Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Şike Suçu

Yazan : Mehmet Tan Yıldız [Yazarla İletişim]
C. Savcısı

Makale Özeti
Bu makalede şike suçu herkesin anlayabileceği bir dille anlatılmıştır. Rüşvet ve dolandırıcılık suçuna olan benzerliği ortaya konmuştur.

ÖNSÖZ

Şike suçu birçok futbolcunun, yöneticinin ve bir kulüp başkanının tutuklanması ve haklarında dava açılması ile gündeme oturmuş, Türk futbol tarihine geçecek olayların yaşanmasına neden olmuştur. Herkes gibi hassaten bir hukukçu olarak bu olay bizimde ilgimizi çekti ve kamuoyundaki bilgi kirliliğini bir nebze azaltmak ve futbolseverlere yardımcı olmak amacıyla konuyu incelemeye ve kitapçık haline getirmeye karar verdik. Bu kitapta suçu ve şike suçunu genel olarak izah etmeye çalışacağız.

Tabii ki mahkemede görülmekte olan bir davayı etkileme sayılacak yorumlarda bulunmayacağız. Fakat suçun unsurlarını ve oluşma biçimini ceza yasasının genel hükümleri ile birlikte ele alırken, bu bilgiler şike davasında da kullanılabilir hale gelecektir. Fakat bunun bir etkileme değil ancak hukuki izah olarak kabul edilmesi gerekir.

Şike yasası olarak bilinen 6222 sayılı yasa 14.4.2011 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bu yasa yürürlüğe girmeden önce 5237 sayılı ceza yasasının 158/1-d maddesi bu tür olaylarda uygulanmakta idi. Bu sebeple şike iddianamesinde bazı şike iddiaları hakkında TCK 158/1-d maddenin uygulanması talep edilmiştir. Fakat 6222 sayılı yasanın ihdasından ve bilhassa yapılan son değişiklikten sonra TCK 158 madde gündemden düşmüş olmaktadır.
Bu eserde şike suçunun örgütlü bir şekilde işlenmesi halinde ortaya çıkabilen yeni suçları, teşvik şikesini, şike suçuna iştiraki, suçun teşebbüs safhasında kalmasını, aynı suçun birden fazla işlenmesini yani teselsül etmesini ayrıntılı olarak açıklayacağız ve örnek olay ve çözümler sunacağız

Konunun aydınlanmasını sağlarsak bu bizi mutlu edecektir.

Mehmet tan
mehmettan64@gmail.com


SUÇ NEDİR?

Suç, ceza yasalarının tarif ettiği ve bir ceza öngördüğü fiildir. Eğer ceza yasasında eylem anlatılmamışsa fiil toplum tarafından kınanan bir eylem olmasına rağmen cezalandırılamaz. Suçlar kendi aralarında cürüm ve kabahat olmak üzere iki kısımda incelenmektedir. Mesela; sokağa çöp dökmek kabahat iken, bir insana vurmak suç olarak kabul edilmektedir. Suçlar 5237 sayılı Türk ceza yasasında, kabahatler 5326 sayılı kabahatler yasasında tarif edilmiştir. Bunların yanında birçok özel ceza yasası veya özel yasalarda ceza hükümleri bulunmaktadır. Şike yasası olarak bilinen sporda şiddetin ve düzensizliğin önlenmesine dair 6222 sayılı yasa da böyle bir özel yasadır. Özel yasanın düzenlediği bir suç hakkında genel ceza yasası olan Türk ceza kanunu hükümleri uygulanmaz. Komşunun odununu aldığınızda hırsızlık suçunu işlemiş ancak ormandan bir odun aldığınızda orman yasasına muhalefet etmiş olursunuz. Çünkü orman yasası özel yasadır.

Bir suçun oluşması için bir takım şartların bir arada bulunması gerekir.

SUÇUN UNSURLARI

Bir suçun oluşması için başlıca dört unsurun meydana gelmesi gerekir. Bunlar sırasıyla kanuni unsur, maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık unsurudur. Bunları ön bilgi olarak sırasıyla inceleyelim.

Kanuni unsur:
Bir suçtan bahsedebilmek için öncelikle eylemin kanunda tarif edilmiş olması gerekir. Eğer kanun koyucu bir eylemi tarif etmemiş ise o eylemin cezalandırılmasına imkân yoktur. Mesela; kanunda hırsızlık tanımlanmamış olsaydı, komşunuzun cep telefonunu almanız halinde kimse sizi adliyeye çağıramazdı. Ancak örfi olarak kınanır ve ahlaki olarak iadeye zorlanırdınız.
Bu sebeple lehe kanun uygulamasından kısaca bahsetmekte yarar bulunmaktadır. Hiç kimse eylemin işlendiği tarihte yürürlükte olmayan bir kanuna dayanılarak cezalandırılamaz. Bu ceza hukukunun temel ilkelerindendir. Anayasal bir ilke haline de gelmiştir. Yine bir suç işlendikten sonra eğer yasa değişikliği yapılırsa fail, yani suçu işleyen kişi, yasa değişikliğinden lehe olması şartıyla istifade eder. Aleyhe yapılan yasa değişiklikleri daha önce işlenen eylemlere uygulanamaz. 6222 sayılı yasanın 11/1 maddesinde yapılan değişiklik şike suçunun cezası 5-12 yıldan 1-3 yıla indirilmiştir. O halde bu değişiklikten şike suçunu işleyenlerin yararlanması gerekir.

Maddi unsur:
Maddi unsur, suç teşkil eden eylemin fiziki alemde bir netice veya tehlike meydana getirmesidir. Mesela; hakaret suçu kanunda tarif edilmiştir ancak siz bir kimseye hakaret etmediğiniz sürece bu kanun maddesi gereği cezalandırılamazsınız. Şike suçu 6222 sayılı yasanın 11 maddesinde tanımlanmıştır. Bir takım yöneticisi veya futbolcu şike anlaşması yapmadığı sürece cezalandırılamaz. Nitekim şike soruşturmasında bazı futbolcu ve yöneticiler hakkında takipsizlik kararı verilmiştir. Çünkü suçun maddi unsurunu gerçekleştirdiklerine dair delil elde edilememiştir.
Bir suçun maddi unsuru hareket, illiyet bağı ve netice olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. Hareket suç teşkil eden neticeyi doğuran söz, yazı veya eylemdir. Mesela; Bir kimseye taş atmak hareketi, o kişinin yaralanması neticeyi meydana getirir. Yaralanmanın taş atma sonucu meydana gelmesi gerekir. Eğer bir kimseye taş atmak için harekete geçseniz fakat bu sırada bir başkası taş atsa ve bu kişi yaralansa, sizin taş atmanızın bir manası olmayacaktır. Bu halde ileride inceleyeceğimiz teşebbüs suçu oluşur. Hatta sizin attığınız taş isabet etse fakat başkasının attığı taş ile bu kişi kör olsa sizin körlüğe sebep olmaktan değil, sadece taşın verdiği zarardan dolayı cezalandırılmanız gerekir. Çünkü her iki eylemin cezası farklıdır. İşte sizin eyleminiz ile netice arasındaki bağa illiyet bağı denmektedir.

Manevi unsur:
Suçun manevi unsuru fiil ile fail arasındaki psişik ilişkiyi ifade eder. Yani bir kimse bir fiili bilerek ve isteyerek işlemelidir. Bir kimse bilmeden ve istemeden işlediği bir fiilin doğurduğu tehlikeden veya zarardan dolayı cezaen sorumlu tutulamaz. Taksirle işlenen suçlar bundan müstesnadır. Şike suçu taksirle işlenemez ancak kasten işlenebilir. Yani fail (suçlu) şike anlaşması yaptığını bilmeli ve istemelidir. Bu sebeple bir kaleci maçta teknik direktöre veya kulüp başkanına kızdığı için kasten bir gol yese, fakat bu maçın satılması için aslında kulüp başkanı anlaşma yani şike yapmış olsa, kalecinin bu şikeden haberi olmasa, kaleciyi şike suçundan sorumlu tutmak mümkün değildir. Aslında burada kaleci bilmeden bir şike suçuna katılmaktadır fakat suçtan haberi yoktur ve suça katıldığını bilmemektedir. Burada kalecinin şikeyi bilmesi gerekirdi şeklinde bir yorum yapılamaz. Fakat taksirli suçlarda böyle yorumlar yapılmaktadır. Mesela; yolda önüne çıkan çocuğa çarpan sürücü hakkında, bir yayanın yola çıkacağını bilmesi gerekirdi şeklinde yorum yapılabilmektedir. Kasten hatta taammüden ile işlenen şike tipi suçlar hakkında böyle bir yorumun yapılmasına imkân yoktur.

Hukuka aykırılık unsuru:
Hukuka aykırılık unsuru suç teşkil eden bir fiilin bazı özürlerin kabul edilmesi suretiyle cezalandırılmamasıdır. Yani kişi suçu işlemiştir ancak bunu isteyerek ve bilerek işlemiş olsa dahi bazı mecburiyetler karşısında işlemiştir. Mesela; bir kimsenin kafasına tabanca dayansa ve sahte bir evrakı imzalaması istense, bu kişi sahte evrak tanzim etmek suçuna iştirak etmektedir. Fakat zor altında olduğu ve hür iradesi ile hareket etmediği için suçlansa dahi cezalandırılmamaktadır. Bir maçta kaleciye dense ki, eğer gol yemezsen senin çocuğunu kaçırır ve öldürürüz ve bu tehdide karşı koyamayan kaleci kasten gol yese, cebir altında hareket ettiği için şike suçunu işlemiş sayılsa dahi cezalandırılamaz. Kaleci burada bilerek ve isteyerek gol yemektedir. Fakat bu bilme ve isteme hukuka aykırı değildir. Bu sebeple hukukçular arasında kastın kusurluluk biçimi değil haksızlık biçimi olduğu ileri sürülmektedir. Haksızlık bilinci ile hareket etmeyen bir kişi kusurlu sayılamaz denmektedir.
Şimdi şike suçunun unsurlarını inceleyelim.

ŞİKE SUÇUNUN UNSURLARI
Şike suçunun da tüm suçlarda olduğu gibi kanuni, maddi, manevi ve hukuka aykırılık olmak üzere dört unsuru bulunmaktadır.

