Ana Sayfa
Kavram Arama : THS Google   |   Forum İçi Arama  

Üye İsmi
Şifre

Aktif Makale Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasında Kanun Yolu

Yazan : M. İhsan Darende [Yazarla İletişim]
Avukat

Makale Özeti
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, uygulamada mahkemelerin iş yükünü azaltmak amacıyla kullanılabilmekte ve bireyler, uzun süreler boyunca aklanmayı beklemek zorunda kalabilmektedir. Bu sonuç ise makul sürede yargılanma yani “adil yargılanma hakkı”nı açıkça ihlal etmektedir. Aynı sakınca, suçtan zarar gören şahısları da kapsamaktadır: Faklı niteleme ile hükmedilen sınırlı cezalar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmekte ve bu kişiler adaletin tecellisi için, deneme süresinin sonunda verilecek düşme kararını bekleme zorunda kalmaktadır.

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINDA KANUN YOLU

CMK’nın 231. maddesine 5560 SY ile eklenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kurumu, Batılı ülkelerde uzun zamandır mevcuttur. Kurum 1950’li yıllardan bu yana Kara Avrupası hukuk sistemlerinde varlığını sürdürmektedir. Uygulama önce Anglo-Sakson hukukunda ortaya çıkmış ve daha sonra Avrupa ülkeleri ceza kanunlarında yerini bulmuştur. Örneğin Fransız hukukunda 02.02.1945 tarihli Kanunla çocuk suçlular bakımından uygulanmaya başlanmıştır. Daha sonra 1975 yılında yapılan değişiklikle yetişkinleri de kapsamına almıştır. Yine Belçika’da 29.06.1964 tarihli kanun değişikliği ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu Belçika hukuk sistemine de girmiştir[1].

CMK’nın 231. maddesine 5560 SY ile eklenen beşinci fıkra şöyledir: “Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. … Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.”

Kurum, modern ceza hukukunun, cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin ilkeleri ışığında değerlendirilmelidir. Pozitivist okulun klasik ceza okuluna en önemli katkılarından birisi, suç işleyen kişinin somut özelliklerini ve tehlike halini incelemeye alması ve yaptırımı bu inceleme sonucuna göre belirlemesidir. Modern ceza hukukunda suç işleyen bireyin kişilik özellikleri, onu suç işlemeye iten dâhili ve harici tüm sebep ve saikler incelenir, bu sebeplerin ortadan kaldırılmasına ilişkin tüm tedbirler alınır ve yaptırım da bu bağlamda tespit edilir. Modern hukukta infaz, sadece genel ya da özel önlemeyi hedef almaz: Bunlardan daha önemli olarak, suç işleyen bireyin topluma yeniden kazandırılmasını amaçlar. Suçla bozulan toplumsal barış ve kaybolan huzur ve sükûn, toplumsal gelişme imkânını zedeler. Bu da suç işleyen birey de dâhil olmak üzere tüm toplumun, doğa kanunlarını kavrama ve bunları kullanarak evrensel gidişi yönlendirme, dolayısıyla toplumsal refahı yükseltme imkânlarını zayıflatır. Bu sebeple suç için belirlenen yaptırımın, bozulan toplumsal barış ve sükûnu yeniden tesis etmeye, böylece toplumsal gelişme imkânını süreli açık tutmaya yönelmesi gerekir[2].

Hükmün açıklamasının geri bırakılması da işte bu amaca yöneliktir. Suç işleyen bireyin kişilik özelliklerini inceleyen yargıç, suç teşkil eden eylemin, onun kişilik özelliklerinin zorunlu sonucu olmadığını, daha çok dış koşullardan kaynaklanan arızi bir tepki niteliği taşıdığını, hayatının sonraki evresinde yeni suç işlemeye eğilimi bulunmadığını tespit ederse, yaptırımı kişiselleştirmesi açısından başvurabileceği yollardan birisi de hüküm açıklanmasını geri bırakmaktır.

Ancak bunun için gereken başka koşullar da mevcuttur: Öncelikle suç ağır nitelik taşımayacaktır. Bu da yaptırım dikkate alınarak belirlenecek, sonuç cezanın iki yılın altında kalması aranacaktır. Bu da yetmeyecek, mağdurun uğradığı zararın giderilmiş olması gerekecek ya da geri bırakma, zararın giderilmesi koşuluna bağlanacaktır. Bu koşul kurumun amacına çok uygundur. Gerçekten de nihai amaç, bozulan toplumsal barış ve huzuru yeniden tesis etmek olunca, bu amaca ulaşmanın ilk ve öncelikli koşulu, zararın giderilmesidir. Böylece zarar giderilir ve toplumsal barışın ilk adımı atılırsa, hükmün açıklanması geri bırakılabilecektir.

