak amacıyla UNEP (BM Çevre Programı) tarafından hazırlanmış olan“Biyogüvenlik Kılavuzu” (1997),

* BM Johannesbourg Dünya Yeryüzü Zirvesi (Eylül, 2003) seklinde sıralanabilir. Bu düzenlemelerden 5. ve 6. maddelerdeki düzenlemeler uluslararası bağlayıcı özellik taşımaktadırlar32,

* BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (Özellikle 8(g) ve 19. maddeler),

* BM Cartagena Biyogüvenlik Protokolü.
Bunlardan son ikisi, uluslararası bağlayıcı özellik taşımaktadır.

Türkiye'nin de taraf olduğu BM Biyoçeşitlilik Sözleşmesi33, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımına yönelik içerdiği hükümler sayesinde, biyolojik güvenlik düzenlemelerinde önemli bir yer tutmaktadır. Sözleşmede biyolojik çeşitlilik, modern biyoteknolojinin baslıca hammaddesi olarak değerlendirilmekte ve sürdürülebilir kullanımı için gerekli önlemler belirtilmektedir.

Protokol34 genel çerçeve itibarıyla aşağıdaki hususları içermektedir:

* GDO’ların sınıraşan hareketi öncesinde “ön bildirim” yapılması ve ithalatı kabul edilen GDO’ların “etiketlenmesi”,

* Gıda ve hayvan yemi olarak kullanılacak GDO ürünlerinin ithalatından 270 gün önce risk değerlendirmesinin yapılması,

* GDO’ların ekolojik riskleri ile ticareti arasındaki dengelemenin öngörülmesi,

* Protokol ile ticaret antlaşmaları arasında karşılıklı destekleyicilik, bağımsızlık ve aynı uygulama gücünün öngörülmesi35.

Biyoçeşitlilik Sözleşmesi dünyada üç “ilk” i içermektedir.

* İlk kez biyolojik çeşitlilik tüm yönleri ile bu kadar kapsamlı olarak bir sözleşmede işlenmiştir.

* İlk kez genetik kaynaklar uluslararası bir anlaşmada bağlayıcı yükümlülüklerle ele alınmıştır.

* İlk kez biyolojik çeşitlilik insanoğlunun ortak endişesi olarak belirlenmiştir36.

Uluslararası seviyede doğrudan doğruya modern biyoteknolojinin ve ürünlerinin güvenli kullanımını ele alan tek bağlayıcı hukuki düzenleme, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin ek Protokolü olan "Cartagena Biyogüvenlik Protokolü37 "dür. Cartagena Biyogüvenlik Protokolü 1996 yılında başlayan bir sürecin sonunda 29 Ocak 2000 tarihinde Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne ek protokol olarak kabul edilmiş ve 24 Mayıs 2000 tarihinde imzaya açılmıştır. Protokolü, Temmuz 2002 tarihi itibariyle aralarında ülkemizin ve AB üyelerinin de bulunduğu 100 ülke imzalamış bulunmaktadır38. Ancak dünya genetik tarımının başını çeken ABD, Kanada ve Arjantin henüz bu anlaşmayı imzalamaya uzak görünmektedir39. Protokolün temel konusu biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımıdır40.

Cartagena Biyogüvenlik Protokolü ilk bağlayıcı küresel biyogüvenlik rejimidir ve belli GDO’ların sınır ötesi hareketlerine ilişkin önemli uluslararası yükümlülükler getirmiştir. Protokol esas olarak GDO’ların potansiyel olumsuz etkilerinden çevreyi korumayı amaçladığından tarımsal ticarette en çok etkisini ekilmek üzere ihraç edilen tohumlar üzerinde gösterecektir41.

Protokol özet olarak, GDO’ların sınıraşan hareketlerinde “ön bildirim” yapılmasını, etiketleme yapılmasını, gıda ve yem olarak kullanılacak GDO ürünlerinde risk değerlendirilmesi yapılmasını, GDO’ların ekolojik riskleri ile ticareti arasındaki dengelemenin öngörülmesi, protokol ile ticaret anlaşmaları arasında karşılıklı destekleyicilik, bağımsızlık ve aynı uygulama gücünün öngörülmesi unsurlarını içermektedir42.

6. DÜNYA ÜLKELERİNDE ÖZELLİKLE ABD’DE BİYOGÜVENLİK UYGULAMALARI

Ulusal seviyede yapılan hukuki düzenlemeler iki farklı yaklaşım sergilemektedir:

Bir grup ülke, GDO’ları piyasaya sürülecek diğer yeni ürünlerle aynı mevzuat kapsamında ele alarak, özel biyogüvenlik mevzuatı hazırlamamış, mevcut mevzuatlarda değişiklikler ve eklemeler yapma yoluna gitmişlerdir. ABD, Kanada, Yeni Zelanda bu gruba örnek gösterilebilir.

Çoğunluğu oluşturan diğer yaklaşım ise biyogüvenlik konusunu ayrı bir kanun ile ele alan bütüncül yaklaşımdır. Bu grup ülkelerde yürürlüğe konulan biyogüvenlik mevzuatı, "genetik mühendisliği kanunu", "gen teknolojisi kanunu", "biyogüvenlik kanunu", "GDO kanunu" gibi farklı isimler taşımakla birlikte, kapsam ve temel prensipler itibariyle birbirlerine ve Protokole benzerlik göstermektedir. AB üye ülkeleri, Norveç, İsviçre, Avustralya, Almanya, Çin, Güney Afrika bu gruba örnek gösterilebilir43.

ABD’nin genetik araştırmalarda ön sıralarda yer alması sonucunda, gen alanındaki ilk düzenlemelerin de bu ülkede yapılması sonucunu doğurmuştur44.

ABD’de biyoteknoloji çalışmalarına ilk izin, çalışanların ve çevrenin güvenliğini vurgulayan kuralların benimsenmesiyle, Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) tarafından 1976 yılında verilmiştir45. Daha sonra biyoteknolojik ürünlerin düzenlenmesi çalışmaları, üç ana kuruluş arasında paylaşılmıştır. Bunlar “Gıda ve İlaç İdaresi Organizasyonu (FDA), Tarım Bakanlığı (USDA) ve Çevre Koruma Ajansı (EPA)”dır. Bunun yanında ABD’de genetik çalışmalara onay vermede en büyük etkiye tarihi olarak da NIH sahiptir. USDA ise genetiği değiştirilmiş bitkilerin çevreye salımını EPA ile birlikte düzenlemektedirler46. Halen, ABD’de başta FDA olmak üzere bu kuruluşların yönetimi altında biyoteknolojik çalışmalar sürdürülmekte ve biyoteknolojik ürünler kullanılmaktadır47. Mesela FDA 1992’de hayvanlar üzerindeki genetiksel düzenlemelere ilişkin rehberini (bağlayıcı olmayan tavsiyeler içeren) yayınlamıştır48. 2008 yılı Mayıs’ında ise Genetic Information Non-Discrimination Act49 (GINA) imzalandı ve Kasım 2009’da yürürlüğe girmiştir50.

7. AVRUPA BİRLİĞİ’NDE BİYOGÜVENLİK UYGULAMALARI

7.1. AVRUPA BİRLİĞİ KAPSAMINDA BİYOGÜVENLİK UYGULAMALARI


AB’nin düzenlemeleri ve konuya yaklaşımı hem niteliği gereği hem de üyelik ilişkilerimiz göz önünde tutulduğunda ülkemiz için büyük önem taşımaktadır.