Şike suçunun kanuni unsuru
Şike suçu ilk olarak 6222 sayılı yasanın 11 maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme 14.4.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten önce işlenen şike suçları ise TCK 158 madde çerçevesinde mütalaa edilmektedir. Şike suçu nitelikli dolandırıcılık suçu olarak kabul edilmektedir. TCK 158/1-d madde hükmüne göre “Dolandırıcılık suçunun; Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle, İşlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”
Aslında şike suçu ceza yasasında bulunan rüşvet suçuna benzemektedir. Bu sebeple şike suçu incelenirken eksik olan içtihat bilgisi rüşvet suçuna dair eski içtihatlar ile tamamlanmalıdır. Fakat 6222 sayılı yasanın yürürlük tarihinden önceki şike suçlarında rüşvet suçunu düzenleyen hükümler değil, dolandırıcılık suçunu düzenleyen hükümler uygulanmaktadır. Çünkü rüşvet suçu sadece memurlar tarafından işlenebilen özgü bir suçtur ve sporcular, yöneticiler veya kişiler tarafından işlenemez. Yani herkes bu suçun faili olamaz. Bu tip bir suçun hakemler tarafından işlenmesi halinde rüşvet suçu söz konusu olabilir. Çünkü 6222 sayılı yasanın 20 maddesine göre “Spor müsabakalarında görev yapan hakem, gözlemci ve temsilciler bu görevleriyle bağlantılı olarak kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından kamu görevlisi sayılır.”
Şike yasasının yürürlüğünden önce işlenen suçlar hakkında TCK 158 veya 6222 sayılı yasanın 11/1 maddesi uygulanacaktır. Fakat bunlardan lehe olan yani daha az ceza içeren yasa uygulanmaktadır. İki yasayı kıyasladığımızda 6222 sayılı yasanın 10.12.2012 tarihli 6259 sayılı yasa ile değişmesinden önce 5-12 yıl hapis cezasını gerektirdiğini görüyoruz. Bu sebeple şike iddianamesinde sanıklar hakkında az ceza içeren TCK 158/1-d maddesinin uygulanması talep edilmiştir. Fakat 6259 sayılı yasa ile yapılan değişiklik sonucu şike suçunun cezası 1-3 yıl hapis cezası olmuştur. Böylece TCK 158/1-d maddesi gündemden düşmüş olmaktadır. Bundan sonra 14.4.2011 tarihinden önce ve sonra işlenen tüm şike suçları hakkında 6222 sayılı yasanın 11 maddesi uygulanacaktır.
6259 sayılı yasa ile 11 maddeye üç fıkra eklenmiştir. Eklenen 9 fıkraya göre verilen ceza hakkında hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı verilemeyecektir. Bu fıkra suçun işlendiği tarihte yoktur. Bu sebeple sanıklar hakkında uygulanamaz. Ancak usul yasaları yürürlüğe girer girmez yani derhal uygulanma ilkesine tabidir. Bu sebeple hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının yasaklanmasına dair 9. Fıkra uygulama alanı bulmaktadır. Bu demektir ki eğer cezaya hükmedilirse hükmün açıklanması gerekecektir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu önemli bir kurum olup eğer beş yıl içinde kasti bir suç işlenmezse, bu ceza tamamen ortadan kalkmaktadır.
Eklenen 10 fıkra ile özel müselsel suç maddesi konmuştur. TCK 43/1 madde hükmü varken buna gerek yoktu. Fakat konduğuna göre incelemek gerekir. Eğer 10. fıkra ile müselsel suç hakkında sanık aleyhine bir hüküm getirilmiş olsaydı, 10 fıkra değil TCK 43/1 madde hükmü uygulanacaktı. Fakat artırım oranları her iki yasa maddesinde aynı olduğundan iki yasadan herhangi birinin uygulanması sonucu değiştirmeyecektir.
Eklenen 11 fıkra ile hak yoksunlukları düzenlenmiştir. Yine TCK 53 madde hükmü varken böyle bir düzenlemenin yapılmasına gerek yoktu.
Meşhur şike suçunu düzenleyen her sporcunun cebinde bulunması gereken 6222 sayılı kanunun 11 madde metni şöyledir;
MADDE 11 – (1) Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır. Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
(2) Şike anlaşmasının varlığını bilerek spor müsabakasının anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunan kişiler de birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur.
(4) Suçun;
a) Kamu görevinin sağladığı güven veya nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle,
b)Federasyon veya spor kulüpleri ile spor alanında faaliyet gösteren tüzel kişilerin, genel kurul ve yönetim kurulu başkan veya üyeleri, teknik veya idari yöneticiler ile kulüplerin ve sporcuların menajerleri veya temsilciliğini yapan kişiler tarafından,
c) Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde,
ç) Bahis oyunlarının sonuçlarını etkilemek amacıyla,
işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenmesi halinde bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.
(6) Bu madde hükümleri;
a) Milli takımlara veya milli sporculara başarılı olmalarını sağlamak amacıyla,
b) Spor kulüpleri tarafından kendi takım oyuncularına veya teknik heyetine müsabakada başarılı olabilmelerini sağlamak amacıyla, prim verilmesi veya vaadinde bulunulması halinde uygulanmaz.
(7) Suçun spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, ayrıca bunlara, şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir. Ancak, verilecek idari para cezasının miktarı yüz bin Türk Lirasından az olamaz.
(8) Müsabaka yapılmadan önce suçun ortaya çıkmasını sağlayan kişiye ceza verilmez.
(9)Bu madde kapsamına giren suçlarla ilgili olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez; verilen hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez.
(10) Bu maddede tanımlanan suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi halinde, bunlardan en ağır cezayı gerektiren fiilden dolayı verilecek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılarak tek cezaya hükmolunur.
(11) Bu maddede tanımlanan suçlardan dolayı cezaya mahkûmiyet halinde, kişi hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesi hükümlerine göre, spor kulüplerinin, federasyonların, bünyesinde sportif faaliyetler icra edilen tüzel kişilerin yönetim ve denetim organlarında görev yapmaktan yasaklanmasına hükmolunur.

Kanunda sair menfaatten söz edilmektedir. Bu konuda rüşvet suçunun konusu olan yarar kavramı hakkındaki açıklamalarımızı tekrar etmekle yetiniyoruz.

765 sayılı yasanın 211. maddesinde rüşvete konu olan değerler, “para, hediye ve her ne nam altında olursa olsun sağladıkları diğer menfaatler ile bu maksatla alıp sattıkları veya ihale eyledikleri taşınır ve taşınmaz malların gerçek değeri ile verilip alınan bedel arasındaki fahiş fark” olarak tasrih edilmişti.

Yeni yasa maddesi örnekseme yöntemini tercih etmemiş ve sadece yarar kavramını kullanmıştır. Böylece rüşvet suçunun konusunu oluşturabilecek değerin ne olduğu, büyük ölçüde takdire bırakılmış olmaktadır. Memurun hayatına katkısı olabilecek maddi, manevi, cinsel nitelikte her türlü yarar, rüşvet suçunun konusu olabilecektir. İtalyan Yargıtayı evvelce hilafına karar vermiş olmakla beraber, yeni kararında cinsel edayı menfaat kavramına dahil saymıştır. Memurun iş sahibinin emeğinden istifade etmesi halinde de rüşvet suçuna konu yararı elde etmiş sayılır. Çünkü yasada her türlü yarar denmiştir. Manevi yararın aynı zamanda dünyevi olması gerekir. Bunlar maddi çıkarla bağlantılı manevi menfaatlerdir. Salt manevi yararlar rüşvet suçunun konusunu oluşturmaz. Mesela; cennete koyma vaadi karşılığında iş yaptırılması halinde rüşvet suçu oluşmaz. Buna karşılık bir malın bedelsiz veya borç verilmesi, malın bedelinde olağandışı indirim yapılması, bir borca kefil olunması, memurun üçüncü kişiye olan borcunun ödenmesi veya temellük edilmesi, bir taşınmazın bedelsiz veya düşük bedelle kullandırılması, failinin bir yakınına iş bulunması, görev değişikliğinde yardım edilmesi yarar kavramı kapsamına giren çıkarlar olarak sayılabilir.[/font]
Para, menkul ve gayrı menkul her türlü eşya ve kıymetler, alım satım arasındaki farklar, ihaleye konu malların gerçek değerleri ile satım veya alım bedelleri arasındaki farklar, yarar kavramına dâhildir. Yapılan işle kıyaslanamayacak ölçüde değersiz olan yararları madde kapsamına almamak gerekir. Kamu görevlisinin rüşvet almadan önceki haliyle aldıktan sonraki hali arasında mukayese yapmak gerekir. Bu iki hal arasında az da olsa bir fark bulunması lazımdır. [/font]
Kamu görevlisinin durumunu, maddi yada manevi bakımdan değiştirerek onu tatmin eden, almadığı ve kabul etmediği haline nispetle kendisini daha müsait duruma getiren her şey menfaat kavramına dahildir. (Artuk age. s.446)[/font]
2005 yılında çıkarılan bir kanunla alman devletinde kamu görevlilerinin iş sahiplerinden veya kurum dışından ajanda, kalem, takvim vs. eşantiyon eşyaları almaları hatta su almaları yasaklanmıştır. Bu yasağa uymayan kamu görevlilerinin hapis cezası alabilecekleri belirtilmiştir. [/font]
Para, para yerine geçen belge ve senetler, taşınır ve taşınmaz mallar ve ekonomik değeri olan her şey kamu görevlisine rüşvet olarak verilebilir ve verilmesi vaat veya taahhüt edilebilir. Bir malın değerinden aşağıya satılması durumunda, gerçek değerle satış bedeli arasındaki fahiş fark dahi rüşvet sayılır. Burada aranacak olan, memura sağlanan çıkarın, yapılması veya yapılmaması söz konusu olan işin karşılığını teşkil edecek derece ve nispette olmasıdır. Ekonomik değeri olmayan şeylerle yerleşmiş gelenekler sebebiyle verilen bahşişler ve failin yapmak zorunda kaldığı ek çalışmaların karşılığı olan yararlar rüşvet sayılmaz. (Erol Çetin Memur suçları s. 625)
Rüşvet peşin olabileceği gibi veresiye veya taksitli olabilir. Gelecekte bir yararın sağlanması vaadi suçun oluşması için yeterlidir. Temini mümkün olmayan bir yararın vaat edilmesi halinde rüşvet suçu oluşmaz. Ayrıca akdi rüşvet suçunun oluşması için vaadin mutlaka yerine getirilmesi şart değildir.
Hissi nitelikteki yararlar rüşvet suçunun konusunu teşkil etmez. Çünkü his dünyasını etkileyen bir yarar, kamu görevlisinin sadece kendisi için geçerli olan bir yarardır. Toplumun çoğunluğu için böyle bir yarar gereksiz, hatta gülünç olabilir. Kısmen de olsa objektif bir değere sahip olmayan yararları, rüşvet suçuna konu yarar kabul etmemek gerekir. [/font]
Fail herhangi bir çıkara dayalı olmaksızın, dostluk, acıma, sevgi gibi sebeplerle hareket etmişse suçun maddi unsurunun (kanuni unsurunun) gerçekleştiği söylenemez. (Malkoç age. s. 151) [/font]
Para veya çıkarın yapılması gereken veya yapılmaması gereken işin karşılığını oluşturacak oranda olması gerekir. Dolayısıyla bu ikisi arasında çok açık bir oransızlık bulunduğunda, örneğin; ufak bir bağış veya ikram, nezaket ifadesi olan küçük hediyeler yahut bir kutlama veya bir ziyafet söz konusu olduğunda, bunun memurun görevini yapıp yapmamak konusundaki iradesine etki ettiği söylenemez ve rüşvetten söz edilemez. (Toroslu’ya atfen Malkoç age. s.153)[/font]
Yararın azlığı ya da çokluğu önemli değildir. Ancak takdiri indirim nedeni sayılabilir. Menfaati memurun bizzat kendisine sağlaması şart değildir. Memurun ilişki içinde bulunduğu üçüncü bir şahıs lehine de yarar sağlanmış olabilir. Yeter ki memur ile bu kişinin irtibatı kanıtlanmış olsun. [/font]
İş yapıldıktan sonra bundan duyulan memnuniyetle temin edilen yararlar rüşvet suçunun konusunu oluşturmaz. Bu halde bir rüşvet anlaşmasından bahsetmek mümkün değildir. Keza fiili rüşvet de mevcut değildir. Çünkü görevin gereklerine aykırı bir işin yapılmasını sağlama gayesi ortadan kalkmıştır. [/font]
Rüşvet ancak yapılacak bir işin yapılmamasını veya yapılmaması gereken bir işin yapılmasını temin için verilebileceğine göre, önceden bir anlaşma veya teklif olmadan yapılan bir işten duyulan memnuniyet ve inşirah sonucu para verilmesi rüşvet değildir. (4.CD. 15.4.1948 4059/9422) [/font]
Sanık tapu memurunun tapu intikal işlerini yaptıktan sonra alıcı kişinin gönlümden koptu diyerek masaya bıraktığı yüzüğü aldığı anlaşılmakla iş yapıldıktan sonra iş sahiplerinin duyduğu memnuniyetin ifadesi olarak verdikleri hediyeyi alması rüşvet almak suçunu oluşturmayıp, disiplin suçu niteliğinde bir fiildir. 5.CD. 30.4.1987 4612/2622[/font]
Taahhüt, kendi nam ve hesabına hakiki bir şahsa veya hususi yahut amme hükmi şahsına karşı mukaveleli veya mukavelesiz bir işin yapılmasının veya bir malın tesliminin hakiki veya hükmi şahıslar tarafından deruhte edilmesidir.[/font]
Vaat, bir kimsenin bir şeyi müstakbel zamanda yapacağını beyan etmesidir ki söz vermek demektir. Vaadin bilahare tutulmamış olması suçu ortadan kaldırmaz. Zira rüşvet mukavelesinin husulü ile yani iradelerin birleşmesi ile suç tekemmül etmiştir. Aynı sebeple anlaşma yapıldıktan sonra memurun yapacağını vaat ettiği işi yapmamış olması da suçu ortadan kaldırmaz. (Çağlayan age. s.639)[/font]