Kurumun gerektirdiği diğer koşullar, failin kişiliği ile ilgilidir: “Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması; mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması.[3]”
Görüldüğü üzere kurum, hem cezanın kişiselleştirilmesi bağlamında, yeniden suç işlemeyeceğine inanılan fail hakkında uygulanmaktadır ve amacı onu topluma kazandırmaya yöneliktir hem de ağır olmayan suçla bozulmuş toplumsal barış ve sükûnu yeniden tesis etmeyi hedeflemektedir: Zararın giderilmesi aranmaktadır.
Bu kurumun, mahkemelerin iş yükünü azaltmak gibi bir işlevi kesinlikle yoktur. Böyle olsa, yargılama süreci başlamadan önce bu yola başvurulurdu[4]. Bu sebeple kurumun kanun yolu olarak “itiraz”ın öngörülmüş olması da, bozma mahkemesinin (Yargıtayın) iş yükü ile ilgili değildir. CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca: “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.” Gerekçede kanun yolu şöyle açıklanmıştır: “Bu ayırım aynı zamanda hüküm ve kararların tâbi oldukları kanun yolunun belirlenmesinde de kolaylık sağlamaktadır. Hükümlere karşı istinaf yolu ve bunların dışında kalan yargılamanın durması, adlî yargı içerisinde kalan görevsizlik, yetkisizlik ve hükmün geri bırakılması kararlarına karşı da itiraz yolu açıktır./ Böylece yargılamanın durması kararının tâbi olacağı kanun yolu konusunda uygulamada zaman zaman çıkan tereddütler ortadan kaldırılmış, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 17/12/1930 gün ve 23/3l sayılı kararı doğrultusunda bu konunun itirazı kabil kararlardan olması benimsenmiştir.”
Geri bırakma kararının en yakın olduğu karar, “durma”dır. CMK’nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlesi uyarınca: “Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir.” Kanunun öngördüğü bir yargılama şartı gerçekleşmiş değilse, şartın gerçekleşmesini beklemek üzere verilen karar “durma”dır[5]. Durma kararı, gerçek bir hüküm niteliği taşımadığı için itiraz kanun yoluna bağlanmıştır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da, mahiyeti itibariyle durmaya benzediği için aynı kanun yoluna bağlanmıştır.
Gerçekten de CMK’nın 231. maddesi uyarınca: “(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;/ a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,/ b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,/ c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,/ karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur. … /(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir./ (11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.”
Görüldüğü üzere, geri bırakma kararı verildiğinde hüküm hukuki varlık kazanmamakta ve öngörülen deneme süresinde şartlar yerine gelmiş ise düşme kararı verilmekte, aksi takdirde ise açıklanarak yürürlüğe girmektedir. Denetim süresi içinde ise hüküm askıdadır. Bu sebeple de geri bırakma, mahiyeti itibariyle durma kararına benzemektedir.
Ancak bu düzenleme sonucunda şu sorunlarla karşılaşılmaktadır: İtirazı inceleyecek makam, yargılamanın esasına girebilecek midir? Girecek ise esas hakkında kararı itiraz makamı mı verecektir? İtiraz makamı esasa giremeyecek ise çok uzun olan deneme süresinde hüküm askıda kaldığından, sanığın ya da suçtan zarar görenin adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş olmayacak mıdır?
CMK’nın 271. maddesi uyarınca: “(2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir./ … /(4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir…”.
Bu hüküm uyarınca itiraz makamı, uyuşmazlığın esası hakkında karar verecek ve bu karar kesin olacaktır. Dolayısıyla geri bırakmaya itirazda, itiraz makamı esasa dair karar verirse bu karar kesin olacak ve Yargıtay denetiminden geçmeyecektir. Bu sebeple geri bırakmaya itirazda, itiraz makamının uyuşmazlığın esası hakkında karar vermesi mümkün değildir. Nitekim Yargıtayımız birçok kararında bu hususu dile getirmektedir[6].
Oysa hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesinin örtülü koşulları arasında, sanık hakkında beraat kararı verilmesinin mümkün olmaması ya da iki yıldan fazla ceza verilecek olmaması da bulunmaktadır. Gerçekten de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, ancak mahkûmiyet hükmü kurulmuşsa (ve ceza iki yılın altında ise) verilebilir[7]. Diğer yandan CMK’nın 223/9. maddesi uyarınca: “Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.” Bu sonuncu hükmün amacı açıktır: Suç isnadı ile karşılaşan sanığın asıl menfaati aklanmaktadır. Suç işlemediğinin derhal ortaya çıkması, sanığın kamuoyu nezdinde aklanması için vazgeçilmez koşuldur ve bu durumda, durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararları verilemez. Çünkü mezkûr kararlar, sanığın kamuoyu nezdinde aklanmasını sağlamayacaktır.
Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Adil yargılanma hakkının kapsamını belirleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi uyarınca: “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
Bu düzenlemeler karşısında, beraat etmeyi uman bir şahıs hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve bu hükmün açıklanması da geri bırakılmış ise bu karara vaki itirazı inceleyecek makam nasıl karar verecektir? Eğer mevcut uygulamada olduğu gibi, itiraz makamının esasa giremeyeceği kabul edilirse, sanık, denetim süresi boyunca aklanmayı bekleyecektir. Üstelik uygulamada bu kurum, bilhassa Yargıtayın iş yükünü azaltmak amacıyla kullanılabilmekte (kararlar diğer yönler incelenmesizin sadece bu sebeple bozulmakta) ve bireyler, uzun süreler boyunca aklanmayı beklemek zorunda kalabilmektedir. Bu sonuç ise makul sürede yargılanma yani “adil yargılanma hakkı”nı açıkça ihlal etmektedir. Aynı sakınca, suçtan zarar gören şahısları da kapsamaktadır: Faklı niteleme ile hükmedilen sınırlı cezalar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmekte ve bu kişiler adaletin tecellisi için, deneme süresinin sonunda verilecek düşme kararını bekleme zorunda kalmaktadır.
O halde geri bırakma kararını inceleyen itiraz makamı nasıl karar vermelidir? Kanımca çözüm basittir: Nasıl ki durma kararını inceleyen itiraz makamı, bu kararı hukuka aykırı bulursa, durmayı kaldırıp, yargılamanın devam etmesini sağlıyorsa, geri bırakmanın örtülü koşullarının ihlal edildiğini belirleyen itiraz makamı da aynı şekilde hareket etmeli ve hükmün açıklanmasına karar vermelidir. Yani itiraz makamı geri bırakma kararının sadece açık değil, örtülü koşullarını da değerlendirmelidir[8]. Bu değerlendirmede beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna varıyorsa, bu örtülü koşul yerine gelmiş olmadığından hükmün açıklanmasına karar vermeli ve böylece temyiz yasa yolunu açmalıdır. Hüküm açıklanınca taraflar temyiz yasa yoluna gidebilmeli, ancak yasa yoluna sadece sanık yararına gidilmiş ise CMK’nın 283 ve 307/4 maddelerindeki kazanılmış haklar saklı tutulmalıdır. Yani Yargıtay beraat kararı verilmesi gerekmediği sonucuna varır ve yasa yoluna sadece sanık yararına başvurulmuş olursa, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını muhafaza etmelidir. Önerilen bu yolda, itiraz makamı esas hakkında karar vermemektedir. Ancak geri bırakmanın örtülü koşullarını da değerlendirmekte ve bu koşulların gerçekleşmediği sonucuna varırsa, bu hususu belirtmek suretiyle, sadece hükmün açıklanmasını sağlamakta, yani durma kararının kaldırılmasına benzer bir karar vermektedir. Böylece makul süre içinde yargılanma hakkının ihlali önlenmektedir. CMK’nın 223/9. maddesi de bu uygulamayı haklı kılmaktadır[9].
Diğer yandan Yargıtay, önüne gelen uyuşmazlıklarda, diğer yönler incelenmeksizin, sadece 231. madde yönünden bozma yapmaktan vazgeçmeli, öncelikle geri bırakmanın örtülü koşullarının varlığını inceleyerek hüküm altına almalıdır.
Ancak uygulamanın bu yolda gelişmesi kuşkuludur. Bu sebeple kanun koyucunun, geri bırakma kararının kanun yolunu yeniden düzenlemesi ve yukarıdaki açıklamayı CMK’ya dercetmesi yararlı olacaktır. Önerilen düzenleme şudur: CMK 231/12: Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. İtirazı inceleyen makam, beraat kararı ya da farklı niteleme sebebiyle iki yıldan fazla ceza verilmesi gerektiği sonucuna varırsa ya da yukarıda düzenlenen koşulların gerçekleşmediğini tespit ederse, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldırır ve hükmü açıklar. Tarafların bu karara karşı istinaf veya temyiz yasa yoluna başvurma hakları ile sanık yararına doğmuş kazanılmış hakka ilişkin hükümler saklıdır.[10]”
Bu düzenleme yapıldığı takdirde, adil yargılama hakkı gerçek anlamda tesis edilebilecek ve itiraz makamının başvuruyu reddetmesi durumunda ise olağanüstü kanun yollarından (bilhassa kanun yararına bozma) yararlanılabilecektir.