AB'nin mevzuatı oldukça katı kurallar ihtiva etmektedir. Bu nedenle Avrupa'da transgenik ürünlerin üretimi ve kullanıma sokulması oldukça yavaş ilerlemektedir. Transgenik ürünlerin üretim ve tüketimine en sıcak bakan ülkeler Fransa, İspanya ve İngiltere’dir. Ancak, bunlardan ilk ikisinde sembolik de olsa üretimler olmasına rağmen İngiltere henüz üretimle ilgili açık bir tavır göstermemiştir. Danimarka, İsveç, Norveç ve Avusturya aşırı kamuoyu baskısı nedeniyle şimdilik herhangi bir üretim faaliyetine sıcak bakmazken diğer birlik ülkeleri özellikle İngiltere’nin açık tavrının belirli olmasını beklemektedir51.

AB’nin genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların çevreye salımı konusunda 2001/18/EC ( GDO’ların çevreye kasıtlı salımı hakkında direktif ) direktifi, GDO’ların ticaretinde ve doğaya salınışında uygulanacak kuralları belirlemektedir. Buna göre, AB üyesi ülkeler kendi sınırlarından girecek GDO’ların alan denemeleri ile piyasaya sürülmesi konusunda AB Komisyon kararına başvurmaktadırlar. Direktife göre GDO’ların bilinçli çevreye salımı ve sınır aşan hareketi risk değerlendirme ve ön bildirim şartlarına bağlanmıştır. AB Komisyonu her bir GDO için etikette yer alacak bilgilere kadar ayrıntılı kararlar almaktadır52. GDO’ların doğal çevreye ve insan-hayvan sağlığına zararsızlığının henüz bilimsel olarak tam anlamda kanıtlanamaması, AB’nin bu konuda “ihtiyatlılık” ilkesini benimsenmesine neden olmuştur.

AB’nin genetik yapısı değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı kullanımı konusunda da 98/81/EC (GD mikroorganizmaların kapalı kullanımı hakkında direktif) bir direktifi de bulunmaktadır. Bu direktifin amacı çevre ve insan sağlığının, kapalı kullanıma tabi genetik olarak değiştirilmiş mikroorganizmalardan kaynaklanabilecek risklere karşı korunmasıdır.

AB’nin GDO’ları içeren bir diğer direktifi GD gıda ve yem hakkında düzenleme konusundaki 1829/2003 (GD gıda ve yem hakkında düzenleme) direktifidir. Bu direktif diğerlerinin yanı sıra, GDO’lardan üretilmiş veya GDO içeren gıdaların insan sağlığı için tehlike oluşturmamasını garanti altına almayı amaçlamaktadır. Direktife göre herhangi bir üye ülke kendi sınırlarında GDO ürünü yeni gıdaların pazarlanmasını yasaklayabilmektedir. Yine Direktife göre yeni gıdaya verilen izin, etiketleme ve kullanım şartlarını da belirlemekte ve etikette yeni gıdanın GDO ürünü olduğunun gösterilmesi istenmektedir.

7.2. AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE BİYOGÜVENLİK UYGULAMALARI

7.2.1. FRANSA’DAKİ DÜZENLEMELER


Fransa’da 1992 yılında özel bir gen teknik kanunu ( …relative au controle de L’utilisation et de la dissemination des organismes genetiquement modifies et modifant) yürürlüğe girmiştir. Genetik çalışmalarda Araştırma Bakanlığının ve Çevre Bakanlığının yanında ilgili bakanlıkların da yetkili kılındığı görülmüştür53.

7.2.2. ALMANYA’DAKİ DÜZENLEMELER

Almanya’da ise esas itibariyle mevcut üç düzenleme bulunmaktadır.

* EMBRİYONENSCHUTZGESETZ, (13.12.1990., BGBl. I S.2747)

* GESETZ ÜBER GENETİSCHE UNTERSUCHUNGEN BEİM MENSCHEN Geniagnostikgesetz (GenDG), (31.09.2009, BGBL. I. S 2529)

* GESETZ ZUR REGELUNG DER GENTECHNİK. Gentechnikgesetz, (16.12.1993, BGBl. I S 2066.)54.

7.2.3. İSVİÇRE’DEKİ DÜZENLEMELER

İsviçre ise bu konuda en yeni kanuni düzenleme yapan ülke konumundadır. İsviçre’de bu konu ilk olarak üç bölüme ayrılmış ve her bölüm hakkında ayrı kanun çıkarılmıştır.

Bu sınıflandırma;

> İnsanlar üzerindeki genetik araştırmalar

> İnsan dışındaki genetik araştırmalar

> Tıbbi desteklenen üreme şeklindedir.55

ABD , AB ve Uluslararası alanda yapılan düzenlemeleri kategorize edecek olursak56:


8. TÜRKİYE’DE BİYOGÜVENLİK

8.1. GENEL OLARAK


Dünyada, çevre sorunlarının artmasına bağlı olarak, BM öncülüğünde yürütülen çevre koruyucu faaliyetlerin sonucunda varılan anlaşmalar ve AB'de getirilen düzenlemelerin yansımasının sonucu olarak, Türkiye'de de bu yönde adımlar atılmaya başlanmıştır.

Türkiye’nin de taraf olduğu “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi”nin 8. maddesinin (g) bendi uyarınca; ülkelerin biyoteknoloji ürünü organizmaların insan sağlığına olabilecek etkilerini de dikkate alarak, kullanımı ve doğaya bırakılmalarından doğacak risklerin kontrolü, yönetilmesi ve düzenlenmesi için bir sistem kurma ve sürdürme yükümlülükleri vardır57.

Türkiye’de biyoteknoloji alanında ilk düzenleme ise, genetik olarak değiştirilmiş organizmaların uygulamaya aktarılan önemli bir bölümünü oluşturan trasgenik çeşitler ile ilgili olarak, 1998 yılında “Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri Hakkında Talimat” adlı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından çıkarılan talimattır58.

2009 yılında ise GDO’larla ilgili olarak bir yönetmelik uygulamaya konulmuştur. Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik59 Ekim 2009 da yürürlüğe girmiş; Kasım 2009’da da değişikliğe uğramıştır. Ve Yönetmelik değişikliğe uğradığı gün, Danıştay 10. Daire tarafından yürütmesi durdurulmuştur60. Kararın gerekçesi ise Yönetmeliğin herhangi bir Kanuna dayanmaması olarak gösterilmiştir61.

DPT’nin Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı içinde yer alan Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Özel İhtisas Komisyonu Raporunda, Ulusal Moleküler Biyoloji, Modern Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Atılım Projesi olarak adlandırılan bir eylem planı oluşturulmuştur. Bu komisyon raporu aynı Türkiye’deki biyoteknoloji çalışmaları ve biyogüvenlik konusunda oluşturulmuş ilk kapsamlı belgedir.

Ülkemizde biyogüvenlikle alakalı temel sorunlara kısaca değinmek istiyorum:

* Kanuni düzenleme eksikliği: Biyogüvenlikle alakalı olarak ülkemize yöneltilen en önemli eleştiri ülkemizde bu konuya ilişkin bir kanuni düzenlemenin olmaması62 durumun yönetmeliklerle idare edilmeye çalışılmasıydı. BgK’nın kanunlaşmasıyla birlikte bir nebze olsun bu sorun çözüme kavuşturulmuştur.

* Ar-ge imkânları ve ödeneklerinin kısıtlı olması: Ülkemizde bazı üniversitelerde, TÜBİTAK-MAM(Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu- Marmara Araştırma Merkezi) ve benzeri araştırma kurumlarında genetik olarak değiştirilmiş mikroorganizmalar araştırma ve Ar-ge amaçlı olarak kısıtlı düzeyde kullanılmaktadır.