Şike suçunun maddi unsuru:
Bir suçun maddi unsuru yukarıda temas ettiğimiz gibi hareket, illiyet bağı ve netice olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır.
Suçun maddi unsuru kavramının içine fail ve mağdurda girmektedir.

Fail:
Şike suçunun faili herkes olabilir. Yani kulüp başkanı, çaycısı, futbolcusu, taraftarı yani bu suçu işlemek isteyen herkes işleyebilir. Bunun için yapması gereken bir müsabakayı çıkar karşılığı satmak veya satın almak veya buna aracılık etmektir. Diyelim ki kulüp başkanının haberi yok ama bir taraftar deplasman takımının bir oyuncusu A a gitti ve ondan oyunu gevşetmesini ve iyi bir pasör olan A dan ortaları yaparken topu sık sık auta atmasını istedi. Karşılığında ise bir menfaat temin etmeye söz verdi. Burada şike suçu oluşmuştur ve suçun faili bu taraftar ile karşı taraftaki futbolcudur.
Şike suçunun birinci olarak aktif faili ikinci olarak pasif faili bulunmaktadır. Aktif fail şikeyi teklif eden, pasif taraf ise şikeyi kabul eden taraftır. 6222 sayılı yasanın 11 maddesinde her iki tarafın da müşterek fail olduğu belirtilmiştir. Madde metni şöyledir. “Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır.”
Bir suçun icrai hareketlerini gerçekleştiren kişilere fail, bu icrai hareketlere yardım eden kişilere ise ortak denmektedir. Mesela; şike anlaşması yapmak üzere yola çıkan faili, araba ile karşı tarafın kaldığı otele götüren kişi yardım eden ortaktır. Fakat ortaklıktan bahsedebilmek için yardım eden kişinin otele şike anlaşması için gidildiğini bilmesi ve suça iştirak etmeyi arzu etmesi gerekir. Yoksa bir taksici ücreti karşılığında bu taşımayı yapsa suça iştirak etmiş olmaz. Bunun gibi şike görüşmesinin yapıldığı cep telefonunu temin eden kişi de bu şekilde suça ortak olmuş sayılır.
Bu şekilde suça yardım edenlere feri fail denmektedir. TCK 39. madde gereğince bu şekilde yardım edenlere indirilmiş ceza uygulanmaktadır. Feri faillerin cezalandırılması asli failin cezalandırılmasına bağlıdır. Eğer asli failin suçu işlemediği veya işlediği suçun hukuka aykırılık unsurunun oluşmadığı kabul edilirse, feri faillerin de cezalandırılmasına imkân yoktur.

Mağdur:
Şike suçu aslında dolandırıcılık suçunun özel görünüş şeklidir. Dolandırıcılık suçu ceza yasasında malvarlığına karşı işlenen bir suçtur. Gerçekten de şike suçu aleyhine anlaşma yapılan sporcuyu veya kulübü zarara uğratmaktadır ve malvarlığına karşı işlenen bir suçtur. Şike sonucu ligdeki sırasını ve şampiyonluğu kaybeden takım ciddi bir gelir kaybına uğramaktadır. Böyle olunca suçun mağduru sporcu veya kulüp olmaktadır. Fakat suç sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanunda düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu sebeple korunan hukuki yararlar arasına kamu düzeni ve güvenliği de girmiş bulunmaktadır. Şike suçu esasen rüşvet suçuna benzemektedir. Rüşvet suçunda korunan hukuki yarar kamu güveni ve idaresidir. Şike suçunda da kamu güveni ve futbol idaresine olan güven korunmaktadır.