Av. M. İhsan DARENDE






[1] Zekiye Özen İnci, Ceza Muhakemesinde Yeni Bir Açılım: Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, İzmir Barosu Dergisi Temmuz 2007
[2] M. İhsan Darende, Ceza Felsefesi Açısından Ceza Sorumluluğu, Kastamonu Barosu Dergisi Ekim 2009
[3] CMK 231/6-a ve b
[4] CMK 171/2 ve 3’te düzenlenen “kamu davasının açılmasının ertelenmesi” kurumu, bu amaca da yöneliktir.
[5] Prof. Dr. Nurullah Kunter, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Sekizinci Bası, Sayfa: 869
[6] Örneğin CGK’nın 07.04.2009 tarih ve 2009/3-64E-2009/83K sayılı kararı, CGK’nın 03.02.2009 tarih ve 2009/4-13E-2009/12K sayılı kararı
[7] CMK 231/5: “Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.” Buna göre beraat kararının açıklanması geri bırakılamaz.
[8] Makale kaleme alındıktan sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.01.2013 t. ve 2012/10-534E-2013/15K sayılı kararında, içtihadını olumlu yönde değiştirmiştir:
"Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itirazlarda, kararın sadece suça ve sanığa ilişkin objektif şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı olarak incelenmesi uygulamasının ihtilaf konusu hususlara köklü çözüm sağlamadığından bahisle öğretide yoğun olarak eleştirildiği görülmektedir: <İtiraz mercii, sadece CMK’nın 231. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği hususuyla sınırlı bir inceleme yapmayacaktır. İtiraz mercii, bu inceleme kapsamında sübuta ilişkin değerlendirme de yapabilecektir. Örneğin sanığa yüklenen suçun oluşmaması sebebiyle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle itirazın kabulü yönünde karar, yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması kararı, verilebilir. Keza, itiraz mercii, vasıf değişikliği nedeniyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir. Örneğin kasten yaralama olarak nitelendirilen fiilden dolayı sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde; itiraz mercii, sanığa yüklenen fiilin kasten yaralama suçunu değil de kasten öldürme suçuna teşebbüs olarak nitelendirmek suretiyle de itirazın kabulü yönünde karar verebilir. Yine, örneğin görevi kötüye kullanma suçundan dolayı sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde; itiraz mercii, sanığa yüklenen fiilin görevi kötüye kullanma suçunu değil de, zimmet veya icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturduğu gerekçesiyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir> (İzzet Özgenç, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, 3. Yılında Ceza Adalet Sistemi- Hukuk Devletinde Suç Yaratılmasının ve Suçun Aydınlatılmasının Sınırları Sempozyumu, İstanbul Kültür Üniversitesi, Seçkin, 2008, s.54-55; Cumhur Şahin- Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara, Seçkin, C.2, s.159-161, 203)İtiraz incelemesi sonucunda nasıl bir karar verileceği ve bu bağlamda CMK'nın 271/2. maddesinde yer alan; <İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir> şeklindeki düzenlemenin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde de durulmalıdır. Kanunun 271/2. maddesindeki düzenlemeye göre, merci, itirazı yerinde görürse itirazın kabulüyle birlikte <itiraz konusu> hakkında da karar verecektir. Başka bir anlatımla merci, itirazı kabul ettiğinde, verilmesi ya da kaldırılması gereken bir karar varsa bunu kararı veren mahkemeye bırakmadan kendisi vermeli ya da kaldırmalıdır, örneğin görevsizlik kararına yönelik bir itirazı inceleyen merci, itirazı yerinde görürse aynı zamanda görevsizlik kararını da kendisi kaldırmalıdır. Dolayısıyla, kanunda yer alan <İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir> hükmü, itirazı kabul eden merciin sadece <itiraz konusu> hakkında karar vermesi şeklinde anlaşılmalıdır. Buna karşın bu hüküm itiraz konusu dışında dosyanın esası hakkında da yargılamayı sonuçlandıracak (örneğin görevsizlik kararını kaldıran merciin dosyanın esası hakkında karar vermesi ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararı kaldıran merciin hükmü açıklaması gibi) bir karar vermesi gerektiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 26.10.2009 gün ve 182-209 sayılı kararında; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yapılan itirazı inceleyen merciin, itirazı yerinde görmesi halinde dosyayı hükmün açıklanması için yargılamayı yapan asıl mahkemesine göndermesi gerektiği kabul edilmiştir (bu alıntıda altı çizilen yerler tarafımdan işaretlenmiştir M.İ.D.). Bu açıklamalar gözönüne alındığında itiraz kanun yolu incelemesinin kapsamına ilişkin olarak somut olay değerlendirildiğinde; İtiraz mercii, o yer Cumhuriyet savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da TCK'nın 191/2. maddesi gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir."