* Yapısal ve teknik eksikliklerin bulunması: Türkiye’de izleme ve iz-sürülebilirliğin gerçekleştirilmesi için yeterli alt yapı ve teknik eleman yoktur.

* Yeterli bir denetimin olmaması: İthal edilen tüketim amaçlı mısırların GDO içerdikleri konusunda ciddi kuşkular vardır63.

Ülkemizde yapılan bu eleştirilerden sonra GDO’ların doğurabileceği risklere karşı tedbirler alınması; GDO’ların insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerinde doğurabileceği risklerin engellenmesi, riskin gerçekleşmesi halinde ortaya çıkan zararlardan sorumluluğun şartlarının belirlenmesi ve bu tür faaliyetlerin belli bir düzen içerisinde yapılması ve denetlenmesi konularını düzenleyen 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu TBMM tarafından 18.03.2010 tarihinde çıkarılmıştır64.

8.2. 5977 SAYILI BİYOGÜVENLİK KANUNU

* Genel Olarak


Kanunun genel gerekçesinde şöyle denmektedir: “Modern biyoteknolojinin, tüm yeni geliştirilen teknolojilerde olduğu gibi birtakım riskler taşıdığı artık tüm dünya tarafından kabul edilmektedir. Ülkemiz biyolojik çeşitlilik yönünden dünyanın en önemli ülkelerinden birisidir. Söz konusu zenginliğimizin korunması, sürdürülebilirliğinin sağlanması ve ekonomik değere dönüştürülmesinde modern biyoteknoloji yöntemlerinin kullanımı önemli imkanlar sunmaktadır. Ancak, bu kullanımda da sınırları ve esasları çok iyi belirlenmiş biyogüvenlik kurallarına ihtiyaç vardır. Bu nedenle, Kanunda biyogüvenlik bir bütün olarak ele alınmış, insan, hayvan ve çevre sağlığı ile biyolojik çeşitliliğin korunması yanında bilimsel ve teknolojik gelişmelerin devamlılığının sağlanması için tedbirler öngörülmüştür”65.

Kanuna getirilen eleştirilerin başında böyle önemli bir konuya ilişkin bir düzenlemeye yer veren kanun maddelerinin tam anlaşılır olmaması durumu yer almaktadır66. Kanun maddelerinin kesinlik ve detay içermediği, yuvarlak ve kolayca farklı yöne çekilebilen yargılardan oluştuğu görülmüştür. Söz konusu tasarının önemi ve suiistimale açık olması nedeniyle maddelerin detaylandırılması ve daha kesin hükümler içermesi gerektiği açıktır67.

Biyogüvenlik Kanunu’na yapılan eleştirilerden biri de bu yasanın bir başka yasaya dayanması gerekliliğine ilişkindir. Biyogüvenligin temellerinden biri biyoçesitliligin sağlanmasıdır. Transgenik ürünlerin üretilmesi aşamasında en büyük sakınca özellikle ülkemizde zengin olan biyoçesitliligin zarar görmesidir. Bu nedenle biyoçeşitlilik kanunu çıkmadan biyogüvenlik kanununun çıkarılması hatalı görülmektedir68.

* Kanunun Amacı

Kanunun 1. maddesinde amaç ve kapsam düzenlenmiştir. Kanunun amacı içinde insanların, hayvanların ve çevrenin refahına hizmet etmesi ve onları gen teknolojisinin kötü kullanımımdan korunması, biyolojik çeşitliliğin korunması, toprağın verimliliğin korunması, tüketicinin seçim özgürlüğünün mümkün kılınması durumları zikredilmemiştir69.

1. maddenin 2. fıkrasında kanunun kapsamı düzenlemiştir. Buna göre “Bu Kanun; genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünleri ile ilgili olarak araştırma, geliştirme, işleme, piyasaya sürme, izleme, kullanma, ithalat, ihracat, nakil, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme, depolama ve benzeri faaliyetlere dair hükümleri kapsar”. Kanunun ismi “Biyogüvenlik Kanunu” olmasına rağmen genel olarak GDO’ları kapsadığı görülmektedir. Biyogüvenlik Kanunu olarak nitelendirebilmemiz için gen kaynaklarının korunması, bitkisel ve hayvansal çeşitliliğin korunması ve kontrol altına alınması da kanunun kapsamında yer almalıydı70.

* Tanımlar

Kanunun 2. maddesinde ise tanımlara yer verilmiştir. Ancak tanımlarda da eksiklik bulunmaktadır. GDO’lar bakımından önemli olan ihlal, piyasaya sürme, tesis kavramları tanımlanmamıştır. Ayrıca GDO’ların atıklarından da hiç bahsedilmemiştir71. Ayrıca 2. maddenin (ü) fıkrasında yer alan risk değerlendirmenin tanımında “potansiyel zarar” ifadesine yer vermek hem çevre hukuku açısından uygun olacak hem de maddeyi AB normlarına yakınlaştıracaktır72.

* Temel İşlemler

Kanunun ikinci bölümünde temel işlemler başlığı altında başvuru, değerlendirme, karar verme ve risk değerlendirme (m.3), sosyo-ekonomik değerlendirme ve risk yönetimi (m.4), yasaklar (m.5), basitleştirilmiş işlem (m.6), karar sonarsı yapılacak işlemler (m.7) düzenlenmiştir.

Buna göre “…GDO veya ürünlerinin ithalatı, ihracatı, deneysel amaçlı serbest bırakılması, piyasaya sürülmesi ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı alanda kullanımına, bilimsel esaslara göre yapılacak risk değerlendirmesine göre karar verilir (m.3/f.1). Risk değerlendirilmesi için başvuru Bakanlığa (Tarım ve Köyişleri Bakanlığı) yapılır. Bakanlık başvuruyu Kurula (Biyogüvenlik Kurulu) iletir” (m.3/f.2-3).

BgK m. 3/f.5’e göre aşağıdaki durumlarda yapılan başvurular reddedilecektir: GDO ve ürünlerinin

a) İnsan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliği tehdit etmesi,

b) Üretici ve tüketicinin tercih hakkının ortadan kaldırılması,

c) Çevrenin ekolojik dengesinin ve ekosistemin bozulmasına neden olması,

ç) GDO ve ürünlerinin çevreye yayılma riskinin olması,

d) Biyolojik çeşitliliğin devamlılığını tehlikeye düşürmesi,

e) Başvuru sahibinin biyogüvenliğin sağlanmasına yönelik tedbirleri uygulamak için yeterli teknik donanıma sahip olmadığının anlaşıldığı,
durumlarda bu başvurular reddedilir.

Aynı maddenin 10. fıkrasında GDO ve ürünlerinin ülkemizden transit geçişi Bakanlık iznine bağlı olmak koşulu ile serbest hâle getirilmiştir. Bu durum uygulamada telafisi mümkün olmayacak zararlar meydana getirecektir. GDO ve ürünlerinin transit geçiş sırasında çevreye yayılma riski vardır73.

* Yasak Fiiller

Kanunun 5. maddesinde ise GDO ve ürünlerine ilişkin yasak fiillerden bahsedilmiştir. GDO ve ürünlerinin onay alınmaksızın piyasaya sürülmesi, Kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması, genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretimi ve Kurul tarafından belirlenen amaç dışında kullanılması yasaklanmıştır. Ancak bu ürünlerin ithalatı ise serbest bırakılmıştır. Bu ise ülkemizi açık pazar haline getirmiştir74.

Ayrıca son fıkrada GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması da yasaklanmıştır. GDO’ların herhangi bir sağlık riski olmayacaksa neden bebek ve küçük çocuk mama ve gıdalarında yasaklanmaktadır? Bu ikilem, yasal düzenleme yapan hükümetin de kafasının bu konuda hala karışık olduğunu göstermektedir.