Hareket:
Bir suçun oluşması için neticenin gerçekleşmesi lazımdır. Çünkü kanunlar neticeyi tarif eder ve bu neticenin gerçekleşmesini suç sayar. Bu sebeple hareketi tarif eden kanun sayısı azdır. Bu açıdan suçlar serbest hareketli suçlar ve bağlı hareketli suçlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Serbest hareketli suçlar her türlü hareket ile işlenebilen suçlardır. Şike suçu serbest hareketli bir suçtur. Fakat kavli veya fiili bir anlaşma şeklinde olması lazımdır.
Hareket icra hareketi ve hazırlık hareketi olarak iki kısımda incelenmektedir. Eğer korunan hukuki yarar açık ve somut bir şekilde ihlal edilmeye başlanmışsa icra hareketi vardır. Fakat korunan hukuki yarar somut bir tehlikeye düşmemişse hatta hangi hukuki yararın ihlal edileceği dahi belli değilse hazırlık hareketi vardır. Bir kimseyi öldürmek için silah satın alan kişi henüz hazırlık hareketi yapmaktadır. Çünkü bu silahla ne yapacağı belli değildir. Ancak mağdurun yolu üzerine pusu kurar ve mağdur menzile girdikten sonra fail nişan alırsa icra hareketi başlamıştır. Fail bunları yapmadan önce pusu yerinde yakalanırsa hazırlık hareketlerini icra ettiği için cezalandırılamaz.
Bir suç işleme fikri düşüncede kaldığı sürece cezalandırılamaz. Bir kulüp yöneticisi şike yapmayı aylarca düşünse hatta bu fikrini arkadaşlarına açıklasa dahi şike yapmak için harekete başlamadığı sürece suç işlemiş olmaz. O halde düşünmek ve karar vermek yanında harekete geçmekte şarttır. Şike suçunun ilk hareketi şike yapılacak kişiye teklifte bulunmaktır. Mesela; yabancı saha maçında kalecinin telefonla aranması halinde icrai hareketlere başlanmamıştır. Burada telefonun ele alınması ve tuşların çevrilmesi aşamasındaki hareketler hazırlık hareketleridir. Eğer karşı taraf telefonu açmaz ve bu aşamada fail şikeden vazgeçerse suç oluşmaz ve fail cezalandırılamaz. Bu sebeple hazırlık hareketleri sayılan hareketler şike suçunu oluşturmaz. Mutlaka hareketin icrai nitelikte olması gerekir. Karşı taraf telefonu açar ve kendisine şike teklifi yapılırsa icra hareketlere başlanmıştır. Karşı taraf düşünüp arayacağını söyler ve telefonu kapatırsa suç henüz tamamlanmamıştır. Çünkü bu suç bir anlaşma suçudur. Karşı taraf bir gün sonra arar ve teklifi kabul etmediğini söylerse şike yapılmış olmaz ancak bu ana kadar yapılan hareketler teşebbüs suçunu oluşturur.
6222 sayılı yasanın 11/son maddesine göre Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. Demek ki anlaşmak rüşvet suçunun tamamlanması için yeterli görülmektedir.
Şike konusunda mücerret bir anlaşma yapmak suçun oluşumu için yeterlidir. Sözleşmenin ifa edilmiş olması gerekmez. Sözleşmeden caymak[1] suçun oluşmasını engellemez. Anlaşmak hür irade ile olmalı ve işin yapılmasından önce veya en geç işin yapılması sırasında gerçekleşmelidir. Anlaşmak karşılıklı rızanın mevcudiyetini icap ettirir. Bu rıza samimi irade ürünü olmalıdır. Anlaşma iradesi sarih veya zımni olarak beyan edilebilir.
Anlaşmanın konusu haksız bir işin yapılması yani müsabakanın kaybedilmesidir. Anlaşmanın şike konusu işin yapılmasından önce gerçekleştirilmiş olması gerekir. İş yapıldıktan sonra anlaşma yapılması, yarar sağlanması şike suçunu oluşturmaz. Buna karşılık yararın işin yapılmasından sonra sağlanması mümkündür. Yargıtay’ın rüşvet suçuyla alakalı verdiği karar şu şekildedir.
Sanığın zaptı imzaladıktan sonra, sakat bir çocuğu olduğundan ve keçi sütü emmesi lazım geldiğinden bahisle bir keçi istediği, müştekinin sanığa acıyarak oğlaklı bir keçi verdiği biçimindeki anlatımı karşısında bağış niteliğindeki bu davranışta rüşvet suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı. 5. CD. 6.5.1983 1218/1614
Anlaşmanın samimi irade ürünü olması gerekir. Görünüşte dış rıza şike anlaşması için yeterli değildir. Yargıtay dış rıza konusunda rüşvet suçuna ilişkin şöyle karar vermiştir.
Mağdur kişi diğer sanıkların teklifini kabul etmiş gibi görünüp paraları teslim edeceği sırada onların yakalanmasını sağlamıştır. Sanıklar rüşvet teklifi kabul edildikten sonra mağdur kişinin işyerine giderek onu tazyik etmişlerdir. Rüşvet anlaşmasının oluşması için tarafların rızalarının gerçekte uyum halinde olması gerekir. Dış rıza ile rüşvet anlaşması oluşmaz. CGK. 18.5.1999 5-119-121
Bu durumda dış rıza mevcutsa da rızaların gerçekte mutabık olduklarından bahsedilemez. Bu konuda Yargıtay dış rızaya itibar etmemiş, adeta borçlar hukukundaki muvazaa hükümlerini uygulayarak, ortada bir anlaşma bulunmadığından, rüşvet suçunun oluşmadığı görüşünü benimsemiştir. Ancak muhalif görüşlerde bulunmaktadır. Nitekim İtalyan Yargıtay’ının yerleşmiş görüşü de bu merkezdedir. Bundan başka sırf ferdin gerçek arzusunun ne merkezde olduğuna bakarak, memurun başından beri değişmeyen davranışını farklı şekilde nitelendirmek, fiile yabancı unsurlara bakarak failin fiiline anlam verilmesini yasaklayan suç teorisinin esaslarına aykırıdır. Şu halde rüşvet anlaşmasının oluşması için, fert tarafından kabul edilmiş olması yeterlidir. Ferdin saiki önemli değildir. Ferdin bir ajan olarak kullanılması veya ihbar maksadıyla yapılan teklife rıza göstermiş bulunması rüşvet alma suçunun bulunmasına engel olmaz. (Erman- Özeke atfen Savaş- Molla Mahmut oğlu age. s. 1998)
Yargıtay Ceza Genel kurulunun 25.4.1983 tarihli 5/113-197 sayılı kararında ifade edildiği gibi rüşvet anlaşması karşılıklı iradenin gerçekten uyuşması neticesinde teşekkül eder. Bir tarafın gerçek iradesini saklaması, mesela ajan olarak vazife yapması halinde, rüşvet anlaşması oluşmaz.
Şike anlaşması taliki veya bozucu şarta bağlı olarak yapılamaz. Çünkü şartın gerçekleşmemesi halinde anlaşma konusu olmayacağından şike sözleşmesi yapılmış sayılmaz. Şart taliki olabilir. Mesela; “ben ileride bu takımda oynarsam sizin için gol yiyeceğim” şeklinde bir anlaşma taliki şarta bağlıdır. Şart bozucu olabilir. Mesela: “şimdi sen bu parayı ver, ileride oynayacağım takım beni almaz ise parayı geri alırsın” şeklinde yapılan bir anlaşma bozucu şarta bağlı şike anlaşmasıdır. Şu halde şike suçunun şarta bağlı olarak yapılması mümkün değildir. Yargıtay’ın rüşvet suçuna ilişkin olarak verdiği karar şu şekildedir.
Rüşvet sözleşmesinin konusu, işin yapılması veya yapılmaması olduğundan, şarta bağlı rüşvet sözleşmesi yapılamaz. Zira şart gerçekleşmezse rüşvet, sözleşme gereği yerine getirilmeyecektir. Başka bir deyişle anlaşma konusu ortadan kalkacaktır. (CGK. 4.5.1987 600-245)
Şike anlaşması mümkün olmayan bir konuda yapılmışsa yine suçun oluşmasına mani değildir. Fakat bu imkânsızlığın nisbi değil mutlak olması halinde anlaşma gereksiz ve sonuç doğurmayan bir anlaşma olup şike suçunu oluşturmaz. Mesela; o sezonda hiç karşılaşma yapmayacak iki takımın şike anlaşması yapması halinde işlenemez bir suç vardır. İmkânsızlık başlangıçta yok, daha sonra zuhur etmişse, anlaşma yapılmış olmakla her iki taraf için şike suçu oluşmuştur.
İcrai hareketlere başlanmasına rağmen sonuç alınamaz ise teşebbüs suçu söz konusu olmaktadır ve bu konu ayrıca incelenecektir.
Eğer şike hiçbir menfaat ve kazanç gözetilmeksizin yapılmışsa suçun oluşmayacağı anlaşılmaktadır. Çünkü kanunda açıkça kazanç veya menfaatten söz edilmektedir. Fakat bu menfaat kavramına yukarıda belirttiğimiz gibi manevi menfaatlerde dâhildir. Örneğin; sadece bir takıma veya yöneticisine kızdığı ve kin duyduğu için şike yapan sporcu şike suçunu işlemiş olmaktadır. Bu menfaatin illaki elle tutulur gözle görülür para veya kadın gibi bir menfaat olması gerekmez. Böyle olunca şikenin karşılıksız yapılması ihtimali ortadan kalkmaktadır. Fakat burada temin edilecek menfaatin veya kazancın önceden belirlenmesine gerek yoktur. Sadece kazançtan söz edilmiş olması yeter. Hatta seni görürüz, bizde senin sırtını kaşırız gibi sözlerde menfaat temini kapsamında değerlendirilmelidir.

Netice:
Şike suçu, esasen menfaatin temin edildiği andatamamlanmış olur. Ancak, şike suçu taraflar arasında belli bir işin yapılması veya yapılmaması amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi tamamlanmış gibi cezaya hükmedilecektir. Anlaşmadan vazgeçilmiş olması suçun oluşmasını engellemez.
Şike suçunun oluşabilmesi için amaçlanan şeyin yapılmasına veya yapılmamasına gerek yoktur. Anlaşma yapılmakla veya yarar sağlanmakla suç oluşur. Vaat edilen işin yapılmasına veya yararın temin edilmesine gerek yoktur. Suçun oluşması için maddi bir zarar oluşmasına da gerek yoktur. Buradaki zarar yasaya aykırı olarak oluşturulan hukuki durumdur.
Suçun oluşması için hareketlerin icra edilmesi yetmemekte ve neticenin alınması gerekmektedir. Netice kavramını bu suça mahsus açmak gerekmektedir. Netice şike suçunda şikenin kendisi olmaktadır. Çünkü şike suçu bir kazancın temini suçu değildir. Anlaşma suçudur. Anlaşma yapılmakla suç tamamlanır. Hâlbuki dolandırıcılık suçunda menfaatin temin edilmesi suçun tamamlanması için şarttır. Bu açıdan şike suçu rüşvet suçuna benzemektedir. Kulüp üyesi A diğer takımın kalecisine şikeyi teklif ettiği anda icra hareketlerine başlamıştır ve teklifin kabul ile de şike suçu tamamlanmıştır. Şike suçunun oluşması için bir menfaatin veya çıkarın temin edilmesi sözünün verilmesi yeterlidir. Ayrıca menfaatin temini gerekmez. Diyelim ki rakip takımın kalecisine kadın teklif edilmiştir. Kaleci bunu kabul etmiştir. Şike suçu her iki taraf için de oluşmuştur. Kaleci maçta iki gol yiyerek sözünü yerine getirmiştir. Fakat üzerinde anlaşma yapılan kadın temin edilmemiştir. Bu halde de şike suçu oluşmaktadır.
6222 sayılı yasanın 11/1 maddesine göre Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi suçu işlemiş olmaktadır. Demek ki menfaat ve kazanç temin edilecek ve bunun bir amacı olacaktır. Bu amaç maçın sonucunu etkilemektir. Bu berabere kalmak, kazanmak veya kaybetmek amacı olabilir. Aslında amaç suçun oluşması için önemli değildir. Mesela; bir insanın öldürülmesi halinde failin amacı önemli değildir. Parasını almak veya nefret edildiği için öldürmek suçu işlenmiş olabilir. Fakat şike suçunda amaç açıkça belirtilmiştir. Çünkü kanun koyucunun gayesi ahlaklı ve disiplinli bir spor hayatı tesis etmektir. Böyle olunca maçın sonucunu veya başka bir spor karşılaşmasının sonucunu (bu güreş veya tenis maçı olabilir) etkilemek için kazanç temin edilmesi şarttır. Mesela; kaleciye maçtan sonra para verileceği vaat edilse, fakat ondan gol yemesi istenmese, burada bir amaç olmadığı için kaleci şike suçunu işlemiş olmayacaktır.
Kanun kazanç ve sair menfaatten söz etmektedir. Sair menfaat dendiğine göre her türlü yarar bu kavramın içine girmektedir. Sporcuya kadın temin edilmesi, esrar verilmesi, transfer sözü verilmesi, seyahat tatil gibi imkânlar verilmesi hepsi bu menfaatin içine dâhildir. Bir sporcu hatır gönül için de şike yapmış olabilir. Karşı tarafın gönlünü kırmamak veya vefa borcunu ödemek için yapılan şikede sair menfaat kavramına dâhildir. Mesela; bir futbolcuya şike karşılığı transfer sözü verilse ve bu futbolcu bir sonraki sezonda transfer edilse hatta transfer edilmese dahi şike suçu işlenmiş olmaktadır.