Bu içtihattaki değişiklik sevindirici ve umut vericidir. Ancak aynı içtihattaki şu görüşlere katılmak mümkün değildir:

"CMK’nın 271/4. maddesindeki; <Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir> hükmü uyarınca, merci tarafından itiraz başvurusu üzerine <itiraz konusu> hakkında verilen kararlar kesin olup, artık mahkemece yeni bir değerlendirme yapılmadan aynı kararın verilmesi söz konusu olamayacaktır. İtiraz merciince, itiraz olunan kararın kaldırılmasına müteakip, yetkili ve görevli kılınan mahkemenin yargılama sonunda vereceği hüküm, yeni hüküm sayılacağından (altı tarafımdan çizilmiştir M.İ.D.), bu hükme karşı itiraz veya temyiz yolu açık olacaktır. Bu itibarla, gerek yargılamaya devam edecek olan yerel mahkeme, gerekse verilecek kararın temyiz edilmesi halinde Yargıtay, itiraz merciinin belirlediği suç vasfıyla bağlı olmayacaktır. Bu nedenle, sonuç olarak yerel mahkeme kararına karşı o yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan başvurunun itiraz kanun yoluyla ve 5271 sayılı CMK'nun 267-271. maddeleri uyarınca hem maddi olay hem de hukuki yönden itiraz merciince incelenmesi gerektiğinden itiraz mahiyetindeki istem konusunda bir karar verilmek üzere dosyanın itiraz merciine gönderilmesi için mahalline iadesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir."