* Basitleştirilmiş İşlem

Kanunun 6. maddesi “basitleştirilmiş işlem”i düzenlemektedir. Buna göre “GDO ve ürünlerinden kaynaklanabilecek herhangi bir riski olmayan ve insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliğe herhangi bir zararının bulunmadığı yönünde mevcut bilgiye ve daha önce yapılmış olan risk değerlendirmesine dayanan başvurular için, sosyo-ekonomik değerlendirme sonuçları da dikkate alınarak basitleştirilmiş işlem uygulanabilir”. Burada özellikle yurt dışından getirilen GDO’lu ürünler için bu yol kullanılabilecektir. Bu ise bazı ülkelerde çok da sıkı olmayan bir denetimle üretilmiş olan GDO’lu ürünlerin ülkemize girişini kolaylaştırabilecek bir risk taşımaktadır. Kanunun genel gerekçesinde ise ülke ihtiyacı ve aciliyeti de dikkate alınarak karar işlemlerinde kolaylaştırmaya gidilebilmesi amacıyla hüküm ihdas edildiği belirtilmiştir75.

* Karar Sonrası Yapılacak İşlemler

Kanunun 7. maddesinde de “Karar sonrası yapılacak işlemler” düzenlenmiştir. Buna göre “GDO ve ürünlerinin piyasaya sürülmesinden sonra, kararda verilen koşullara uyulup uyulmadığı, insan, hayvan, bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerinde herhangi bir beklenmeyen etkisinin olup olmadığı Bakanlık tarafından kontrol edilir ve denetlenir”.

Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise “Kararda belirtilen koşulların ihlali veya GDO ve ürünleriyle ilgili olarak herhangi bir riskin ortaya çıkabileceği yönünde yeni bilimsel bilgilerin ortaya çıkması durumunda, karar Kurul tarafından iptal edilebilir. Kararı iptal edilen GDO ve ürünleri toplatılır…” hükmüne yer verilmiştir.

Üçüncü fıkrada ise “etiketleme” durumuna yer verilmiştir. Buna göre izlenilebilirliği sağlamak amacıyla GDO ve ürünleri belirli bir eşik değeri aşıyorsa etiketlenecek ve GDO’lu olduğu belirtilecektir. Etiketlemenin belirli bir eşik değere bağlanması ise doğru olmamıştır76. Nitekim GDO'lu ürünlerin ülkeye girişinin mümkün olması durumunda ve her halükarda bu ürünlerin üzerinde "ne olduklarını" belirten "etiketler" olmalıdır. Tüketicinin alacağı üründe GDO olup olmadığını bilmesi, seçimini kendi inisiyatifine göre yapabilmesi tüketicinin en temel hakkıdır77.


* Biyogüvenlik Kurulu

Kanunla ilgili olarak eleştirilerin en çok yoğunlaştığı noktalardan birisi de Biyogüvenlik Kurulu’dur. Kurul’un görev ve yetkileri kanunun 9-13. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kurula ilişkin yöneltilen en büyük eleştiri kurulun tarafsızlığı ve güvenilirliğine ilişkindir78. Nitekim Kurul79 iktidarlara göre değişebilecek bir nitelikte oluşturulmuştur80. Kurulun bağımsız bilim kurulu temsilcilerinden oluşturulması daha doğru bir davranış olacaktır81. Ayrıca yine bu kurula başta ekoloji-çevre örgütleri olmak üzere, ziraat odaları, tarımla ilgili sivil toplum kuruluşları ve tüketici örgütlerinin katılması da sağlanmalıdır82.

* Hukuki Sorumluluk, İdari Yaptırımlar ve Ceza Hükümleri

Kanunun 4. bölümünde “Hukuki Sorumluluk, İdari Yaptırımlar ve Ceza Hükümleri” düzenlenmiştir. Kanunda sorumluluk türüne yer verilmemiştir. Burada konunun hassasiyetinden dolayı olması gereken sorumluluk türü “Tehlike Sorumluluğu”ydu. Bu konu düzenlenmediği için kusur sorumluluğu geçerli olacak bu durumda da hukuk tekniği açısından zarar göreni zarar vereni sorumlu tutması mümkün olmayacaktır83.

Kanununun 14. maddesinin ikinci fıkrasına göre “GDO'ların kapalı alanda kullanımı, gıda, yem, işleme ve tüketim amacıyla piyasaya sürülmesi, ithalatı ve transit geçişi için izin alma zorunluluğu olduğu halde, bu faaliyetleri izinsiz olarak gerçekleştirenlerle, GDO'ları çevreye serbest bırakanlar ve üretenler meydana gelen her türlü zarardan sorumlu” tutulacaktır.

14. maddenin üçüncü fıkrasında ise ortaya çıkan bir zararın GDO’lardan kaynaklandığının kabul edilmesinin şartları belirtilmiştir. Buna göre “Ortaya çıkan bir zararın GDO’lardan kaynaklandığının kabul edilebilmesi için, zararın organizmaların sahip olduğu yeni özelliklerden veya organizmaların yeniden üretiminden veya değiştirilmesinden ya da organizmaların değiştirilmiş materyalinin başka organizmalara geçişinden kaynaklanması gerekir. Zararlardan kaynaklanan sorumluluğun tespitinde; zararların tarım, orman, gıda ve yem ürünlerinin içindeki genetik değişiklikten kaynaklanmış olup olmadığı göz önünde tutulur”. Bu hükmün son cümlesi ise eleştiriye açık durumdadır. Zira ne anlama geldiği ve niçin konulduğu tam olarak anlaşılmamaktadır. GDO’ların nerede kullanıldığı sorumluluğunun takdirinde bir ölçü mü, yoksa sorumluluğun ağır ya da hafif olarak belirlenmesine mi yarayacaktır, bu tam olarak anlaşılamamaktadır. Maddenin kaleme alınış şeklinden sorumluluğun mevcut olup olmadığının takdirinde kullanılacağı intibaı oluşmaktadır. Hâlbuki GDO’nun hangi maddelerde kullanıldığı çok önemlidir. Örneğin GDO’ların yem bitkisinde kullanılması ile, ilaç üretiminde kullanılması arasında sorumluluğun daha şiddetli takdiri bakımından fark olmalıdır84.

Maddenin 4. fıkrasına göre “Her ne amaçla olursa olsun piyasaya sürülmüş GDO ve ürünlerini karar koşullarına uygun olmayan bir şekilde muameleye tabi tutmak suretiyle veya başka bir yolla zararın ortaya çıkmasına ya da sonuçlarının ağırlaşmasına sebep olanlarla bunları ticari olarak üretenler, işleyenler, dağıtanlar ve pazarlayanlar bu zararlardan müteselsilen sorumlu” olacaktır.

Maddenin 5. fıkrasına göre“GDO ve ürünlerini piyasaya süren, ticari olarak işleyen, dağıtan ve pazarlayanlar meydana gelebilecek zararlar ve bunlara ilişkin sorumluluklar hakkında birbirlerini bilgilendirmek zorundadır”. Söz konusu hüküm riziko yönetiminde önemli bir sorun olan, riziko iletişimini çözmeyi amaçlamaktadır. Günlük hayattan aktarılan verilerle, etkin bir denetimin yapılması ve zararın meydana gelmeden önce önlenmesi bu sayede mümkün olacaktır85.