İlliyet bağı:
Fiil ile netice arasında sebep sonuç ilişkisi olmalıdır. Eğer bir sonuç sebebin ürünü değilse sebebi meydana getiren sonuçtan sorumlu tutulamaz. Siz bir piknik ateşi yaksanız, bu sırada bir başkası ormanı ateşe verse, sizin eyleminiz ile orman yangını arasında illiyet bağı yoktur. Fakat sizin piknik ateşinizin yayılması veya sıçraması sonucu orman yangını başlarsa yangının sebebi sizin hareketiniz olup illiyet bağı mevcuttur.
Şike suçunda çıkar veya menfaat temin etmek sözü verildikten ve karşı tarafla anlaşma sağlandıktan sonra sporcu maçı satmış olmaktadır. Bu halde şike anlaşması ile maçın satılması arasında bir illiyet bağı bulunmaktadır. Futbolcu anlaşma yaptığı için maçı satmıştır. Fakat futbolcu böyle bir anlaşma olmadan da maçı satabilir. Sözgelimi futbolcu ile kulüp arasında bir anlaşmazlık vardır ve futbolcu kasti olarak hatalı paslar vermekte ve önemli pozisyonların kaçırılmasını sağlamaktadır. Bu halde şike suçu yoktur. Ancak kulüp ile futbolcu arasında idari ve hukuki bir anlaşmazlık söz konusudur.
İki kulüp maçın satılması konusunda anlaşmış olabilir. Fakat yukarıda bahsedilen hain futbolcunun bundan haberi yoktur. Maçı kendi içinde sakladığı husumeti sonucu satmaktadır. Fakat bu tutum ve hareketler iki kulübün yaptığı şike anlaşmasına uygun düşmektedir. Yani futbolcu sanki şike anlaşmasından haberi varmış gibi hareket etmektedir. İşte burada futbolcunun sahadaki kasti hatalı hareketleri ile maçın kaybedilmesi arasında illiyet bağı vardır. Fakat futbolcu bu illiyet bağından dolayı sadece kulübüne karşı sorumlu olup kanuna karşı sorumlu değildir. Yani şike suçunun ortağı değildir. Çünkü suçun işlendiğinden haberi yoktur. Buna suçun manevi unsuru denmektedir. Demek ki illiyet bağının olması yeterli olmayıp aynı zamanda bu bağın normal şartlar altında bilinmesi gerekir.
Burada etkisiz şike anlaşmasını da incelemek gerekir. Eğer bir takım gereksiz yere şike yaparsa, yani zaten alacağı maçı şike ile almaya çalışırsa ne olur? Gerçekten de ülkenin önemli bir kulübü esasen şike olmadan da birçok karşılaşmayı kazanabilir. Kanun şike anlaşmasının sonuç doğurucu olmasını aramamış sadece anlaşma yapılmasını yeterli bulmuştur. Bu sebeple alınması muhakkak olan bir maçın şike anlaşmasına konu olması halinde de şike suçu oluşmaktadır. Hâlbuki şike anlaşması ile maçın alınması arasında bir illiyet bağı yoktur. Şike anlaşması lüzumsuz bir anlaşma olarak ortada durmaktadır. Öte yandan takımın ciddi bir çabası ve harikulade oyunu seyredenleri hayranlık içinde bırakmaktadır. Mahkemeler kanunun ruhuna göre yorum yaparak böyle bir şike anlaşmasının suç olmadığını karara bağlayabilirler. Nitekim sahtekârlık suçunda böyle bir yorum yapılmaktadır. Ceza hukukunda lüzumsuz sahtekârlık diye bir kurum vardır. Eğer fail bir sahtekârlığı yapmasa dahi istediği sonucu alabilmekte ise ortada sahtekârlık suçu yoktur. Bu mantık rüşvet suçunda da işletilmiştir ve bir memur yapmak zorunda olduğu bir işi yapmak için menfaat temin ederse, bunun rüşvet olmadığı görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Demek ki şike suçunda önemli hususlardan birisi gereksiz şike anlaşmalarıdır. Gerçekten de şike suçu ihdas edilerek sporun gerçeğe uygun olması amaçlanmaktadır. Gereksiz şike anlaşması spordaki bu gerçekliği yok etmemektedir. Fakat şike anlaşmasının ne zaman gereksiz olduğunu tespit etmek o kadar kolay değildir. Uygulamada anlaşmanın yeterli görüleceğini, ifade etmek gerekmektedir.

Manevi unsur:
Bir suçun oluşması için suç teşkil eden eylemi işleyen kişinin bunu bilerek ve isteyerek yapması gerekir. Buna kast denmektedir. Şike suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Bazı suçlar bilmeden ve istemeden işlenebilmektedir. Mesela; trafik kazası sonucu istemeden ölüme sebep olmak suçu böyle bir suçtur. Bunlara taksirli suçlar denmektedir. Demek ki şike suçu ancak azim ve kast ile işlenebilir ve iyi bir organizasyon gerektirir. Fakat bireysel şike suçları da işlenebilir. Uygulamada sık rastlanan türü şike suçunun iştirak halinde işlenmesidir. Bu sebeple şike davasında failler hakkında ayrıca örgüt kurmak suçundan dolayı ceza istenmiştir.
Yukarıda temas ettiğimiz gibi bir sporcu bilmeden ve istemeden şike suçuna katılamaz. Kulüp şike anlaşması yapmış olmasına rağmen futbolcu bunu bilmeden şike sayılabilecek bir oyun ortaya koymuşsa yinede şike suçunun faili sayılamaz.
Şike anlaşmasını yapan taraflardan birinin bu anlaşmaya baştan itibaren uyup uymayacağı önemli değildir. Yani futbolcu görünüşte diğer takım yöneticisine şike anlaşması yapmayı kabul ettiğini söylemekte ancak yine ciddi bir oyun oynamayı düşünmektedir. Rüşvet suçuna ilişkin olarak yapılan yorumlar şöyledir; “Aksi hal kabul edildiği takdirde, rüşvet alma suçunun manevi unsurunu herhangi bir olayda, tespit etmek mümkün olmaz. Gerçekten devlet idaresi aleyhine işlenen suçlarda, devlet fonksiyonunu gerçekleştiren memurun satın alınamayacağı hususundaki mevcut kanaatin ihlal edilmemesi gerekir. Eğer bu kanaat objektif bir şekilde sarsılmış olursa, memurun sübjektif durumu önemli değildir. Bu sebepledir ki, rüşvet suçunda memurun esasen kendisinden talep edilen hususu yapamayacağı konusunda, bir irade sahibi olup olmadığının aranmasına ve ispatına gerek yoktur. (Ayhan Önder Ceza Hukuku özel hükümler s. 171)
Dış rıza ile rüşvet (şike) anlaşması oluşmaz. CGK. 18.5.1999 5-119-121
Yargıtay uygulamada rüşvet anlaşmasının gerçek iradeye tabi olduğunu söylemektedir. Bu sebeple anlaşmaya uymuş gibi gözüken ve karşı tarafı ihbar eden kişilerin bu suçu işlemedikleri kabul edilmektedir. Aynı şekilde şike anlaşmasını yapıyor gibi gözüküp de karşı tarafı ihbar eden kişi şike suçunu işlemiş olmayacaktır. Fakat bunun için karşı tarafı ihbar etmesi veya başka bir şekilde ispatlaması gerekir. Aksi halde bu anlaşmayı gerçek iradesi ile yapmayan taraf dahi şike suçundan dolayı cezalandırılmaktan kurtulamayacaktır.

Hukuka aykırılık unsuru:
Bir suç işlendiğinde bu suçun cezalandırılmaması söz konusu olabilir. Eğer bir kimse hür iradesi ile suçu işlememişse bu kimse cezalandırılamaz. Baskı ve tehdit altında suç işleyen bir kimsenin eylemi suç teşkil etse dahi suçun hukuku aykırılık unsuru oluşmamaktadır. Mesela; kafasına silah dayanan bir kimse bu tehdit altında hırsızlık suçunu işlese cezalandırılamaz. Sadece onu zorlayan kişi dolaylı fail olarak cezalandırılır.
Bu durum emir komuta ilişkisi içinde çalışınlar açısından ayrı bir önem arz etmektedir. Bir komutan askere emir verirse askerin o emri inceleme yetkisi yoktur. Mutlaka emri yerine getirmek zorundadır. Fakat suç teşkil eden bir emir hiçbir surette yerine getirilemez. Eğer memur suç teşkil eden bir emir alırsa bunun yazılı olarak verilmesini istese dahi suç faili olmaktan kurtulamaz.
Şike suçlarında bilindiği gibi sporcular yöneticilerin emri altında çalışmaktadır. Bir sporcunun yöneticinin emri dışına çıkması bazen zor olabilir ve şike emrini yönetici baskısıyla yerine getirebilir. İşte bu zor ve baskı şike suçunun oluşmasını engellemez ve futbolcu şike suçunu ortağı olarak sorumlu olur. Burada futbolcunun emir değil de karşı konulamaz bir tehdit altında olması halinde ancak şike suçundan dolayı sorumlu olmamasından bahsedilebilir. İşte böyle cebir şiddet ve tehdit altında işlenen suçların hukuka aykırılık unsuru oluşmaz. Demek ki suçun hukuku uygun olması halinde failin cezalandırılması mümkün değildir.