Bu son paragraftaki açıklamalara göre Ceza Genel Kurulu, itirazı bir bozma yasa yoluna dönüştürmüştür. Çünkü hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kaldırılan mahkemenin yeniden yargılama yapacağı ve yeniden hüküm kuracağı üstelik bu hükümde itiraz makamının kararı ile bağlı olmayacağı açıklanmıştır. Oysa CMK 271/2 uyarınca itiraz, bir bozma yasa yolu değildir. Bu sebeple itiraz makamı, itiraz konusu hakkında da karar verir. Bu sebeple geri bırakma kararı kaldırılan mahkemenin, sanki kararı bozulmuş gibi yeniden yargılama yapması ve yeniden hüküm kurması mümkün değildir. Üstelik CGK görüşüne göre mahkeme yeniden yapacağı yargılamada itiraz makamının görüşü ile bağlı değildir. O halde eski hükmü yeniden kurarsa ne olacaktır? Yeniden yargılama yapacağına göre bu yeni yargılamada yeni deliller elde ederek vereceği hükmün açıklanmasını yeniden geri bırakabilecek demektir. Bu durumda ise bir kısır döngü yaşanacağı aşikârdır. Nitekim itiraz makamının kaldıracağı karar, geri bırakmaya ilişkin olandır. Geri bırakmanın kaldırılması, yeniden yargılama yapılmasını değil, hükmün açıklanmasını gerektirir. Hüküm açıklandığında ise artık temyiz yoluna gidilebilecek ve burada sanığın kazanılmış hakları korunacaktır. Aksi takdirde, itiraz yoluna sadece sanığın gitmesi halinde kazanılmış haklar ihlal edilebilecektir. Şöyle ki: sanığın itirazı üzerine itiraz makamı, geri bırakma kararını kaldırdığında, mahkeme yeniden yargılama yapıp yeni bir karar verecek ise bu karar ayrı bir yasa yoluna tabi olacaktır. Bu kez iddia tarafı sanık aleyhine yasa yoluna başvurabilecektir. Çünkü yeni bir karar mevcuttur. Bu kez yeni yasa yolu incelemesinde iddianın temyiz talebi kabul edilirse, geri bırakma kararına aleyhte itiraz olmaması sebebiyle sanık yararına doğmuş kazanılmış hak ihlal edilmiş olacaktır. Bu açmazdan kurtulmanın tek yolu, itiraz makamına hükmü açıklama yetkisi tanımak ve geri bırakmaya itiraz etmemiş olan tarafın, açılanan hükme karşı yasa yoluna gitme hakkını, kazanılmış hakkın ihlal edilmemesi şartına bağlamaktır. Bunun için CMK’nın 283 ve 307/4 maddeleri yeterlidir.
[9] CMK 223/9: ““Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.”
[10] Bu makale kaleme alındıktan sonra, 25.07.2010 tarihinde, CMK’nın 231. maddesinin 6. fıkrasına 6008 SY’nin 7. maddesi ile şu hüküm eklenmiştir: “Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” Adil yargılanma hakkı ihlaline karşı bir ölçüde tedbir anlamı taşıyan bu değişiklik, suçtan dar anlamda zarar gören süjelerin ihlal edilen menfaatlerini korumaya yetmediği gibi, pratikte sanıklar açısından yararlı sonuçlar doğurmamıştır. B uygulamayı kabul edip etmediği sorulan sanıklar, kabul doğrultusunda beyanda bulunduklarında, eylemi ikrar etmiş gibi değerlendirileceklerinden endişe etmektedirler. Üstelik bu uygulamayı kabul etmediklerinde, lehlerine olabilecek erteleme veya tedbire çevirme müesseselerinin de uygulanmayabileceğini, kısaca uygulamayı reddetmelerinin, hâkimlerin objektif değerlendirme yapmasını engelleyebileceğini düşünmektedirler. Dolayısıyla sanıkların, serbest irade ile seçimde bulunduklarını kabul etmek mümkün değildir.
Bu makaleden kısa alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :

"Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasında Kanun Yolu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı M. İhsan Darende'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.


[Yazıcıya Gönderin] [Bilgisayarınıza İndirin][Arkadaşa Gönderin] [Yazarla İletişim]
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
» Makale Bilgileri
Tarih
10-04-2010 - 15:03
(1656 gün önce)
Makaleyi Düzeltin
Yeni Makale Gönderin!
Değerlendirme
Şu ana dek 15 okuyucu bu makaleyi değerlendirdi : 13 okuyucu (87%) makaleyi yararlı bulurken, 2 okuyucu (13%) yararlı bulmadı.
Okuyucu
18906
Bu Makaleyi Şu An Okuyanlar (1) :  
* Son okunma 3 saat 10 dakika 18 saniye önce.
* Ortalama Günde 11,41 okuyucu.
* Karakter Sayısı : 24109, Kelime Sayısı : 3197, Boyut : 23,54 Kb.
* 4 kez yazdırıldı.
* 6 kez indirildi.
* 3 okur yazarla iletişim kurdu.
* Makale No : 1186
Yorumlar : 0
Bu makaleye henüz okuyucu yorumu eklenmedi. İlk siz yorumlayın!
Makalelerde Arayın
» Çok Tartışılan Makaleler
» En Beğenilen Makaleler
» Çok Okunan Makaleler
» En Yeni Makaleler
THS Sunucusu bu sayfayı 0,10448790 saniyede 13 sorgu ile oluşturdu.

Türk Hukuk Sitesi (1997 - 2013) © Sitenin Tüm Hakları Saklıdır. Kurallar, yararlanma şartları, site sözleşmesi ve çekinceler için buraya tıklayınız. Site içeriği izinsiz başka site ya da medyalarda yayınlanamaz. Türk Hukuk Sitesi, ağır çalışma şartları içinde büyük bir mesleki mücadele veren ve en zor koşullar altında dahi "Adalet" savaşından yılmayan Türk Hukukçuları ile Hukukun üstünlüğü ilkesine inanan tüm Hukukseverlere adanmıştır. Sitemiz ticari kaygılardan uzak, ücretsiz bir sitedir ve her meslekten hukukçular tarafından hazırlanmakta ve yönetilmektedir.