Yine aynı maddenin 8. fıkrasına göre “Zararın sel, dolu, heyelan, deprem gibi tabii afetlerden veya zarar görenin ya da üçüncü kişinin ağır kusurundan kaynaklandığının tespit edilmesi halinde sorumluluk hükümleri uygulanmaz”. Sorumluluktan kurtuluş için sevkedilen bu hüküm “tehlike sorumluluğu anlayışı” ile bağdaşmamaktadır.

Aynı maddenin 7. fıkrası ise zamanaşımını düzenlemektedir. Buna göre “GDO ve ürünlerinin neden olduğu zararların tazmin edilmesini talep hakkı, zarar görenin, zarardan veya zarar vereni öğrenmesinden itibaren iki yıl ve her halükarda zararı doğuran olayın meydana gelmesinden itibaren yirmi yıl sonra düşer”. GDO ve/veya ürünlerinin yaratabileceği “potansiyel zarar” belirlenebilir bir yakın gelecek içinde doğmayabilir. Etkisini ne zaman göstereceği belli olmayan bir risk faktörüne karşı en azından ortalama bir yaşam süresi kadar zamanaşımı süresinin gösterilmesi daha yerinde olacaktır. Yani bu noktada önerimiz zamanaşımı süresinin uzatılmasıdır86. Örneğin bu süre İsviçre’de 3 ve 30 yıl olarak öngörülmüştür87.

* Kanun’da Görülen Diğer Eksiklikler

Son olarak Kanunda yer verilmesi gerekirken yer verilmeyen hususlara değinmek istiyorum.

* Kanunda sadece GDO’lardan bahsedilmiş atıklarından bahsedilmemiştir.

* Deney amaçlı serbest bırakmanın şartlarına yer verilmemiştir.

* Tüketicilerin bilgilendirilmesine hiçbir şekilde yer verilmemiştir. Oysa tüketiciler GDO’lar ve ürünleri konusunda eğitilme, bilgilenme ve seçme hakkına sahiptir. Evrensel Tüketici Hakları Bildirgesi88 tüketicinin temel gereksinimlerinin giderilmesi, sağlık ve güvenlik, bilgilenme, temsil edilme ve örgütlenme, eğitilme, seçme, tazmin edilme, ekonomik çıkarlarının korunması, sağlıklı bir çevrede yaşama haklarını korumaktadır89.

* Araştırmaların ve eğitimin teşvikine yer verilmemiştir. Oysa ülkemiz zaten araştırma ve geliştirme bakımından diğer ülkelere nazaran geri kalmış durumdadır. Bu sebeple konuya ilişkin bir düzenleme yapılması yerinde olacaktır90.

* İspat kolaylıklarına yer verilmemiştir.

* Biyoetik komisyonunun gerekliliğinden bahsedilmemiştir.

* Çevre ve tüketici örgütlerinin dava açabilmeleri imkânına yer verilmemiştir.

* GDO’lu ürün tüketiminden kaynaklanan zararlarda ispat sorunlarına yönelik bir düzenleme öngörülmemiştir91. Bu sebeple bu Kanundan kaynaklanan ispat sorunlarında Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmalıdır.92

SONUÇ

Biyogüvenlik, biyoteknolojinin insan sağlığı ve çevreye zarar vermeden uygulanmasını sağlamak için alınması gereken politik ve işlevsel önlemlerin tümünü ifade eder.

Biyogüvenlik; risk tanımı, risk analizi, risk değerlendirme, risk yönetimi ve risk iletişimi olmak üzere beş önemli ana unsurdan oluşmaktadır.

Uluslararası hukukta BM Cartagena Biyogüvenlik Protokolü ve BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi bağlayıcı olan en önemli iki düzenlemedir.

Türkiye'nin de taraf olduğu BM Biyoçeşitlilik Sözleşmesi, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımına yönelik içerdiği hükümler sayesinde, biyolojik güvenlik düzenlemelerinde önemli bir yer tutmaktadır.

Cartagena Biyogüvenlik Protokolü ise ilk bağlayıcı küresel biyogüvenlik rejimidir ve belli GDO’ların sınır ötesi hareketlerine ilişkin önemli uluslararası yükümlülükler getirmiştir. Protokol esas olarak GDO’ların potansiyel olumsuz etkilerinden çevreyi korumayı amaçladığından tarımsal ticarette en çok etkisini ekilmek üzere ihraç edilen tohumlar üzerinde gösterecektir.

Ulusal seviyede yapılan hukuki düzenlemeler iki farklı yaklaşım sergilemektedir:

Bir grup ülke, GDO’ların piyasaya sürülecek diğer yeni ürünlerle aynı mevzuat kapsamında ele alarak, özel biyogüvenlik mevzuatı hazırlamamış, mevcut mevzuatlarda değişiklikler ve eklemeler yapma yoluna gitmişlerdir. ABD, Kanada, Yeni Zelanda bu gruba örnek gösterilebilir.

Çoğunluğu oluşturan diğer yaklaşım ise biyogüvenlik konusunu ayrı bir kanun ile ele alan bütüncül yaklaşımdır. AB üye ülkeleri, Norveç, İsviçre, Avustralya, Almanya, Çin, Güney Afrika bu gruba örnek gösterilebilir.

AB'nin mevzuatı oldukça katı kurallar ihtiva etmektedir. Bu nedenle Avrupa'da transgenik ürünlerin üretim ve kullanıma sokulması oldukça yavaş ilerlemektedir. Transgenik ürünlerin üretim ve tüketimine en sıcak bakan ülkeler Fransa, İspanya ve İngiltere’dir. Ancak, bunlardan ilk ikisinde sembolik de olsa üretimler olmasına rağmen İngiltere henüz üretimle ilgili açık bir tavır göstermemektedir. Danimarka, İsveç, Norveç ve Avusturya aşırı kamuoyu baskısı nedeniyle şimdilik herhangi bir üretim faaliyetine sıcak bakmazken diğer birlik ülkeleri özellikle İngiltere’nin açık tavrının belirli olmasını beklemektedir.

Dünyada, çevre sorunlarının artmasına bağlı olarak, BM öncülüğünde yürütülen çevre koruyucu faaliyetlerin sonucunda varılan anlaşmalar ve AB'de getirilen düzenlemelerin yansımasının sonucu olarak, Türkiye'de de bu yönde adımlar atılmaya başlanmıştır.

Nihayet 18.03.2010 tarihinde GDO’ların doğurabileceği risklere karşı tedbirler alınması; GDO’ların insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerinde doğurabileceği risklerin engellenmesi, riskin gerçekleşmesi halinde ortaya çıkan zararlardan sorumluluğun şartlarının belirlenmesi ve bu tür faaliyetlerin belli bir düzen içerisinde yapılması ve denetlenmesi konularını düzenleyen 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu TBMM tarafından çıkarılmıştır.

Kanun ülkemizde çok önemli bir yasal boşluğu doldurmuş olmakla birlikte, beraberinde birçok tartışmayı da getirmiştir. Özellikle ülkemizi açık pazar haline getirecek şekilde ithalata izin vermesi ve Biyogüvenlik Kurumu’nun tarafsızlığını şüpheye düşürecek şekilde oluşturulan yapısı Kanuna getirilen eleştirilerin başında gelmektedir.


KAYNAKÇA

ATALIK, Ahmet, “GDO denetimi için Türkiye'ye en az 300 laboratuar kurmak gerekli”; http://www.euractiv.com.tr/yazici-sayfasi/interview/atalik-gdo-denetimi-icin-en-az-300-laboratuvar-kurmak-gerekli-009439, (Erişim Tarihi: 09.01.2012)

BAŞKAYA, Ruhtan; KESKİN Yaşar; KARAGÖZ Alper ve diğerleri, TAF Preventive Medicine Bulletin, Y. 2009, S.8/2, http://www.korhek.org/khb/khb_008_02-177.pdf, (Erişim Tarihi: 15.11.2010).