Teşebbüs;
6222 sayılı yasanın 11/3 maddesi hükmüne göre “Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur.”
TCK 35 madde hükmü varken böyle özel bir hükme gerek yoktu aslında. Fakat yasa koyucu böyle aynı konuyu birçok yasada düzenleyerek son zamanlarda kanun enflasyonuna yol açmıştır, normal halidir, mazur görülmelidir.
Bir suçun tamamlanmış olması cezalandırılması için şarttır. Fakat suçun tamamlanma anına kadar işlenen hareketler tehlike ve zarar doğurmuş, kamu düzeni ve korunan haklar ihlal edilmiş olabilir. Bu sebeple kanunlar tamamlanmamış suçları da cezalandırmaktadırlar.
Fail icra hareketlerine başlamış olmasına rağmen mani bir sebep yüzünden suçu tamamlayamamış yani neticeyi gerçekleştirememiş olabilir. İşte icra hareketlerinin yapılmasına rağmen netice meydana gelmemişse teşebbüs suçu söz konusu olmaktadır.
Teşebbüsün şartları ceza hukukunda şöyle sayılmaktadır. Kasten işlenmesine karar verilen bir suç olmalı, icra hareketlerine başlanmalı, mani bir sebep yüzünden netice meydana gelmemeli, vasıta, konu ve hareketler elverişli olmalıdır.
Bir kimse bir başkasını öldürmek için ateş etse ancak bu kişi yaralansa fail adam öldürmeye teşebbüs suçunu işlemiş olmaktadır. Hakkında adam öldürmek cezası TCK 35 madde gereği indirilmek suretiyle verilmektedir.
Her suçun teşebbüse uygun olduğu söylenemez. Bazı suçlar teşebbüse uygun değildir. Mesela: Neticesi harekete bitişik olan suçlar bu gruptandır. Fakat suç öyle bir şekilde işlenir ki teşebbüse mümkün hale gelebilir. Bu sebeple teorik olarak bir sınırlama yapmak her zaman doğru değildir.
Şike suçunda anlaşma ile suç oluştuğuna göre, şike suçuna tam teşebbüs mümkün değildir. Tarafların şike konusunda pazarlığa girişmesi, ancak herhangi bir nedenle anlaşma sağlanamaması halinde eksik teşebbüsün oluşacağı kabul edilmektedir. Keza şike anlaşması için yapılan icabın kabul edilmemesi halinde de eksik teşebbüs söz konusu olur. Yeni ceza yasasında tam ve eksik teşebbüs ayrımı kalktığına göre şike suçuna teşebbüs mümkündür diyebiliriz.
Teklif etmek şike anlaşması yapmaya teşebbüs suçunun hareket unsurunu oluşturur. Teklif açık ve belirli olmalıdır fakat Muayyen bir meblağı içermesi gerekmez. Yorumu gerektiren sözler, açıkça şike teklif ve vaadini içermez.
Rüşvet teklifinde teklif edilen paranın tutarı açıklanmamışsa rüşvet teklif etmek değil, memura hakaret suçu oluşur. Sözgelimi ne istersen veririm demek yarar miktarı belli olmadığından rüşvet teklifi sayılmamıştır. (5. CD. 25.3.1998 577/11889) Ancak tam aksi yönde kararlarda bulunmaktadır. Yargıtay’ın rüşvet suçuna ilişkin olarak verdiği diğer kararlar şu şekildedir.
Sanığın “alın bu parayı çay parası yapın beni bırakın ceza yazmayın” demek suretiyle rüşvet vermek istediği ve eylemin eksik teşebbüs aşamasında kaldığı. 5. CD. 22.4.1992 1012/1272
Sanığın girdiği ehliyet sınavını kazanamadığını öğrendiğinde imtihanı yapan komisyon üyelerine “Para istiyorsanız para vereyim, benim ehliyetimi verin, ne istiyorsanız vereyim” dediği ve bu suretle komisyon üyelerine rüşvet vermeye teşebbüs ettiği. 5.CD. 24.9.1985 2485/3442
Teşebbüsün birinci şartı icra hareketlerine başlanmış olmasıdır. Bu nedenle şike teklifine veya anlaşmasına başlanmadan önce yapılan tüm hareketler hazırlık hareketleridir. Mesela; cebinde para ile şike teklif etmek için sporcunun yanına giden kişi bu teklifi yapmadan önce yakalanırsa, şike anlaşması yapmaya teşebbüs etmek suçunu işlemiş olmaz.
Şike suçu anlaşma yapılmış olmakla oluşmaktadır. Fakat bu sözleşmenin gerçek iradenin icabı ve kabulü olması lazımdır. Bir taraf sözleşme yapıyor gibi gözüküyor ancak gerçekte sözleşme yapmak istemiyorsa, gerçek bir sözleşme yapmak isteyen açısından teşebbüs suçu oluşmaktadır. Her iki tarafta birbirini kandırıyor ve şike anlaşması yapmak istemiyorsa, şike suçuna teşebbüs etmek de söz konusu olmaz.
Bir taraf şike anlaşmasına evet demiş gibi gözükse ve şike konusu menfaatin temini sırasında karşı tarafı yakalatsa bu taraf açısından şike suçu teşebbüs aşamasında kalmış olmaktadır. Şikeye örtülü rızası ile evet diyen tarafın eylemi suçu oluşturmayacaktır. Yargıtay’ın rüşvet suçu ile alakalı olarak verdiği karar şike suçu içinde geçerlidir.
Kamu görevlisi olan sanığın, hakkında rüşvet aldığı yolunda yaygın söylentilerin bulunduğu, yakınana da yapmaması gereken bir işte kolaylık sağlayacağını söyleyerek yarar sağlamak istediği, olayın başlangıcından itibaren rüşvet vermek niyetinde olmayan yakınanın, sanık ile arasında geçen konuşmaları cep telefonunun hafızasına kaydettiği ve rüşvet teklifini, sanığı yakalatmak ve suçun maddi kanıtlarını ortaya çıkartmak amacıyla kabul etmiş gibi göründüğü, bu haliyle taraflar arasında özgür iradeye dayalı bir rüşvet anlaşmasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda sanık, rüşvet alma suçunun icra hareketlerine doğrudan doğruya başlamış, ancak elinde olmayan engel neden yüzünden tamamlayamamıştır. O halde sanığın eyleminin, rüşvet almaya kalkışma aşamasında kaldığının kabulü zorunludur. CGK Esas No:2009/5-150 Karar No:2010/1

İştirak:
Şike suçuna maddi veya manevi olarak katılmak mümkündür. Manevi katılma suç işleme kararını teşvik ve takviye şeklinde olmaktadır. Maddi olarak katılma ise suç işlenirken yardım etmek veya işlendikten sonra yardım etmek sözü vermek şeklinde olmaktadır. Eğer suça katılanlar fiil üzerinde hâkimiyet kurarlarsa bunlara ortak değil, müşterek fail denmektedir. Fiili birlikte irtikap edenler, doğrudan doğruya beraber işleyenler müşterek fail olmaktadır. Müşterek faillerin hepsine aynı ceza verilmektedir. Suça maddi ve manevi olarak yardım edenlere feri fail, doğrudan doğruya katılanlara asli fail denmektedir.
Şike anlaşmasının yapıldığı otelde oda ayırtan, şike anlaşması yapılacak futbolcuyla anlaşmayı yapanı bir araya getiren bir kişi aracı olarak suça katılmaktadır. Bu kişi aslında yardımcı rolünde gözükmektedir. Fakat yaptığı hareketler fiil üzerinde hâkimiyet kurulmasını gerektiren hareketlerdir ve bu kişi anlaşmayı yapan olmamasına rağmen asli fail olarak kabul edilmektedir. Bu kişi sadece odayı ayırtmakla yetinmiş olsaydı o zaman yardım eden ortak olarak kabul edilecekti. Faillik ve ortaklık arasındaki fark böyledir.
Demek ki bir suçu fail olarak işlemek, asli manevi fail olarak katılmak, feri fail olarak ortak olmak mümkündür. Burada önemli olan yardım eden yani feri fail olarak katılmak halinde daha az ceza verileceğini bilmektir. TCK 39/1 madde hükmüne göre suçun işlenmesine yardım eden kişiye, verilecek cezanın yarısı indirilir.
Şike suçunun tamamlanması ile bitmesi arasında bir fark bulunduğu ileri sürülmektedir. Şike sözleşmesi yapılmakla şike suçu oluşur. Sözleşmeye konu menfaatin bir başkası tarafından iletilmesi halinde aracı olan üçüncü kişinin fiili nasıl telif edilecektir? Sözleşme ile suç tamamlanmış ise üçüncü kişinin bu fiili tamamlanmış bir suça iştirak olacağından, bu iştirak kurallarına uygun düşmeyen bir çözüm tarzı olur. Üçüncü kişi sözleşme yapılmadan önce aracılık yapmayı üstlenmiş ise feri maddi iştirak olur. Ancak böyle bir vaat söz konusu değilse üçüncü kişinin menfaat temininde aracılık etmesi suç teşkil etmez. Yargıtay’ın rüşvet suçuna ilişkin görüşü de aynı merkezdedir. (5.CD. 4.5.1983 757/1574) Genel iştirak kurallarına göre çözüm bu şekilde olmalıdır. Fakat 6222 sayılı yasanın 11/2 maddesinde “Şike anlaşmasının varlığını bilerek spor müsabakasının anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunan kişiler de birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır” hükmü vardır. Burada suç oluştuktan sonra suça iştiraki mümkün kılan bir hüküm bulunmaktadır. Üstelik asli iştirak mümkün görülmüştür. TCK 5 madde hükmüne göre ceza yasasının genel hükümleri özel ceza yasaları hakkında da uygulanır. Böyle olunca ceza yasasının genel hükmü olan 39 madde ile çatışan 11/2 madde hükmünün uygulanmaması söz konusu olabilir.
Birde azmettirmek vardır ki bu suç işlemeye karar vermemiş bir kişiyi suçu işlemeye karar verdirmektir. Mesela A iyi bir futbolcudur. Fakat arkadaşı B bir gün kendisine “yarın öbür gün sakatlanıp parasız kalacaksın sana bir teklifim var” der ve şike yapmaya A yı ikna eder. A şike anlaşması yapar. Burada B azmettirendir. Ceza yasasında azmettiren fail olarak kabul edilmemiştir. Fakat fail gibi cezalandırılmaktadır. TCK 38 madde hükmüne göre “Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.” Yani aslında faildir. Nitekim eski ceza yasasında azmettirmek asli manevi iştirak olarak kabul edilmekte idi.
Burada azmettirmenin olması yeterlidir. Azmettirme sonrası yapılan basit hatalar suçun oluşmasını engellemez. Mesela; A, B yi azmettirse ve C ile şike anlaşması yapılmasını istese, fakat B giderek aynı takımın oyuncusu olan D ile şike anlaşması yapsa, burada azmettirme suçu vardır. Azmettirilen kişinin ilgisi olmayan başka bir takımla anlaşma yapması halinde azmettirenin iradesinin böyle bir anlaşmayı tasvip edip etmediğine bakmak gerekir. Eğer azmettiren başka bir takımla anlaşma yapmayı kesinlikle istemiyorsa ve bu iradesini açıklamış ise şike suçundan sorumlu tutulamaz. Fakat örgüt yöneticilerinin üyelerin yaptığı tüm şike anlaşmalarından sorumlu olduğu kabul edilmektedir.
Gerek asli failler gerekse feri failler birden fazla olabilir. Fakat asli ve feri faillerin belli bir suçu veya suçları işlemek için örgütlenmeleri halinde iştirak hükümlerini aşan bir durum ortaya çıkmakta ve iştirak halinde hareket edenler ayrıca örgüt kurmak suçlarından dolayı cezalandırılmaktadırlar. Demek ki örgüt üyesi sayılan bir kimse hem şike suçundan hem de örgüt üyesi olmaktan ceza almaktadır.

Örgüt kurmak suçu TCK 220 maddede anlatılmıştır.
MADDE 220:
[1] Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
[2] Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
[3] Örgütün silâhlı olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.
[4] Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.
[5] Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.
[6] Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır.
[7] Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır.
Madde metni incelendiğinde, hem örgüt üyeliğinden, hem de örgütün işlediği suçlardan üyelerin cezalandırılacağı anlaşılmaktadır. Örgüt yöneticileri ise örgütün işlediği suçlardan fail olarak cezalandırılmaktadır. Fakat 4. Fıkra hükmüne göre örgüte üye olduğu kabul edilen herkes örgütün işlediği suçlardan asli fail gibi cezalandırılmaktadır. Bunun yanında örgüt üyeliği tarifi genişletilmiş ve örgüte yardım etmekte üyelik sayılmıştır. Böyle olunca örgüt şemasına dâhil olan, olmayan ancak örgütle birlikte hareket eden, örgüte yardım eden herkes örgütün işlediği suçlardan sorumlu olmaktadır. Mesela; bir şike suçuna yardımcı rolünde katılan A, artık örgüt üyesi sayılmaktadır. Hem üyelik suçundan hem de işlenen suçtan sorumludur. Hâlbuki bu kişinin diğer şike suçlarına katılması söz konusu değildir. Üçüncü yargı reformu paketinde örgüte yardım halinde üyelik suçu oluştuğundan bu suçtan dolayı verilecek cezada indirim yapılmasına karar verilmiştir. Kabul edilen bir değişiklik önerisine göre de örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişiye örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilecek. Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi örgüt üyesi olarak cezalandırılacak, ancak örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza 3’te 1’ine kadar indirilebilecek.

Teselsül:
Bir suçun aynı suç işleme kararı ile aynı mağdura karşı farklı zamanlarda birden fazla işlenmesi halinde müselsel suç söz konusu olur. Mesela; aynı kömür deposundan birkaç gün arayla kömür çalmak halinde aynı depo sahibine karşı birden fazla hırsızlık suçu işlenmiş olmaktadır. Fakat bu suçların tamamı tek hırsızlık suçu sayılmaktadır. TCK 43/1 madde gereğince tek hırsızlık suçunun cezası bir miktar artırılarak verilmektedir. 6222 sy 11/10 maddesi bu konuda özel bir hüküm getirmiştir. Bu hükme göre “Bu maddede tanımlanan suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi halinde, bunlardan en ağır cezayı gerektiren fiilden dolayı verilecek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılarak tek cezaya hükmolunur.”
Aynı kişiye karşı işlense dahi çok uzun zaman aralıkları ile işlenen suçlar aynı suç işleme kararına bağlanamadığı için ayrı suç sayılmaktadır. Yine aynı zaman dilimi içinde işlenen suçlarda tek suç sayılmaktadır. Kömür çuvallarını aynı gece birkaç kez içeri girerek alan kişi birden fazla giriş çıkış yapmasına rağmen tek hırsızlık suçunu işlemiş olmaktadır. Çünkü değişik zamanlarda işlenmiş olmak şartı gerçekleşmemektedir. Bunun gibi şike ile şampiyonluğu kazanmaya karar veren bir takım yöneticisi, sezon içinde oynanacak olan maçlarda şike anlaşması yapmış olsa, müselsel suç hükümleri tatbik edilebilir. Fakat bu şike anlaşmalarının aynı suç işleme kararına bağlanabilmesi gerekir. Bir maçta şike yaptıktan sonra vazgeçen fakat birkaç maç işler kötü gidince bu fikrinden dönerek yeniden şike anlaşmaları yapan kişinin aynı suç işleme kararı ile hareket ettiği ileri sürülemez. Fakat şike anlaşmaları yapmak üzere örgütlenmek söz konusu ise artık aynı suç işleme kararının mevcudiyetini kabul etmek gerekir. Çünkü aynı suç işleme kararı ve işin sürekliliği kişileri örgütlenmeye itmiş olmaktadır. Bu sebeple örgütün varlığı kabul edildikten sonra müselsel suçun varlığı da zorunlu hale gelmektedir.
Müselsel suçta kural suçun aynı mağdura karşı işlenmesidir. Şike suçunun mağduru lider ve şampiyon olması muhtemel olan takımdır. Ayrıca bu suç kamuya karşı işlenen bir suçtur. Bu sebeple mağdurun aynı olması şartının şike suçunda gerçekleştiğini söylemek kabildir.
Burada müselsel suçun önemli bir ayrıntısını incelemek gerekir. Aynı maç için birden fazla futbolcu ile anlaşma yapmak halinde birden fazla şike suçu oluşmaktadır. Fakat bu suçları aynı kast altında toplamak mümkündür. Diyelim ki fail karşı takımın üç oyuncusunu otele çağırdı ve aynı anda üçüyle birlikte anlaşma yaptı. Bu halde Yargıtay’ın rüşvet suçuna ilişkin görüşü tek suçun oluştuğu yönündedir. Fakat bu futbolcularla birden fazla maç için sözleşme yapılırsa müselsel suç hükümleri uygulanmalıdır. Çünkü 6222 sayılı yasanın 11/1 maddesinde belirli bir müsabakadan bahsedilmektedir.
Aynı iş için birden fazla memura rüşvet verme halinde, tek rüşvet vermek suçu oluşur. Aynı işin değişik aşamaları için aynı ya da değişik memurlara rüşvet verilmesi halinde sanığın aynı suç işleme kararıyla hareket ettiği saptanırsa TCK. 80. madde uygulanabilir. (E. Çetin memur suçları sh 643)
Rüşvet alma suçlarında mağdur sayısının birden fazla olması durumunda, suç işleme kararında birlik bulunduğu takdirde müteselsil suç söz konusu olabilecektir. (Malkoç memur suçları sh 158)
Yargıtay’ın rüşvet suçuna münhasır olarak verdiği muhtelif kararlar şu şekildedir.
Muhtelif şahıslardan ayrı ayrı rüşvet alınması olayında kast birliğinden söz edilemeyeceği, sanığın her eyleminin ayrı bir suç teşkil edeceği gözetilmeyerek, suçun teselsül eylediğinden bahisle T.C.K. 80 inci maddesinin uygulanması, bozmayı gerekmiştir. 5.CD. 11.4.1979 432/896
Memurun iki ayrı tutukludan değişik zamanlarda rüşvet alması, suç işleme kararında değişiklik sebebiyle müteselsil değil müstakil iki rüşvet suçudur. 5. CD. 30.5.1979 1107/1550
Aynı maç için birden fazla sporcuya farklı zaman ve yerde, aynı suç işleme kararıyla şike anlaşması yapılması halinde teklif eden açısından müselsel şike yapmak suçu oluşur. Alan sporcular açısından ise ayrı ayrı şike yapmak suçu oluşur. Fakat sporcular kendi aralarında bir temsilci seçerek anlaşma yapmaya gönderseler, tek şike suçu oluşmaktadır. Yargıtay benzeri bir olayda rüşvet suçu için böyle bir karar vermiştir.
Memura verilmek üzere köylülerden para toplanması halinde para birçok kişiden toplanmış olmasına rağmen bir defada verildiği için tek rüşvet vermek suçu oluşur. 4. CD. 7.4.1946 7239/8440
Aynı sezonda aynı kişiyle birden fazla anlaşma yapılırsa, veren ve alan için müteselsil suç, aynı maç için birden fazla kişiyle anlaşma yapılması halinde, menfaati veren açısından müselsel şike yapmak suçu, alanlar açısından alan sayısınca şike yapmak suçu oluşmaktadır.

Ceza:
Şike suçunun cezası 6222 sayılı yasanın 11/1 maddesinde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası olarak belirlenmiştir. Her şike sözleşmesi için bu ceza verilecektir. Fakat şike sözleşmelerinin aynı suç işlemek kararı ile yapıldığı anlaşılırsa, 6222 sy nın 11/10 madde gereğince tek şike sözleşmesinden dolayı ceza verilecek ve artırılacaktır. Bu halde ceza dörtte birinden üçüne kadar artırılmaktadır.
6222 sayılı yasanın 11/1 maddesine göre şike yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Burada adli para cezasının alt sınırı belirtilmediğinden, 4237 sayılı yasanın 52/1 maddesine göre bu alt sınır 5 gün adli para cezası olarak belirlenecektir.
6222/9 maddesine göre Verilen hapis cezası hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez; verilen hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez. Böyle olunca hapis cezasının paraya veya söz gelimi kitap okumaya, içkili yerlere gitmekten mene çevrilmesi imkânsız hale gelmektedir. Kanun koyucu 10/12/2011 tarihinde 6259 sayılı yasayla değişiklik yaparken adeta hakim gibi hükmünü kurmuştur.
6222 sayılı yasanın 11/11 maddesine göre “Bu maddede tanımlanan suçlardan dolayı cezaya mahkûmiyet halinde, kişi hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesi hükümlerine göre, spor kulüplerinin, federasyonların, bünyesinde sportif faaliyetler icra edilen tüzel kişilerin yönetim ve denetim organlarında görev yapmaktan yasaklanmasına hükmolunur.”
TCK 53/1-e madde hükmüne göre ceza alan kişi “Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, Yoksun bırakılır.” Bu yoksunluklar kararın kesinleşmesi ile birlikte başlar, infazın bitmesi ile birlikte son bulur. TCK 53/2 maddeye göre “Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.”
Ancak TCK 53/5 maddede şike suçunun yöneticiler tarafından işlenmesi halinde ek bir yasaklamadan bahsedilmektedir. Madde hükmüne göre “Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir.” Mesela; 1 yıl hapis cezası verildiğinde cezanın infazından sonra işlemek üzere 6 ay veya 1 yıl hak yoksunluğu cezası verilecektir.
6222 sayılı yasanın 11/7 maddesine göre “Suçun spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, ayrıca bunlara, şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir. Ancak, verilecek idari para cezasının miktarı yüzbin Türk Lirasından az olamaz.”
6222 sayılı yasanın 23/3 madde hükmüne göre “Bu Kanun hükümlerine göre idari para cezasına ve diğer idari yaptırımlara karar vermeye, Cumhuriyet savcısı yetkilidir.”

Suçun nitelikli halleri:
6222 sayılı yasanın 11/4 maddesine göre “Suçun;
a) Kamu görevinin sağladığı güven veya nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle,
b) Federasyon veya spor kulüpleri ile spor alanında faaliyet gösteren tüzel kişilerin, genel kurul ve yönetim kurulu başkan veya üyeleri, teknik veya idari yöneticiler ile kulüplerin ve sporcuların menajerleri veya temsilciliğini yapan kişiler tarafından,
c) Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde,
ç) Bahis oyunlarının sonuçlarını etkilemek amacıyla, işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Birinci olarak kamu görevlilerinin şike suçunu işlemesi halinde ceza yarı oranında artırılarak verilecektir. Mesela; bir hakem şike yaparsa suçun nitelikli halini işlemiş olmaktadır. 6222 sayılı yasanın 20 maddesine göre “Spor müsabakalarında görev yapan hakem, gözlemci ve temsilciler bu görevleriyle bağlantılı olarak kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından kamu görevlisi sayılır.”
İkinci olarak Federasyon veya spor kulüpleri ile spor alanında faaliyet gösteren tüzel kişilerin, genel kurul ve yönetim kurulu başkan veya üyeleri, teknik veya idari yöneticiler ile kulüplerin ve sporcuların menajerleri veya temsilciliğini yapan kişiler tarafından, şike suçu işlenirse yine ceza yarı oranında artırılacaktır.
Üçüncü olarak şike suçu bir örgütün faaliyeti çercevesinde işlenirse yine artırım sebebi mevcuttur. Demek ki örgüt halinde bu suçu işlemek halinde hem örgüt üyesi olmak suçundan hem de nitelikli şike suçundan dolayı cezalandırılmak söz konusu olacaktır.
Dördüncü olarak bahis oyunlarının sonuçlarını etkilemek amacıyla, işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Bu dört halde suçun nitelikli şekli işlenmiş olmaktadır.