BAŞKENT, Aşiyan, Avrupa Birliği Üyeliği Yolunda Türkiye’de Bitki Sağlığı, AB Uzmanlık Tezi, T.C. Tarım Ve Köyişleri Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı, Ankara 2007.

BÜYÜKAY, Yusuf, Gen Analizleri ve Mukayeseli Hukukta Düzenlemeler (Gen Analizleri), Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, C. IX, S. 3-4.

BÜYÜKAY, Yusuf, Gen Hukuku ve Türkiye (Gen Hukuku), Ufuk Dergisi, Haziran 2010, S.33.

BÜYÜKAY, Yusuf, Gen Hukukunun Düzenlenmesi Bakımından İsviçre Örneği (Gen Hukuku’nda İsviçre Örneği) , 2-3 Nisan 2010 tarihinde Melikşah Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Uluslararası Gen Hukuku Sempozyumu’nda sunulan "Gen hukukunun düzenlenmesi bakımından İsviçre Örneği" konulu tebliğ sunumu.

Biyogüvenlik Kanunu Genel Gerekçesi, http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/ donem23/yil01/ss473.pdf, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).

Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Muhalefet Şerhi, http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/ donem23/yil01/ss473.pdf, (Erişim Tarihi: 14.12.2010).

Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Kanun Tasarısı İle İlgili Gıda Mühendisleri Odası Görüşü, http://www.gidamo.org.tr/resimler/ekler/57b505cfd34c64c_ek.doc?tipi=15&turu=H&sube=0, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).

Biyogüvenlik, TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni, http://www.kadimdostlar.com/ Cevre_Bilimi_Ekoloji_Kuresel_Isinma_f125/Biyoguvenlik_Nedir_Biyoguvenlik_Unsurlari_Neler_t6 7567.html, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).

COŞKUN, Aynur Aydın, GDO Yönetmeliği’nde İptale Giden Süreç, http://www.turkhukuksitesi.com/makale_1126.htm, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).

ÇELİK, Venhar; BALIK, Dilek Turgut, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), Erciyes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, S.23, Kayseri 2007.

ÇETİNER, Selim, Modern Biyoloji ve Biyoteknik, Power Point Sunumu, http://fens.sabanciuniv.edu/biyotek05/docs/11Sep/5-Selim%20Cetiner.ppt, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).

Danıştay 10. Daire, E. 2009/14562; http://www.bugday.org/article.php?ID=3615, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).

DEMİR, Caner, Türkiye’de Alınması Gereken Biyogüvenlik Ve Biyosavunma Önlemleri, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü, İstanbul 2008.

Genetiği Değiştirilmiş Mekanizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı (GDO ve Bg Yasa Tasarısı), http://www.ekopolitik.org/images/cust_files/091008162957.pdf, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).

Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizmalar Ve Biyogüvenlik, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, TAGEM 2003, Ankara.

KARAİBRAHİM, Eşref, Meclis Görüşmeleri, TBMM Tutanak Dergisi, C. 64, 74’üncü Birleşim, http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem23/yil4/bas/b074m _dosyalar/filelist.xml, (Erişim Tarihi: 12.12.2010).

ÖZCANALP, Emine Gülşah, Bilim ve Teknoloji Bağlamında Türkiye’de Biyogüvenlik Yasa Tasarısının İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara 2006.

ÖZCANALAP, Emine Gülşah; ERBAŞ, Hayriye, Türkiye’de Biyogüvenlik Çalışmaları, 6. Ankara Biyoteknoloji Günleri: Biyoteknoloji, Biyogüvenlik ve Sosyo-ekonomik Yaklaşımlar. 15-17 Kasım 2007, Ankara-Türkiye.

ÖZESMİ, Oya Ayman, Can mı, GDO’lu patlıcan mı?, http://www.ntvmsnbc.com/id/25061033/, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).

T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, 2000 Yılı Performans Programı (DPT 2000).

TOPAL, R. Şeminur, Biyogüvenlik ve Biyoteknoloji, İstanbul 2006.

Türkiye İşin Neresinde?, http://www.ekoses.com/ekolojikyasamportali/bpg/publication_ view.asp?iabspos=1&vjob=vdocid,147035, (Erişim Tarihi: 19.11.2010).

Ulusal Biyogüvenlik Yasamız Derhal Çıkarılmalıdır, http://gdoceviri.blogspot.com /2008/01/ulusal-biyogvenlik-yasamiz-derhal.html, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).

URAS, Ufuk, Bir Kere Olsun Uluslar arası Tarım Tekellerini Şaşırtalım, İstanbul Milletvekili Ufuk Uras'ın, 17 Mart 2010'da TBMM Genel Kurulunda Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı üzerine BDP Grubu adına yaptığı konuşmadan, http://www.ufukuras.net/default.asp?Page=Content& ContentId=362, (Erişim Tarihi: 14.12.2010).