Teşvik şikesi suçu:
Bunların yanında bir de teşvik şikesi vardır. Bu şike türünde maçın tarafı olan takımlardan birine teklif yapılmakta ve iyi oyun sergilemeleri istenmektedir. Fakat bunu isteyen takımın kendi yöneticileri veya taraftarları değil, başka bir takımın mensuplarıdır. Böylece iyi oynayan ve galip gelen takım teklifte bulunan takımın ligde yükselmesini sağlamaktadır. Bu suç tipinde şike yapılan takımdan pasif olması değil, bilakis aktif bir oyun sergilemesi istenmektedir. Futbol ahlakının korunması için böyle bir hüküm konmuştur.
6222 sayılı yasanın 11/4 madde hükmüne göre “Suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenmesi halinde bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.”
Aktif şike suçu, pasif şike suçuna göre sportmenliğe çok aykırı bulunmadığından olsa gerek, cezanın yarı oranında indirilerek hükmedilmesi istenmiştir.
Suç prim verilmekle veya vaat edilmekle tamamlanmış olmaktadır. Aktif şike suçunda iştirak, teşebbüs ve teselsül konularında yaptığımız açıklamalar suçun bu tipi için de geçerlidir.
Bir takımın kendi oyuncularına prim vermesi veya vaat etmesi tabii olarak suç oluşturmayacaktır.

Etkin pişmanlık:
Etkin pişmanlık bir suçu işledikten sonra suçun sonuçlarını telafi etmek halinde söz konusu olmaktadır. Eğer kanunda özel bir hüküm varsa suç işledikten sonra neticeyi telafi eden faile ceza verilmemektedir.
TCK nun 36 maddesinde gönüllü vazgeçmek hükmü vardır. Bu maddede fail suçu işlemekten vazgeçmekte ve neticenin meydana gelmesini önlemektedir. Bu hüküm daha önce neticesi hareketten ayrı suçlarda söz konusu olmaktadır. Şike suçu gibi anlaşmakla oluşan suçlar hakkında bu maddenin uygulanma alanı yoktur. Şike suçunda ancak etkin pişmanlık söz konusu olabilir.
Fakat 6222 sayılı yasanın 11/8 maddesi hükmüne göre “Müsabaka yapılmadan önce suçun ortaya çıkmasını sağlayan kişiye ceza verilmez.” Buna göre maçtan önce anlaşmayı ihbar eden taraf ceza almayacaktır. Bunun için yetkili mercilere durum bildirmesi gerekecektir. Yakınlarına durumu anlatması ve şike anlaşmasından tek yanlı rücu etmesi yeterli değildir. Maçtan sonra yapılan itiraf ve ihbarın suçun oluşmasını engellemesi söz konusu değildir.
Örgüt kurmak ve üye olmak suçlarına ilişkin olmak üzere de TCK 221 maddede etkin pişmanlık hükümleri bulunmaktadır. Madde hükmüne göre;
[1] Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz.
[2] Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
[3] Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
[4] (8.7.2005 T. 5377 sk değ.) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi hâlinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi hâlinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.
[5] Etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur. Denetimli serbestlik tedbirinin süresi üç yıla kadar uzatılabilir.

Örnek olay çözümü:
Kaleci A, ya eski antrenörü B, rica eder ve ona şöyle der. “Senin üzerinde büyük emeklerim olduğunu biliyorsun. Benim hatırım için bu haftaki maçta bir gol ye. Bunun karşılığında sana istediğin parayı vereceğiz.” Bunun üzerine kaleci A, teklifi kabul eder. Fakat birkaç gün sonra maçtan önce arkadaşına konuyu açar. Arkadaşının ikazı üzerine şike yapmamaya karar verir. Fakat bunu B ye söylemez ve maçta söz verdiği gölü yemez.
Soru 1: Burada A ve B şike şuçunu işlemiş midir?
Cevap: Bu olayda A ve B şike suçunu işlemiştir. Daha sonra vazgeçerek verdiği sözü yerine getirmemesi sonucu değiştirmez.
Soru 2: B bu olayda A golü yemesine ve sözünü yerine getirmesine rağmen B parayı vermeseydi, şike suçu yinede oluşur muydu?
Cevap: A ve B şike suçunu işlemiş olurdu. Verilen sözlerin yerine getirilmesi şart değildir.
Soru 3: Kaleci A, maçtan önce anlaşmayı yetkili makamlara ihbar ederse şike suçu oluşur mu?
Cevap: Müsabaka yapılmadan önce suçun ortaya çıkmasını sağlayan kişiye ceza verilmez. Hatta şike için aldığı para veya sair menfaat almış olsa dahi, bunu yetkili mercilere teslim ederse yine cezalandırılmaz.
Soru 4: Bu olayda Kaleci A ya verilecek olan parayı C çanta ile getirseydi suça iştirak etmiş olur muydu ve iştirak derecesi ne olurdu?
Cevap: Genel iştirak hükümlerine göre şike anlaşmasıyla birlikte suç oluşmaktadır. Oluşan suça sonradan katılmak mümkün değildir. Ancak parayı ileten kişi anlaşmadan önce bu rolü üstlenmişse yardım eden olarak sorumlu olurdu. Fakat 6222 sayılı yasanın 2 maddesi özel bir hüküm getirerek anlaşmadan sonra suça asli fail olarak katılmayı mümkün görmüştür. Buna göre parayı anlaşmayı bilerek götüren kimse 11/1 madde hükmüne göre cezalandırılacaktır.
Soru 5: Bu olayda kaleci A yapılan teklifi kabul etmese idi, iki tarafta suç işlemiş olur muydu?
Cevap: Antrenör B nin teklifi kaleci A tarafından kabul edilmediğinde B, şikeye teşebbüs suçunu işlemiş olacaktır. Kaleci A ise herhangi bir suç işlemiş olmayacaktır.
Soru 6: B eski oyuncusu A ya para teklif etmiş olsaydı ve A ile paranın miktarı konusunda anlaşamasaydı ne olurdu?
Cevap: Bu halde B yine şikeye teşebbüs suçunu işlemiş olurdu. Gerçi A anlaşmaya hazırdır fakat para miktarını az bulmuştur. Kanun anlaşmayı şart koşmaktadır. Üstelik bu anlaşma gerçek iradelerin uyuşması şeklinde olmalıdır.
Soru 7: B nin şike teklifine A tamam deseydi ancak gerçek iradesi bu yönde olmasaydı ve verdiği sözü gerçek iradesine uygun olarak yerine getirmeseydi ne olurdu?
Cevap: Kanun rüşvet suçunda olduğu gibi şike suçunda da gerçek iradelerin uyuşmasını şart koşmuştur. Bu halde gerçek iradesi şike yönünde olan B şikeye teşebbüs suçunu işlemekte ancak A bu suçu işlememiş olmaktadır. Fakat A burada ispat yükü altındadır. Çünkü gerçek iradesinin şike yapmamak olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bunu da kendisine menfaat temin etmek isteyen B yi mesela parayı teslim etmeye gelirken yakalatmak suretiyle sağlamalıdır. Bu sebeple yakalatma şeklinde veya başka bir delille ispatlanmadıkça, gerçek masum iradenin kaleci A yı kurtarması mümkün değildir.
Soru 8: Antrenör B eğer bir örgüt şeklinde hareket ediyorsa sadece kaleci A ya değil de başka maçlarda da başka sporculara teklifler götürüyorsa ne olacaktır?
Cevap: B örgüt üyesi olduğundan dolayı ayrıca bu suçtan dolayı cezalandırılacaktır. Anlaşmaya konu her şike ayrı bir suçu oluşturur. Fakat aynı suç işleme kararı ile ve aynı amaç için anlaşmalar yapılıyorsa müselsel suç hükümleri uygulanır.
Soru 9: Kaleci A, bu şekilde bir çok takımla şike anlaşması yapıyorsa ne olacaktır?
Cevap: Kaleci A nın her yaptığı şike anlaşması kural olarak ayrı suç teşkil eder. Fakat bunu belli bir takımın lehine olarak aynı suç işleme kararına dayalı olarak yapıyorsa hakkında müselsel suç hükümleri uygulanır. Yani kendisine artırılmış tek ceza verilir.
Soru 10: Kaleci A ya antrenör B maçta gol yememesi ve yüksek performans göstermesi için teşvik primi vermişse yine suç olur mu?
Cevap: Kanunun 11/5 maddesine göre teşvik şikesi suçu işlenmiş olur ve A ve B her ikisi de 11/1 madde hükmüne göre cezalandırılır. Ancak indirimli ceza uygulanır.
Soru: 11: Hem kaleci A hem de antrenör B şike anlaşması yapıyor gibi gözüküyor ancak birbirlerini sınamak için bu şekilde icap ve kabul de bulunuyorlarsa ne olur?
Cevap: Görünüşteki iradelerin uyuşması önemli değildir. Gerçek iradeler uyuşmalıdır. Böyle sahte bir anlaşma ile şike suçu işlenemez. Aksi yönde fikirlerde mevcuttur.
soru: 12: Burada kaleci A antranör B nin teklifini hatır için kabul etseydi yine şike olurmuydu?
cevap: hatır için şike yapılması halinde kanunda yer alan sair menfaat temin etmek şartı gerçekleşmiş olmaz. ancak böyle bir şikeninde korunmasına imkan yoktur. bu sebeple anlaşmaya uyulması halinde suç oluşur. eğer anlaşmaya uyulmazsa sadece anlaşma yapılmış olması yetreli olmamalıdır.

[1] Karakol komutanı bulunan sanığın arama sırasında müştekiyi tabanca ile yakalanması üzerine, bu tabancanın muameleye konmayarak kendisine iadesi için ondan para istemesi, müştekinin de ruhsatsız tabanca taşımasının suç teşkil ettiğini bildiği halde sanığın teklifini kabul etmesi nedeniyle sanıkla müşteki arasında rüşvet sözleşmesi oluşmuştur. Herhangi bir nedenle müştekinin bu anlaşmadan rücu ederek verdiği parayı sanıktan istemesi ve onu şikayet etmesi oluşmuş bulunan rüşvet suçunu irtikaba dönüştürmez. 5.CD. E:1977/3783, K:1977/3769, Tarih:27.12.1977 Sanığın yapmamaya mecbur olduğu şeyi yapmak için müştekiden rüşvet istemek ve müştekinin de talep olunan bu parayı vermeyi kabul etmekle rüşvet anlaşması vuku bulmuş ve bu andan itibaren rüşvet suçu oluşmuştur. Sonradan müştekinin polis memuruna gidip şikayet etmek suretiyle vaki rücuu bütün unsurları ile teşekkül eden rüşvet suçunu ortadan kaldırmaz veya hukuki niteliğini değiştirmez. 5.CD. E:1976/3055, K:1976/3378, Tarih:26.11.1976
[/font]
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Şike Suçu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Mehmet Tan Yıldız'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
17-06-2012 - 17:59
(807 gün önce)
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 1 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 1 okuyucu (100%) makaleyi yararlı bulurken, 0 okuyucu (0%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
2793
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 11 saat 28 dakika 38 saniye önce.
* Ortalama Günde 3,46 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 74202, Kelime Sayısı : 9724, Boyut : 72,46 Kb.
* 6 kez yazdırıldı.
* 6 kez indirildi.
* 1 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1483
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,22519708 saniyede 14 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.