1 ÖZCANALAP, Emine Gülşah; ERBAŞ, Hayriye, Türkiye’de Biyogüvenlik Çalışmaları, 6. Ankara Biyoteknoloji Günleri: Biyoteknoloji, Biyogüvenlik ve Sosyo-ekonomik Yaklaşımlar. 15-17 Kasım 2007, Ankara-Türkiye, s.135.
2 ÖZESMİ, Oya Ayman, Can mı, GDO’lu patlıcan mı?, http://www.ntvmsnbc.com/id/25061033/, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).
3 BAŞKAYA, Ruhtan; KESKİN Yaşar; KARAGÖZ Alper ve diğerleri, TAF Preventive Medicine Bulletin, Y. 2009, S.8/2, http://www.korhek.org/khb/khb_008_02-177.pdf, s. 177, (Erişim Tarihi: 15.11.2010).
4 ÖZCANALP, Emine Gülşah, Bilim ve Teknoloji Bağlamında Türkiye’de Biyogüvenlik Yasa Tasarısının İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara 2006, s. 55.
5 “İkibinli yılların başında biyoteknolojik ürünlerin dünya pazarlarındaki yıllık ticari payının 150 milyar doların üstünde olacağı kabul edilmektedir”. T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, 2000 Yılı Performans Programı (DPT 2000), s.X.
6 ÇETİNER, Selim, Modern Biyoloji ve Biyoteknik, Power Point Sunumu, http://fens.sabanciuniv.edu/biyotek05/docs/11Sep/5-Selim%20Cetiner.ppt, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).
7 Biyogüvenlik, TSK Koruyucu Hekimlik Bülteni, http://www.kadimdostlar.com/ Cevre_Bilimi_Ekoloji_Kuresel_Isinma_f125/Biyoguvenlik_Nedir_Biyoguvenlik_Unsurlari_Neler_t6 7567.html, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).
8 Doymuş yağ oranı yüksek olan yağlar, vücutta kolesterol üretiminden sorumludur. Doymuş yağ oranı düşük ve doymamış yağ oranı daha yüksek olan yağlar, sağlık açısından önemli olup kızartma ve diğer işlemlerde kullanılan yüksek sıcaklığa dayanıklıdır. Bu amaçla yaygın olarak kullanılan kanola, soya, ayçiçeği ve yer fıstığı gibi bitkisel sıvı yağlardaki doymamış yağ asidi düzeyini daha da artırmak için bu bitkilerin genetiği değiştirilebilmektedir.
9 2025 yılında 8 milyarı aşması beklenen dünya nüfusunun besin gereksiniminin karşılanması önemli bir sorun olarak düşünülmektedir. Ekilebilir alanları artırmak mümkün olmadığı gibi, tarımsal üretimde kullanılabilecek tatlı su kaynakları da hızla azalmaktadır. Artan nüfusu besleyecek miktarda üretim için ekilebilir alanların genişletilmesi değil, birim alandan alınan ürün veriminin artırılması gerekmektedir. Klasik ıslah yöntemleriyle elde edilebilecek biyolojik verim artışının da artık sınırlarına gelindiği düşünüldüğünde, bitki ve hayvan ıslah çalışmalarında gen aktarım teknolojisinin kullanılması kaçınılmaz görünmektedir.
10 Gıda ürünlerine aktarılan transgenler, bazı besin değerlerinin düzeyini artırırken diğerlerinin düzeyini azaltarak tahmin edilmeyen bir şekilde gıdaların besinsel özelliklerini değiştirebilirler. Bu durum genetiği değiştirilmiş ürünler ve geleneksel eşdeğerleri arasında farklılığa neden olur.
11 Gen aktarım teknolojisi ile organizmaya yerleştirilen yeni genin özellikleri, insanlar için allerjik reaksiyonlara neden olabilir veya mevcut alerjik reaksiyonları şiddetlendirebilir. Bu konunun ciddiyeti, Brezilya fındığında bulunan bir genin soyaya aktarılması ile sağlanan gen modifikasyonunun, Brezilya fındığına allerjisi olan tüketicilerde allerjik reaksiyonlara neden olması ile somut olarak kanıtlanmıştır.
12 Biyoteknoloji şirketleri önemli genleri patentleyerek kontrol altına almak isteyebilirler.
13 GDO’ların çevre üzerinde doğrudan ya da dolaylı olarak olumsuz etkileri ve özellikle türler arasındaki gen kaçışının doğal ekosistemde oluşturacağı riskler yaygın olarak tartışılmaktadır. Bitkiler arasında gen alışverişi hayvanlara göre daha kolay olduğundan gen kaçışı, genetiği değiştirilmiş bitkilerin barındırdığı en önemli risktir. Çevreciler, genetiği değiştirilmiş ürünlerin geniş bir alanda ekimi yapıldığı zaman çevresel risklerinin olacağı konusunda kaygı duymaktadırlar.
14 Çevre açısından ciddi tehlikelerden biri genetiği değiştirilmiş bitkilerin çevreye salındıktan sonra doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına, ekosistemdeki tür dağılımının ve dengenin bozularak genetik kaynakları oluşturan yabani türlerin doğal evolüsyondan sapmalarına neden olabileceğidir. Bu açıdan genetik kaynakları zengin ülkelerin gen kaynakları (ülkemiz de bu ülkeler arasındadır) tehdit altına girmiştir.
15 ÇELİK, Venhar; BALIK, Dilek Turgut, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), Erciyes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, S.23, Kayseri 2007, s.13-23.
16 DEMİR, Caner, Türkiye’de Alınması Gereken Biyogüvenlik Ve Biyosavunma Önlemleri, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü, İstanbul 2008, s.2.
17 Çetiner, s.2.
18 TOPAL, R. Şeminur, Biyogüvenlik ve Biyoteknoloji, İstanbul 2006, s.22-23.
19 Soykan, s.6.
20 Başkaya; Keskin, s.178.
21 Başkaya ve diğerleri, s. 178.
22 Soykan, s.6.
23 Özcanalp, s. 57.
24 Topal, s.133.
25 Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizmalar Ve Biyogüvenlik, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, TAGEM 2003, Ankara.
26 YILDIRIM, Mustafa Fadıl, Gen Teknik Uygulamalardan Doğan Hukuki Sorumluluk, Ankara 2008, 31.
27 Biyoinformatiğin en önemli uygulamalarından biri, genetik hastalıklardan sorumlu olabilecek genlerin bulunması ve tanı mekanizmalarının oluşturulmasında kullanılmasıdır.
28 Biyoteknoloji ve Gen Teknolojileri Stratejisi, Vizyon 2023 Projesi Biyoteknoloji ve Gen Teknolojileri Strateji Grubu, Ankara 2004, s.6.
29Demir, s.2.
30 Topal, s.208.
31 Özcanalp, s.58.
32 Özcanalp, s.59.
33 Türkiye, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesine 27 Aralık 1996 tarih ve 22860 sayılı RG. ile taraftır.
34 Biyogüvenlik Protokolü insan sağlığına ilişkin riskleri de dikkate alarak biyoçesitliligin sürdürülebilir kullanımı ve korunmasına etkisi olabilecek tüm GDO’ların sınıraşan hareket, transit, ele alınış ve kullanımını kapsamaktadır. Ancak, insan kullanımına yönelik GDO’lu eczacılık ürünleri eğer başka bir uluslararası sözleşme veya düzenlemede yer alıyor ise Protokol kapsamı dışında tutulmuştur. Protokol ile esas olarak GDO’ların uluslararası ticaretine bir düzenleme getirilmektedir.
35 Özcanalp; Erbaş, s.143.
36 Topal, s.224.
37 Türkiye, Cartagena Biyogüvenlik Protokolü’ne 24.06.2003 tarih ve 25418 sayılı RG. ile taraftır. Protokol 4898 sayılı kanun ile onaylanmış 24.01.2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
38 BAŞKENT, Aşiyan, Avrupa Birliği Üyeliği Yolunda Türkiye’de Bitki Sağlığı, AB Uzmanlık Tezi, T.C. Tarım Ve Köyişleri Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı, Ankara 2007, s.31-32.
39 Yıldırım, 53.
40 Soykan, s.8.
41 Özcanalp; Erbaş, s.143.
42 Soykan, s.21.
43 Soykan, s.9-10.
44 Yıldırım, s.58.
45 Topal, s.225.
46 BÜYÜKAY, Yusuf, Gen Analizleri ve Mukayeseli Hukukta Düzenlemeler (Gen Analizleri), Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, C. IX, S. 3-4, s. 371.
47 Topal, s.225.
48 ÖZTÜRK, Fatih, Genetic Law Regulations In The USA, 2-3 Nisan 2010 tarihinde Melikşah Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Uluslararası Gen Hukuku Sempozyumu’nda sunulan " Genetic Law Regulations In The USA " konulu tebliğ sunumu, s.5.
49 Genetik Bilgi Ayrımcılık Yasağı
50 Öztürk, s.2.
51 Özcanalp, s.65.
52 Soykan, s.21-23.
53 Büyükay, Gen Analizleri, s.374.
54 BÜYÜKAY, Yusuf, Gen Hukukunun Düzenlenmesi Bakımından İsviçre Örneği (Gen Hukuku’nda İsviçre Örneği) , 2-3 Nisan 2010 tarihinde Melikşah Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Uluslararası Gen Hukuku Sempozyumu’nda sunulan "Gen hukukunun düzenlenmesi bakımından İsviçre Örneği" konulu tebliğ sunumu.
55 Büyükay, Gen Hukuku’nda İsviçre Örneği, s.4.
56 Çetiner, s.7.
57 Topal, s.231.
58 Topal, s.231.
59 26 Ekim 2009 tarih ve 27388 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
60 Danıştay 10. Daire, E. 2009/14562; http://www.bugday.org/article.php?ID=3615 , (Erişim Tarihi: 09.01.2012).
61 COŞKUN, Aynur Aydın, GDO Yönetmeliği’nde İptale Giden Süreç, http://www.turkhukuksitesi.com/makale_1126.htm, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).
62 Ulusal Biyogüvenlik Yasamız Derhal Çıkarılmalıdır, http://gdoceviri.blogspot.com/2008/01/ulusal-biyogvenlik-yasamiz-derhal.html (Erişim Tarihi: 09.01.2012).
63 Başkaya ve diğerleri, s.181-182.
64 BÜYÜKAY, Yusuf, Gen Hukuku ve Türkiye (Gen Hukuku), Ufuk Dergisi, Haziran 2010, S.33, s.21-22.
65 Biyogüvenlik Kanunu Genel Gerekçesi, http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss473.pdf, s.1, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).
66 Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Muhalefet Şerhi, http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ ss473.pdf, s.1, (Erişim Tarihi: 14.12.2010).
67 Özcanalp; Erbaş, s.151.
68 Özcanalp; Erbaş, s.150.
69 Büyükay, Gen Hukuku, s.23.
70 Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Kanun Tasarısı İle İlgili Gıda Mühendisleri Odası Görüşü, http://www.gidamo.org.tr/resimler/ekler/57b505cfd34c64c_ek.doc?tipi=15&turu=H&sube=0, (Erişim Tarihi: 09.01.2012
71 Büyü.kay, Gen Hukuku, s.23.
72 Genetiği Değiştirilmiş Mekanizmalar ve Biyogüvenlik Yasa Tasarısı (GDO ve Bg Yasa Tasarısı), http://www.ekopolitik.org/images/cust_files/091008162957.pdf, (Erişim Tarihi: 09.01.2012).
73 KARAİBRAHİM, Eşref, Meclis Görüşmeleri, TBMM Tutanak Dergisi, C. 64, 74’üncü Birleşim, http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem23/yil4/bas/b074m_dosyalar/filelist.xml, (Erişim Tarihi: 12.12.2010).
74 Büyükay, Gen Hukuku’nda İsviçre Örneği, s.12.
75 Genel gerekçe, s.4.
76 Büyükay, Gen Hukuku’nda İsviçre Örneği, s.12.
77Türkiye İşin Neresinde?, http://www.ekoses.com/ekolojikyasamportali/bpg/publication_view.asp ?iabspos=1&vjob=vdocid,147035, (Erişim Tarihi: 19.11.2010).
78 Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Muhalefet Şerhi, s.10.
79 “Kurul, Bakanlıkça dört, Çevre ve Orman Bakanlığınca iki, Sağlık Bakanlığınca bir, Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca bir ve Dış Ticaret Müsteşarlığınca bir üye olmak üzere, üç yıllık süre için, ilgili bakanlar tarafından belirlenen toplam dokuz üyeden oluşur. Bakanlıkça seçilecek üyelerden birinin üniversite, diğerinin ise meslek örgütleri tarafından gösterilen adaylar arasından seçilmesi zorunludur. Kurul Başkanı, Bakan tarafından belirlenir. Kurul Başkanı yokluğunda yerine vekâlet etmek üzere bir üyeyi tayin eder” (m.9/f.2).
80 Büyükay, Gen Hukuku, s.23.
81 Ahmet Atalık: “GDO denetimi için Türkiye'ye en az 300 laboratuar kurmak gerekli”; http://www.euractiv.com.tr/yazici-sayfasi/interview/atalik-gdo-denetimi-icin-en-az-300-laboratuvar-kurmak-gerekli-009439, (Erişim Tarihi: 09.01.2012); Büyükay, Gen Hukuku’nda İsviçre Örneği, s.12.
82Bir Kere Olsun Uluslar arası Tarım Tekellerini Şaşırtalım, İstanbul Milletvekili Ufuk Uras'ın, 17 Mart 2010'da TBMM Genel Kurulunda Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı üzerine BDP Grubu adına yaptığı konuşmadan, http://www.ufukuras.net/default.asp?Page=Content&ContentId=362, (Erişim Tarihi: 14.12.2010).
83 Büyükay, Gen Hukuku’nda İsviçre Örneği, s.12.
84 Yıldırım, s.145.
85 Yıldırım, s.146.
86 GDO ve Bg Yasa Tasarısı, s.31.
87 Büyükay, Gen Hukuku’nda İsviçre Örneği, s.12.
88 Ülkemizde, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından Evrensel Tüketici Hakları Bildirgesinin gereği olarak yürürlüğe konan 4077 sayılı Kanun, ulusal ve uluslararası bir sorumluluk olarak tüketicinin bilgilenme, seçme, sağlıklı yaşama, tazmin, ekonomik çıkarlarının korunması gibi haklarını korumayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda tüketicimiz GDO’lar ve ürünleri konusunda eğitilme, bilgilenme ve seçme hakkına sahiptir.
89 DPT 2000, s.21.
90 “Biyogüvenlik Kanunu genelde yetkiyi bilimsel olarak yetkin olmayan tek bir bürokratik mercide toplamayı, biyoteknolojik uygulamaların gelişmesinden ziyade engellenmesini amaçlamakta, ancak biyogüvenlik sisteminin bilimsel esaslara göre oluşturulması gereklerini yerine getirecek hususları kapsamamaktadır. Kanun bu haliyle, Türkiye’de biyoteknolojiyle ilgili her türlü araştırma ve geliştirme faaliyetini, Türkiye için fevkalade önemli bu teknoloji alanının gelişmesini kesinlikle önleyecek şekilde sınırlandırılmış oluyor. Genelde GDO içeren ürünlerin yetiştirilmesini yasaklamayı hedefleyen bu yaklaşımın, Türkiye’deki çiftçileri cezalandırma yanında, gıda ve yem sanayi üzerine getireceği ekonomik sıkıntıların da Kanun hazırlanırken göz önünde tutulmadığı gibi aslında yetkiyi Kurul Başkanı’na vererek her türlü dış müdahaleye de olanak sağladığı anlaşılmaktadır”. ÇETİNER, Selim, Biyogüvenlik Kanunu Ne Getiriyor? Ne Götürüyor?, Tarla-Sera Dergisi, Eylül 2010, s.107.
91 BAŞÖZEN, Ahmet, Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO’lu Ürünlerin) Tüketilmesinden Kaynaklanan Zararlarda Nedenselliğin İspatına Yönelik İspat Sorunları, 2-3 Nisan 2010 tarihinde Melikşah Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Uluslararası Gen Hukuku Sempozyumu’nda sunulan " GDO’lu Ürünlerin Tüketilmesinden Kaynaklanan Zararlarda Nedenselliğin İspatına Yönelik İspat Sorunları " konulu tebliğ sunumu, s.15.
92“5977 sayılı BgK’da özel ispat kurallarının bulunmaması nedeniyle, genetiği değiştirilmiş organizmaların doğrudan tüketilmesinden kaynaklanan zararlarda sorumluluk ve özellikle nedensellik bağının ispatına yönelik ispat sorunları 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde ele alınmalıdır”, s.16.
---------------

Arş. Gör. Yusuf GÜLEŞCİ
Melikşah Üniversitesi Hukuk Fakültesi
İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku ABD

Bu çalışma Ankara Barosu tarafından çıkarılan Sağlık Hukuku Digestası adlı süreli yayında yayımlanmıştır. Bkz. http://www.ankarabarosu.org.tr/Sitel...gesta-2012.pdf
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu Ve Getirdikleri (Amerika, Avrupa Ve Türkiye’de Biyogüvenlik Uygulamaları Ve 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu’na Eleştirel Bakış)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Yusuf Güleşci'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
23-08-2013 - 09:40
(427 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Henüz hiç değerlendirilmedi.
Okuyucu
1900
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 20 saat 4 dakika 35 saniye önce.
* Ortalama Günde 4,45 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 60987, Kelime Sayısı : 7172, Boyut : 59,56 Kb.
* Henüz yazarla iletişime geçen okuyucu yok.
* Makale No : 1686
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,16370010 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.